Özbekistan’ın başkenti Taşkent, göründüğünden çok daha köklü bir şehir.

Yüzyıllar boyunca dolambaçlı dar sokakları, alçak kerpiç evleri, geleneksel çayhaneleri ve medreseleriyle klasik bir Orta Asya şehri. Tüccarlar ve tacirler İpek Yolu’nun farklı kolları üzerinden Çin ile Avrupa arasında gidip gelirken bu şehirden geçiyordu. Öte yandan Taşkent, XIX. yüzyılda gerçekleşen Rus işgalinin ardından Orta Asya’da çarlık rejiminin merkezi olarak önem kazandı. Günümüzde bazı yerlerde hâlâ çarlığın izleri görülebiliyor. Ancak şehrin geri kalanında, özellikle de merkezden uzaktaki bölgelerde Özbek taşra atmosferi korunuyor. 

Sovyetler Birliği’nin dört bir yanına kahramanların heykelleri ve parklar inşa edilmiş. Heykel ve parklardan bazıları bu mirasın parçası olarak günümüze ulaşmış. Öte yandan Taşkent hızla değişen bir şehir. Dört bir yanında inşa edilen yeni siteler ve alışveriş merkezleri geleneksel evlerin bulunduğu eski mahallelerin, fabrikaların ve okulların yerini alıyor. Bir zamanlar şehri çevreleyen ve koruyan eski surlar XIX. yüzyıla kadar ayakta kalmayı başarmış. Ancak 1966’da şehri yerle bir eden ve yüz binlerce insanı evsiz bırakan depremde surların büyük bir kısmı yıkılmış. Günümüzde ise bu surlardan geriye hiçbir şey kalmamış. Taşkent, tarih boyunca Çâç ve Şâş isimleriyle biliniyordu. Günümüzdeki Türk kökenli ismi ise (taş şehir) X. yüzyılda Karahanlı Devleti'nin yöneticileri tarafından verilmiş.

Hak ettiği ilgiyi göremeyen bu şehrin büyüsüne kapılmak için bir hafta yeterli. 

İlk iki gün gezmeye Taşkent’in tarihî merkezinden, tarihî binalarla dolu büyük bir meydan olan Hazreti İmam Külliyesi’nden başlayabilirsiniz. Dünyadaki en eski örneği olduğu iddia edilen, geyik derisine yazılmış ve Semerkant’a ilk olarak “Cihan Fatihi” Emir Timur tarafından getirilen Kur’an-ı Kerim’in de bulunduğu Muyi Mübarek Kütüphanesi burada yer alıyor. Büyük bir restorasyondan geçmiş olan, şık minarelere sahip etkileyici Barak Han Medresesi ve Hazreti İmam Camii de bu külliyedeki yapılar arasında. Ayrıca Özbekistan Müslümanlar Kurulu da burada yeni bir binada yer alıyor. Burayı gezdikten sonra yakınlarda, Taşkent’in tarihî şehir merkezindeki ara sokaklarda yürümeyi, Çağatay Pazarı’na  uğramayı, kendine has bir atmosfere sahip Çağatay Mezarlığı’nı ziyaret etmeyi ve eski fırınlar ile birkaç çayhanenin bulunduğu Kolhoz Kanalı’nın kıyısında dolaşmayı seviyorum.

Kısa bir yürüyüşün ardından Özbek yemeklerini, ticareti ve tarımsal ürünleri keşfetmek için harika bir yer olan Çorsu Pazarı karşınıza çıkıyor. Uzun yıllar kapitalizmin kalesi olan Çorsu Pazarı, merkezindeki turkuaz kubbenin altından yakınlardaki sokaklara ve bu sokakların dışına yayılıyor. Taşkent tarih boyunca Orta Asya’nın en kozmopolit şehri oldu. Bunun doğal bir sonucu olarak Orta Asya’nın en uluslararası pazarı bu şehirde yer alıyor. Rus, Ukraynalı, Gürcü ve Azeri tüccarların çoğu şehirden ayrılmış olsa da çarşıda hâlâ Rusya’dan ithal edilen yoğurtlar; Türk çikolataları ve Kırgızistan’dan gelen kabuklu cevizler satılıyor. Öte yandan çarşı hâlen sığınak, geçici istihdam kaynağı ve buluşma noktası olmayı sürdürüyor. Burada kalabalıkların arasında ilerleyen ekmek satıcılarını görebilirsiniz. Satıcılar taze kalması için battaniyelere sıkıca sardıkları, üzeri susam ve çörek otu kaplı yuvarlak nan ekmeklerini bebek arabalarında satıyor. Taşkent’te yapılan nan ekmekleri tıkızdır. Üstü altın rengi, yumuşak ve sakız gibi, altı ise kalın ve serttir. Nan ekmekleri başlıca rakiplerinden oldukça farklı. Taşkent’ten yaklaşık 965 kilometre uzakta olan Hive’de yapılan nan ekmeği gevrek ve hafiftir. Semerkant’ta yapılan nan ekmeği ise yoğunluğu açısından simide benzer, kabuğunun rengi de daha koyudur. Ekmeklerin hepsi de lezzetli ve doyurucu.

Koryo Saram, yani kelime anlamıyla “Koreliler” pazarda hâlâ güçlü bir şekilde varlık gösteren gruplardan. Öğle yemeği için bu tezgâhlardaki devasa plastik kovalarda bulunan salamura ve baharatlı salata çeşitleri arasından seçim yapmayı seviyorum. Koryo Saram, 1940’larda İkinci Dünya Savaşı sırasında Japon taraftarı oldukları şüphesiyle Stalin tarafından Rusya’nın Uzak Doğu bölgesinden sınır dışı edilen yaklaşık 200 bin Korelinin soyundan gelen kişilere verilen isim. “Ekmek Şehri” olarak bilinen Taşkent’e barınacak yer bulabileceklerini düşünerek gelmiş, buraya sığınmış, bu şehrin bir parçası olmuş ve burada kalmışlar.

Üçüncü ve dördüncü gününüzü sanata ayırın. Üçüncü günün sabahında metroya binerek Uygulamalı Sanatlar Müzesi’ne gidebilir ve turunuza buradan başlayabilirsiniz. Moskova metrosundan esinlenen ve hem ucuz hem de kolay ulaşım sağlayan Taşkent metro ağı boydan boya mermerleri, fayansları ve avizeleriyle hayli etkileyici. Kısa bir süre önce fotoğraf yasağı kalktı, dolayısıyla rahatlıkla fotoğraf çekebilirsiniz. Sovyetler Birliği’nin uzay yolculuğuna adanan Kosmonavtlar metro istasyonunda inin. Burada, uzaya giden ilk kadın olan Valentina Tereshkova’ya ayrılan bölümü görmeden geçmeyin. Ardından ülkenin muazzam el işçiliğini keşfetmeye başlamak için Uygulamalı Sanatlar Müzesi’ni gezin. Büyüleyici ipek dokumaları, tyubeteyka veya doppi adı verilen Özbek başlıklarını ve yerel seramikleri inceleyin.

Müzeden sonra Taşkent’te öğle yemeği için oldukça popüler bir mekân olan Orta Asya Pilav Merkezi’nde gerçek Özbek pilavının tadını çıkarmanızı öneriyorum. Pilav yalnızca Özbekistan mutfağının tartışmasız kralı değil, aynı zamanda dünyanın en büyük ulusal yemeklerinden biri. Eskiden Sovyetler Birliği sınırları içinde olan topraklarda yüzlerce farklı pilav çeşidi bulunmasına rağmen asıl pilav ustaları Özbekler ve Tacikistan sınırının öbür tarafındaki Tacikler.

Özbek pilavı, en basit anlatımıyla soğan ve havuçla pişirilen ve en üstünde kuzu veya dana etiyle servis edilen kat kat bir pirinç yemeği. Zengin, besleyici ve iştah açıcı. Özbekçe adı plov ağır olduğu izlenimi uyandırsa da yemek, benzeri olan pilavın ismiyle anıldığında kulağa çok daha hafif geliyor. Tercihe göre biraz kimyon veya kırmızıbiber katılan bu pilavda en önemli nokta, malzemelerin kalitesi. Pilavcıların dışında erkek aşçılar, kaynayan devasa kazanları ikişerli gruplar hâlinde karıştırıyor. Yüzlerce masada çiftler, arkadaşlar ve aileler şerit LED ışıklarının altında yemeklerini yerken içeride televizyonlardan pembe dizilerin sesleri duyuluyor. Burada neyse ki fazla bir seçim yapmanız gerekmiyor: Büyük veya küçük, tek veya çift porsiyon et, yanında kazy adı verilen at eti sosisi olsun veya olmasın…

Siparişin tek kişilik, çift kişilik veya tüm masa için olup olmadığına bakılmaksızın, pilavınız lagan adı verilen büyük tabakta geliyor ve herkes kendi payına düşen kısmı yiyor. Sosyalleşmeyi teşvik eden bu yeme şekli, Özbek misafirperverliğini de mükemmelen yansıtıyor. Pilav, böylece arkadaşlıkların temelini atıyor.

Akşam Puccini’nin eserlerini veya başka bir performansı izlemek için Ali Şir Nevai Opera ve Bale Tiyatrosu’ndan bilet alabilir veya çığır açan Ilkhom Tiyatrosu’nda Yeni Dalga akımının temsilcisi olan modern veya klasik bir oyunu yeni yorumuyla izleyebilirsiniz. Oyunlar genellikle Rusça sergileniyor ancak bazen İngilizce altyazılar da oluyor. Mark Wail’in kurduğu Ilkhom Tiyatrosu sanatsal özgürlüğün her zaman bağımsız bir merkezi olmuş ve bununla gurur duymakta. Tiyatro, kurucusunu kaybetmesine rağmen gelişmeye ve ilgi çekici oyunlar sergilemeye devam ediyor.Dördüncü ve beşinci gününüzde parkların tadını çıkarın. Şehir merkezindeki Bağımsızlık Meydanı dolaşabileceğiniz güzel bir yer. Daha önce Lenin Meydanı olarak bilinen bu yer, 1991 yılında bağımsızlığın ilan edilmesinin ardından 1992’de Bağımsızlık Meydanı (Mustakillik Maydoni) adını almış. Lenin’in heykeli yerine üzerinde Özbekistan topraklarının gösterildiği bir küre inşa edilmiş. Büyük yönetim binalarının karşısında, İkinci Dünya Savaşı’nda ölen askerlerin anısına inşa edilen ve Zafer ve Anma Yolu’nu oluşturan sütunlar bulunuyor. Sütunların yanında, ölenlerin isimlerinin bulunduğu Anma Defterleri yer alıyor.

Gezinizin kalan iki gününü hafta sonuna denk gelecek şekilde planlayarak Yangiabad Bitpazarı’nı ve Ali Şir Nevai Devlet Edebiyat Müzesi’ni gezebilirsiniz. 

Şehir merkezinden taksiyle ulaşabileceğiniz pazar; antikalar, sanat eserleri ve hediyelik eşyalar arasında aradığınızı bulabileceğiniz mükemmel bir yer. Yerel halkın arasına karışın ve pazarın farklı bölümlerine ulaşmak için kalabalıktan sıyrılın. Pazardaki satıcılar Lenin’in portrelerinden yağlı araba parçalarına, kitaplardan kılıçlara, eski bozuk paralardan plaklara, halılardan tıbbi araçlara,  eski oyuncaklardan iç çamaşırlarına ve saksı bitkilerine kadar akla gelebilecek her şeyi satıyor. Pazar kabaca bölümlere ayrılmış ancak bazen yolunuzu kaybedebiliyorsunuz. Buraya son gelişimde bir saat boyunca pazarın en uç kısımlarını gezdim. Eski telefon yığınlarının yanındaki tren raylarının dibinde satılan devasa sarımsak başlarını görünce şaşkınlığımı gizleyemedim. Ardından da antika bölümünü bulmaya çalıştım. Bulamayınca ithal Çin kıyafetleri satan bir tüccara sorarak doğru yolu buldum. Antika bölümünden Rus yapımı çorba kâseleri ve gümüş bir kek dilimleyici aldım.

Son olarak Ali Şir Nevai Edebiyat Müzesi’ne zaman ayırın. Bu müzede yer alan panolardaki bilgiler biraz kısıtlı ancak tablolar ve haritalar ile Nevai’nin yanı sıra Abdülhamid Süleyman Çolpan gibi daha modern yazarların da aralarında bulunduğu ünlü Özbek ve Rus yazarların kitapları bu müzeyi “keşfe değer” kılıyor. İşlek Nevai Bulvarı’nın öbür tarafında, gurbetçiler arasında popüler, Bon! adında Fransız tarzı bir kafe bulunuyor. Mükemmel kahvelerin, hamur işlerinin ve omletlerin sunulduğu bu kafe bir haftalık Taşkent maceranızı tamamlamak için harikulade bir mekân.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi