Plajları, tepeleri ve tropik bitki örtüsüyle Rio de Janeiro eşsiz bir şehir.

Daha önce gittiğim şehirler arasında hevesle gezdiğim ancak eve dönmekten de mutluluk duyacağımı düşündüğüm yerler oldu. Öte yandan bir süre yaşamak için bahanemin olmasını istediğim şehirler de vardı. Ne var ki, Rio de Janeiro’da çok daha radikal bir his bürüdü içimi: Burada doğmadığıma pişman oldum. Rio de Janeirolular dünyanın en güzel şehirlerinden birinde yaşadıkları için çok şanslılar: Neredeyse yüzde 20’si bitkilerle kaplı bu şehir dünyanın en büyük kent ormanına ev sahipliği yapıyor. Burada bakımlı bahçelerden değil şehri bir lokmada yutmak istiyormuş gibi görünen “bitkisel güç”ten bahsediyoruz: Güçlü yeşil tepelerin ve göz alıcı plajların sıra dışı birleşimi şehri eşsiz kılıyor. Bir çeşit duygu ve sevinç yarışmasındaymışçasına parlak renkli kıyafetler giyen, yürüyüşleriyle panterleri andıran kadınlar ve sokaklardaki orkideler şaşkına çeviriyor beni seyahatimin başında.

Biraz rahatlamak için plaja gidiyorum ve şehrin kalbinin plajlarda attığını çok geçmeden anlıyorum. Rio’da plajlar, elinizde bir kitapla güneşlenmekten ziyade arkadaşlarınızla buluşacağınız, sohbet edeceğiniz, ders çalışacağınız; âşık olacağınız, spor yapacağınız ve iş görüşmeleri yapacağınız yerler. Rio de Janeirolular işe giderken veya okuldan dönerken plaja uğramak için mutlaka bir bahane buluyorlar. Deniz kenarında olmak, nefes almak kadar gerekli onlar için.

Copacabana, Ipanema ve Leblon, Rio’daki yaklaşık 50 plajın yalnızca dokuz kilometrelik bölümünü kaplıyor. Copacabana, şehrin tarihî merkezinden güneye doğru Praia do Arpoador (Zıpkıncı Plajı) adlı, kayalık masif boyunca uzanırken Ipanema ve Leblon’u oluşturan körfezden ayrı, büyük bir körfezi andırıyor. Burada her iki taraftan da muhteşem manzaraları izleyebilir, sörf dersi alabilir veya İki Kardeş Tepesi’nin ardındaki Leblon’da batan güneşi seyredebilirsiniz. Büyük otel zincirlerine yakın Copacabana turistlerin uğrak noktası olsa da yerli halk Ipanema ve Leblon’u tercih ediyor.

Dünyanın en ünlü plajlarından olan bu üç plaj 12 bölgeye ayrılıyor. Bir-altı arası Copacabana’da, yedi-on iki arası ise Ipanema ve Leblon’da. Bu bölgeler şehre gizlenmiş kulüpleri temsil ediyor. Beşinci bölgede turistler ve şehirde yaşayan emekli çiftler, Ipanema’daki dokuzuncu bölgede ise gençler toplanıyor. Küçük çocukları olan aileler 10’uncu bölgeyi, fitness meraklıları ise 11’inci bölgeyi tercih ediyor. Leblon’un ucunda yer alan 12’nci bölgede Rio’nun en güzel kadınlarının bir araya geldiği söyleniyor. Deniz kenarındaki bulvarda Copacabana’da dalga, Ipanema ve Leblon’da çember resimleriyle kaplı geniş kaldırımları daha da genişleten özel bir bisiklet ve paten yolu var. Bu yol hafta sonları yayalara açılıyor.

Rio’nun büyüsünün tek kaynağı plajlar değil. Şehrin tarihî merkezinde İspanyol mimar Santiago de Calatrava’nın tasarladığı muhteşem Tomorrow Müzesi’ni geziyorum. İnsanlığın önümüzdeki yıllarda sürdürülebilirlik ve bir arada yaşama konusunda karşılaşacağı fırsatları ve zorlukları araştıran müze eğlenceli ekranlar ve cihazlarla oynayan çocuklarla ayrıca dolup taşıyor. 

2016 Olimpiyatları için sokak sanatçısı Kobra’nın dünyadaki etnik gruplara ithaf ettiği devasa Etnias duvar resmi birkaç sokak ötede yer alıyor. Sömürgecilik döneminden bir kartpostalı andıran Confeitaria Colombo’ya yürüyorum tarihî binalar arasından. Portekizli göçmenlerin 1894’te açtığı kafe dünyadaki en güzel 10 kafeden biri seçilmiş. İlk katında mükemmel bir büfe menüsü sunuluyor.

Güneye doğru devam ettiğinizde 1750’de açılan ve her biri 64 metre boyunda kırk iki kemerden oluşan tarihî Arcos da Lapa su kemerine ulaşıyorsunuz. 1896’dan bu yana Santa Teresa Tepesi’ni aşarak aynı adı taşıyan mahalleye ulaşan ilginç bondinho (kelimenin tam anlamıyla bir elektrikli tramvay) bu kemerin üstünden geçiyor. “Rio de Janeiro’nun Montmartre’si” olarak da bilinen, Arnavut kaldırımlı sokaklarıyla sömürge döneminin büyüsünü taşıyan ve XVIII. yüzyıldan kalma binalara ev sahipliği yapan Santa Teresa dış mekânda resim yapan sanatçılar için ideal bir ortam sunuyor. Lapa’dan Santa Teresa’ya geçmenin diğer yolu da Şilili sanatçı Selarón’un kırmızı, yeşil ve sarı seramikler döşediği 215 basamağıyla 125 metre yüksekliğindeki Escadaria Selarón.

İhracat fuarı kapsamında samba gösterileri düzenlenecek sanıp gece Lapa’ya, Rio Scenarium’a dönüyorum… Yanılmışım! Rio Scenarium, Rio de Janeiroluların sanki dünya ertesi gün batacakmış gibi dans ettiği ve sevdikleri samba şarkılarını söylediği eski, üç katlı bir bina. Dansın Güney Amerika’nın bu devasa ülkesinin bel kemiği ve en popüler eylemi olduğu açıkça görülüyor. 

Heyecan dolu bir deneyim ertesi gün beni bekliyor: Rio’nun üzerinde helikopterle uçmak. Şehrin kumsalları ile denizi arasındaki hattı seyrediyorum 15 dakika boyunca: Yarım ay şeklindeki Copacabana, Ipanema, Leblon, Sugarloaf Dağı, Corcovado, Guanabara Körfezi ve Limanı, Freitas Lagünü’nün koyu suları, mistik Maracanã Stadyumu ve 137 hektarlık Botanik Bahçesi. Bu, gerçekten de unutulmaz bir deneyim.

Şehrin panoramik manzarasını görmek için başka seçenekleriniz de var elbette. Bu harika manzaraları Rio de Janeiro’nun tartışılmaz simgesi Cristo Redentor’un (Kurtarıcı İsa) da bulunduğu iki tepeli Corcovado’dan (Portekizcede “kambur”) da seyredebilirsiniz. 710 metre yüksekliğindeki tepeye arabayla veya Cosme Velho istasyonundan yarım saatte bir kalkan trenle çıkabilirsiniz. Mümkün olduğunca çok şey görebilmek için bulutsuz bir günde gidiyorum. 20 anıt arasından seçilerek Dünyanın Yeni Yedi Harikası Listesi’ne dâhil edilen bu heykel, kollarını sonsuzluğa 1931’de açtı. 38 metre yüksekliğindeki heykel, Rio ile aynı mesajı veriyor: Gelenleri kolları açarak karşılamak! Cristo Redentor’u özel bir noktadan görmek için akşamüstü iki teleferikle Sugarloaf’a gidiyorum. 396 metre yüksekliğindeki bu dağ, Corcovado’dan alçak olsa da 360 derece panoramik manzara sunan çok sayıda platforma ev sahipliği yapıyor.

Futbol tutkunları efsanevi Maracanã Stadyumu’nda rehberli bir tura katılabilir ve pek çok unutulmaz takımın çıktığı tünelden geçerek sahaya girebilir. Ayrıca Brezilya A Millî Futbol Takımı’nın 2016 yılında açılan müzesini ziyaret edebilir ve Pelé’den Neymar’a yıldızların imzaladığı formaları, 190 kupayı, beş Dünya Kupası’nı da görebilirsiniz. Günümü Rio’nun banliyölerindeki Roberto Burle Marx Sit Alanı’nda geçirmeyi tercih ediyorum. Burada toplam büyüklüğü 350 bin metrekareyi aşan etkileyici bahçelerde pek çoğunun nesli tükenmekte olan yaklaşık 3 bin 500 bitki türü bulunuyor. Brezilyalı ünlü peyzaj mimarı ve sanatçı Roberto Burle Marx, 1949’dan vefat ettiği 1994 yılına kadar burada yaşamış.

Bossa nova’nın babasının adını onurla taşıyan Antonio Carlos Jobim Uluslararası Havalimanı’nda uçağa binmeyi beklerken böylesine muhteşem bir şehirden ayrılmanın hüznünü duyuyorum. Öte yandan, şehrin karakteristik zarafetinin andığım bu yerlerin tam olarak hangisinde gizli olduğuna da karar veremiyorum.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi