18 Mart 1915’te Türk güçlerinin büyük zaferiyle sonuçlanan Çanakkale Deniz ve Kara Savaşları’ndan tam 105 yıl sonra, Türkiye ile Avustralya ve Yeni Zelanda arasında kurulan barış ve dostluk köprüsü güçleniyor.

Çanakkale Deniz ve Kara Savaşları’nın üzerinden bir asrı aşkın zaman geçmesine rağmen araştırmacılar, efsanevi muharebenin kayıp sırlarını aydınlatmak için çalışmalarına devam ediyor. 1915’te, Birinci Dünya Savaşı’nın ortalarında, Gelibolu’da yüz binlerce insan hayatını kaybetti. Öyle ki tarihçiler yaşanan trajediyi, “Gelibolu kıyma makinesi gibiydi!” şeklinde yorumluyor. Çanakkale Kara Savaşı ünlü olmakla birlikte, aslında şiddetli çarpışmalar denizde başladı. Çanakkale Boğazı’nı geçmeye çalışan Müttefik Güçleri’ne ait görkemli bir filo, Kuzeybatı Anadolu kıyılarını savunmaya çalışan Türk askerleri tarafından durduruldu. Bu çarpışmaya dair pek çok kalıntı günümüzde Gelibolu Yarımadası’nda ziyaret ediliyor


Tarihin Seyrini Değiştiren Boğaz

Peki bu büyük savaş için neden Gelibolu seçildi? Çünkü Çanakkale Boğazı, Karadeniz’den Akdeniz’e açılan tek suyolu. 1915 yılında İngiltere Deniz Kuvvetleri, zayıf düşen Osmanlı Devleti’ni mağlup etmek için bir plan yaptı. Böylece Birinci Dünya Savaşı en hızlı biçimde sona erdirilecekti. Plan cüretkâr ve sadeydi. Dev bir deniz filosu Osmanlı savunmasını yararak boğazlardan geçecek, ardından Anzak (Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu’nun baş harflerinden oluşan kısaltma) askerleri kara savaşı ile siperleri teslim alacaktı. Ardından başkent İstanbul’u ele geçirip zayıf düşen Rus ordusunu desteklemek için malzeme ve silah göndereceklerdi. Bu sayede Çarlık Rusya’sı ayakta tutulacak, yaklaşan Bolşevik İhtilali bertaraf edilecekti. Daha da önemlisi Rusların doğudan Almanya’ya saldırması sağlanarak tarihin seyri değiştirilecekti. İngiliz Devlet Başkanı Winston Churchill, bu planın başarıya ulaşacağından emindi. Stratejik öneme sahip İstanbul Boğazı’nın sadece iki hafta içerisinde ele geçirilmesi hedefleniyordu. Ancak bu kestirme yol, hedeflendiği gibi zafere değil, felakete giden yol oldu. Avustralyalı Donanma Tarihçisi David Stevens, hakkında az şey bildiğimiz Çanakkale Deniz Savaşı ile ilgili olarak şunları söylüyor: “Açıkçası araştırmalarımı derinleştirene dek Gelibolu’da bu kadar çok müttefik gemisinin batırıldığını bilmiyordum. Bölgede yürüttüğümüz kapsamlı araştırmaların sonunda gördük ki denizin dibi batıklarla dolu! Bu, daha önce hiç duymadığım bir şeydi!”


Anzak Koyu'nda Sabahlamak

Bu çarpıcı bilgiler ışığında, insanlık tarihinin en çetin savaşlarından birinin izlerini sürmek üzere Gelibolu Yarımadası’na doğru yol alıyorum. Aslında bu, Çanakkale ile ilk buluşmam değil. İlk gençlik yıllarımdan bu yana pek çok kez ziyaret ettiğim bölgede her defasında yeni bilgiler edinmek Çanakkale’ye ve burada cereyan eden savaşlara duyduğum merakı büyütüyor. Burada 1915’te vuku bulan savaşlara ilgi duyanlar, sadece Türkler değil elbette. Her yıl binlerce Avustralyalı, Yeni Zelandalı, Fransız ve İngiliz ziyaretçi, Çanakkale Savaşları’nda hayatını kaybeden atalarını anmak üzere Gelibolu’ya geliyor. Türk tarafı ise 1915’teki Büyük Zafer’in anısına 18 Mart’ta anma törenleri düzenliyor. Her yıl hem Türkiye’de hem de Avustralya ve Yeni Zelanda’da, bir öncekine kıyasla daha çok sayıda onur ve saygı etkinliği gerçekleştiriliyor. Çanakkale’de on binlerce kayıp veren Anzakların torunları 24-25 Nisan tarihlerinde Gelibolu Yarımadası’nda yapılacak anma etkinliklerinin unutulmaz olması için yoğun çaba sarf ediyor. Kendi ülkelerinin medyası da konuya büyük ilgi gösteriyor. Avustralya, Gelibolu Yarımadası Millî Parkı’nda bulunan Anzak Koyu’ndaki tören alanının kapasitesinin artırılmasını Türkiye’den resmen talep etmiş. Törenlere katılacak şanslı kişilerin yoğun talep nedeniyle kura ile belirleneceği açıklanmış. Bugüne dek yapılan anma etkinlikleri için Türk halkının gösterdiği büyük dostluğa ve misafirperverliğe minnettar olduklarını belirten Avustralya 2015’i “Avustralya’da Türkiye Yılı” ilan etmişti. 


Bir Yarımada, Bir Ritüel

Avustralyalılar ve Yeni Zelandalılar bu yıl Gelibolu’da yapılacak Geleneksel Onur ve Saygı Günü’ne birçok etkinlikle katılmak istiyor. 105’inci Yıl Anma Törenleri’nin provalarına başlamış bile. Bu amaçla görevlendirilmiş grupların Gelibolu’da fizibilite çalışması yaptığı biliniyor. Çanakkale Boğazı’nda düzenlenmesi planlanan kürek yarışmasına birçok ülkeden takımların katılması bekleniyor. Avustralyalı film ve sahne yıldızlarının da aralarında bulunduğu birçok ünlü isim, törenlere davet edilmiş. Çanakkale Kara Savaşları’nın başladığı 25 Nisan tarihi, Avustralya ve Yeni Zelanda’da millî bayram olarak kabul ediliyor. Her iki ülkede de ulus olma sürecinin başlangıcı olarak görülen bu tarihte, on binlerce Avustralyalı ve Yeni Zelandalı Gelibolu’ya geliyor. Anzak Koyu’nda buluşan ziyaretçiler 24 Nisan’ı ertesi güne bağlayan geceyi burada geçiriyor. Denizden karaya asker çıkarmanın başladığı 04.30 suları, burada karşılanıyor. Bu ritüel, Avustralya ve Yeni Zelanda televizyonları tarafından da canlı yayınlanıyor. Anzakların torunları, atalarının Çanakkale Kara Savaşları’nda en büyük kayba uğradığı yer olarak bilinen Anzak Koyu’nu, Kabatepe’yi ve Kanlısırt Bölgesi’ni âdeta kutsal kabul ediyor. Gelen asker yakınlarının özellikle Kanlısırt’ta gözyaşlarına hâkim olamadığına inanılıyor.
Bunun nedeni ise Lone Pine Anıtı’nın 5 binden fazla Anzak askerinin hatırasını yaşatması. Anıtın yanı başında Avustralya’dan getirilip buraya dikilen çam ağacı, bu topraklarda hayatını kaybetmiş her askerin yalnızlığını ifade ediyor.  


Gelibolu'da Bir Avustralyalı

Çanakkale’nin Avustralyalılar için neler ifade ettiğini, bizzat yaşadığım bir örnekle anlatmaya çalışayım. 10 yıl kadar önceydi. Fotoğrafçı bir arkadaşımla bölgedeki tarihî savaş alanlarını geziyordum. Kerry Brain ile orada tanıştım. Melbournelü tarih öğretmeni Brain, küçük bir mezarın üzerinde donakalmıştı. Rahatsızlandığını düşünerek yardım etmek istedim. Sonra öğrendim ki Madam Brain tam da o an, uzun zamandır aradığı dedesinin mezarını bulmuştu. Bu duygu yüklü anlarda onu dedesiyle baş başa bıraktım… Bütün bu çarpıcı bilgilerden sonra, “Gelibolu Yarımadası nasıl gezilir?” sorusuna yanıt oluşturacak biçimde bir keşif yolculuğuna çıkalım birlikte, dilerseniz. Gelibolu Yarımadası, ilk çağlardan bu yana Anadolu’da varlığını sürdüren uygarlıkların Avrupa kıtasına açılan kapısı olmuş. Yarımadada, Troya başta olmak üzere toplam 32 antik kent bulunuyor. Yarımadadaki en önemli tarihî yerleşimlerden biri olan Gelibolu 1354 yılında Osmanlıların Avrupa’da fethettikleri ilk yer olmuş. Türklerin Avrupa'daki savaşlarından elde edilen ganimetlerin geliri Gelibolu’ya akmaya başlamış. Kent giderek zenginleşince Anadolu’nun çeşitli yerlerinden âlimler, şairler ve sanatçılar bölgeye akın etmiş. Gelibolu, XV. yüzyılda İstanbul, Bursa ve Edirne’den sonra en önemli Osmanlı şehri hâline gelmiş. Pîrî Reis, dünyada hayranlık uyandıran dünya haritasını 1513 yılında Gelibolu’da çizmiş. Günümüzde bölgede bulunan türbe ve ibadethanelerin çoğu da o dönemden kalma. 


Dev Bir Açık Hava Müzesi

Çanakkale Savaşları’nın izlerini taşıyan bir açık hava müzesi görünümündeki Gelibolu Yarımadası Millî Parkı’nın içerisinde Türk, Avustralya, Fransız, İngiliz ve Yeni Zelanda askerleri anısına dikilmiş 70 civarında anıt ve yüzlerce mezar bulunuyor. Otomobil ile yola çıkacakların Eceabat’a giden sahil yolu üzerindeki Akbaş mevkiinden geziye başlamaları öneriliyor. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün müze evinin bulunduğu Bigalı köyünden sonra, savaşın en yoğun hâliyle cereyan ettiği Conkbayırı ile Arıburnu arasındaki bölge ziyaret ediliyor. Anzakların Çanakkale Savaşı’nda en büyük zayiatı verdiği yer olarak bilinen Kanlısırt, Avustralyalıların ve Yeni Zelandalıların en önemli ziyaret adreslerinden. Anzak Koyu, Kabatepe ve Alçıtepe’den devam eden güzergâh, nihayet Hisarlık Burnu’nda yükselen dev Zafer Anıtı ile son buluyor. Gelibolu Yarımadası’ndaki gezi boyunca Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi, Gelibolu Savaş Müzesi, Çanakkale Piri Reis Müzesi ve Galerisi, Gelibolu Fransız Mezarlığı, Rumeli Mecidiye Tabyası, Şahin Dere Şehitliği, 57’nci Piyade Alayı Şehitliği ile Yahya Çavuş ve Seyit Onbaşı anıtlarının da aralarında bulunduğu pek çok müze, kale ve anıtsal nitelikte mekân gezilebiliyor. İnsanlık tarihinde iz bırakmış bu savaştan doğan onur ve saygıyı en derinden hissedebilmek için… 


Biliyor muydunuz?

Gelibolu’da, Hamzakoy’un yamacındaki 1620 tarihli mevlevihane, döneminin görkemli bir mimarlık örneği. Simetrik ve dikdörtgen planlı taş yapı, 900 metrekarelik iç alanıyla dünyanın en büyük Mevlevi ibadethanesi olarak biliniyor.  


Lezzet Molası

Yerel lezzetler eşliğinde yapacağınız Gelibolu gezisini unutamayacaksınız. Yörede sardalya ve kalamar tava başta olmak üzere, mevsim balıkları ve taze deniz ürünleri, peynir tatlısı, domates reçeli ve zeytinyağlı yemekler denemeye değer.  

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi