Burası Bomonti. İyi bir kahve, biraz alışveriş, leziz yemek seçenekleriyle yıldızı parladıkça parlıyor.

Bomonti’ye son birkaç senedir daha sık gelmeye başladım. Pazarları kurulan Feriköy antika pazarına, cumartesileri kurulan organik pazara gitmek Bomonti’yi yaşamak demekti benim için önceleri. Son iki senedir işler değişti, daha da değişiyor. Dolayısıyla bu mahalle bana her geçen gün daha fazla heyecan veriyor. Yürüdüğüm sokaklarda her gün yeni bir güzellik keşfediyorum.

Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde burada açılan gıda, içecek ve tekstil fabrikaları ile semt yavaş yavaş sanayileşmiş. Feriköy, Kurtuluş, Şişli ile omuz omuza bu mahallede 2010’larda iş merkezleri ve rezidanslar yükseliyor. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Bomonti Yerleşkesi’nin açılması da bölgeye kültürel, sosyal açıdan katkı sağlıyor. Eğlence mekânlarının sayısı artıyor. Tabii bölge sakinleri de değişiyor. Başlarda burada göçmen nüfus yoğunken zamanla genç beyaz yakalılar ve öğrenciler çoğalmış. Yerleşkenin açılması kadar bomontiada’nın yeniden canlanması da bu dönüşümü hızlandırıyor. Bomonti artık kültürün, sanatın ve gastronominin buluşma noktası! 

Bomonti deyince çoğumuzun aklına ilk gelen “pazar”dır. Günlerden cumartesi ise Türkiye’nin ilk organik pazarında dolaşabilirsiniz. Zeytinyağından meyve-sebzeye, helvadan lokuma, pekmezden süt ürünlerine çeşit çeşit ürünleriyle bu pazar yüzde 100 ekolojik ve güvenilir. Pazarda naylon poşet de kullanılmıyor. Pazar günleri gidip gezebileceğiniz antika pazarından da mutlaka bahsetmeliyiz. Nostaljisevenler için burası sihirli bir dünya. Buraya kalabalık büyümeden, günün ilk saatlerinde gelmek en güzeli! Alışverişten önce alanda patatesli gözleme ve çay ile güne başlıyorum. Şimdi geçmişe yolculuk zamanı! Anneannemin, babaannemin evlerinden çıkmış gibi görünen, özenle seçilmiş parçalar var burada. Plaklar, analog fotoğraf makineleri, daktilolar, teleskoplar, saatler, tabaklar, çay takımları dört bir yanında… Bugün kıkır kıkır güldüren eski dergi-gazete reklamlarına göz atıp yola devam ediyorum. Bu pazarda yok yok. 

Sıra Bomonti sokaklarını gezmeye geldi. Haydi bir sabah kahvesi içelim! Minimal çizgileriyle öne çıkan Montag Coffee Roasters Kadıköy’den sonra Bomonti’de de açıldı. Diğer seçenek ise sıcak ortamı, nefis tatlılarıyla mahallelinin bayıldığı kahve dükkânı Kozmoz. Pazardaki gözleme dişinizin kovuğuna bile yetmediyse, kahveden önce doyurucu bir kahvaltı arıyorsanız bomontiada’ya uğrayabilirsiniz. Buradaki gurme market Delimonti’de yöresel serpme kahvaltı veya Monochrome’da granola ve böğürtlen smoothie güne başlamak için keyifli seçenekler. Bu adada aslında yapacak çok şey var: Ara Güler Müzesi, Leica Gallery; film gösterimleri; akşam ise kült canlı müzik mekânı Babylon’daki konserler günü sonlandırmak için ideal. Günün hangi saatinde olursa olsun bomontiada kollarını açıp bekliyor. Hele bir de hava güzelse ortak alanda oturmak insanı şehrin telaşından uzaklaştırıyor. 

Ben mahalleleri yürüyerek keşfetmeyi sevenlerdenim. “Kaybolayım; bakalım sokaklar beni nereye çıkaracak?” derim hep. Mağazalara ve restoranlara uğramadan önce duvarlardaki yazı ve resimler ilgimi çekiyor. Bir köşede kırık kalpli bir astronot grafitisi, bir duvarda meşhur Stranger Things dizisinin Dustin karakteri. Sanatçı Kien Art bu mahalleyi en güzel renklendirenlerden. Kendime bir güzellik sunmak istiyorum ve nab İstanbul’un yolunu tutuyorum. Doğal yağlar, doğal yağlardan yapılan sabunlar ve kozmetik ürünlerini görünce şunu düşünmeden edemiyorum: Gerçekten insan kendini daha sık şımartmalı. Hem ruhunu hem de bedenini! Bomonti’nin en yeni mekânlarından Advayta Yoga’nın içindeki Nobo tam da o anda aklıma geliyor. Burası ayurvedik beslenme prensibinden ilham alan bir restoran, Sıfır Atık hareketinin de bir parçası ayrıca. Güler yüzlü ekibin bowl konseptli sunumları yemeği meditasyona çeviriyor âdeta. 

Mahallede o kadar çok alternatif lezzet seçeneği var ki! Bir de tersinden bakalım. 10 dakikalık yürüme mesafesinde Şef Burak Zafer Sırmaçekici’nin Primitif Sokak Lezzetleri en ünlülerinden. Çatal bıçak yok, oh mis! Tatlı kısmını da Bomonti’nin 1865’ten beri simgelerinden olan Royal Çikolata ve Şekerleme’de hallettikten sonra sokaklara dalıyorum. 

Yediklerimi yakma zamanı! 10 dakikalık bir yürüyüşün sonunda Jammin’s Vinyl Records’a ulaşıyorum. Rahat atmosferi, zamanda yolculuk yaptıran plakları beni gökdelenlerin arasından alıp nostaljik bir molaya davet ediyor. 

Hava kararıyor ve bu saatlerde Bomonti’yi daha çok seviyorum nedense. Yeni lezzetlerin peşinden gitmeyi sevdiğimden mi acaba? Benim gözümde Bomonti akşam saatlerinde İstanbul’un en heyecan verici gastronomi mahallesine dönüşüyor. Bunun ilk sebebi Fatih Tutak’ın TURK’u. Uzak Doğu kültürünün önemli mutfaklarında yıllarca çalışan Fatih Tutak kendi kültürüne ve köklerine geri dönüyor. Bomonti’deki restoranında şaşırtıcı, tanımadığımız ve ruha dokunan bir Türk mutfağı ile karşımıza çıkıyor. Türk mutfağının yanı sıra eklektik ve özgün mutfağıyla öne çıkan Şef Cihan Kıpçak’ın Batard’ı da diğer gözdelerimden. Haftanın her akşamı buraya gelip farklı bir lezzet tadabilirim. Bomonti’nin ortasında büyüleyici, huzurlu bir mekân. El yapımı makarnaları, tandırı mutlaka denenmeli. Sakinlik güzel ama volümü biraz daha yükseltmek isterseniz sizi Wu Sushi’ye alalım. Yüksek tavanı, şık tasarımıyla dikkat çeken Wu Sushi, Japon mutfağından hoşlananlara farklı sushi roll ve sashimi’ler sunuyor. Gecenin ilerleyen saatlerinde müziğin de eşlik ettiği bir kapanış ise cabası… 

Gündüzü ayrı gecesi ayrı Bomonti herkesin kendine göre bir şey bulabileceği dinamik bir mahalle. Ulaşımı kolay, İstanbul’un kalbinde. Her gün zenginleşen bu mahalleden daha nice “yeni” bekliyoruz!

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi