Kuzey ışıklarının göğü kapladığı, Lapland’in başkenti, karlarla kaplı Rovaniemi’de büyüleyici bir kış tatili geçirmek ister misiniz?

Sayısız şehre gittim. Birkaçı beni buzlar içindeki bu masal şehri kadar heyecanlandırdı. Uçak inerken altımızda buzdan göller, karlı ağaçlar, minik evler… Uzun bir köprü görüyorum şehri Qunasvaara’ya bağlayan: Lumberjack’s Candle Bridge. Köprünün altından akan nehirde yazları insanların geyiklerle yüzdüğünü çok sonraları öğreniyorum. Bu mevsimde ise nehir kocaman bir buz kütlesi!

Rovaniemi’nin havalimanından çıkıp yola koyulmak için acele ediyoruz. Dışarı çıktığımda soğuk yüzüme çarpıyor. Bu kadar soğukla daha önce hiç karşılaşmadım. Nasıl idare edeceğimi bilmiyorum ama kar insana sınırsız bir neşe veriyor. 

Turizm ofisi Visit Rovaniemi’den Anukka bizi otelde karşılayacak. Taksi tutup doğruca otele gitmeye karar veriyoruz. Anukka programlarımızı ve minik hediyelerimizi elimize tutuşturarak bölge hakkında bilgi vermeye başlıyor. Saat üç olmasına rağmen hava kapkaranlık! Sıkıca giyinip yola koyuluyoruz; ilk durak Arktikum Bilim ve Tarih Müzesi. Müzeyi gezdirecek Hollandalı rehberle tanıştırıyor Anukka bizi. Girer girmez müzenin cam tavanı dikkatimizi çekiyor; kuzey ışıklarını bu tavandan bile görmek mümkünmüş. Müze birkaç bölüme ayrılmış. Rovaniemi’nin tarihi, kutuplarla ilgili bilimsel veriler, kuzey ışıklarını deneyimleyeceğiniz simülasyon odası, Sami ırkına ait gündelik yaşam nesneleri… Vaktimiz olmadığı için hızlıca geziyoruz. Çocukların da ilgisini çekebilecek birçok bölüm var burada. Bölgede yaşayan hayvanların balmumu heykelleri özellikle dikkat çekici. Kuzey ışıkları simülasyon odasındayken gerçeğini görmenin nasıl heyecan verici olacağını düşünüyorum. Birkaç saate yola koyulacağız. Düşündükçe içim içime sığmıyor!

Anukka’dan ayrılıp Arctic Restoran’a gidiyoruz. İskandinav doğasının saf malzemelerinden yapılan dekorasyonuyla burası misafirlerine Fin mutfağını sunuyor. Rovaniemi’de somon balıkları bir harika! Ayrıca geyik etini her şeyde kullanıyorlar. Geyik etinden hamburgerleri mutlaka tatmalısınız. Yaban mersini, ahududu ve böğürtlen gibi meyveleri tatlılarında, sıcak ve soğuk içeceklerinde sıklıkla görebilirsiniz. Rovaniemi’ye yolunuz düşerse hepsinden tatmanızı ve dönüşte de bu içeceklerden almanızı öneririm.

Kuzey ışıklarını görmek için Beyond Arctic Ofis’e gidiyoruz. Ofise girer girmez rehber içinde üç kafa lambası, ağzına kadar yaban mersini çayı dolu üç termos ve ateşte bir şeyler pişirmek için uzun çubuklar olan bir çanta tutuşturuyor elimize. Kocaman tulumlar ve botlar giyiyoruz. Ay seyahatinde kaybolmuş turist gibi bir havamız var. Eldivenim olsa da rehber giymem için eldiven verdiğinde şaşırıyorum. “Sıcaklık eksi 30 dereceye kadar düşebilir. Sıkı giyinin!”

Şehrin bir saat daha kuzeyine gidiyoruz. Rehberimiz aracı durdurup montunu giyiyor; işte başlıyoruz! Gruptaki herkes ışıkları ilk kez görecek.

Ormanın içine yürüyoruz. Kafa ışıklarımızı takmamız gerekiyor ama öyle büyük bir dolunay var ki ormanı aydınlatmaya yetiyor. Kara gömdüğümüz tripodları kurup makineleri sabitliyoruz. İşin en zor kısmı geliyor: beklemek. 15-20 dakika sonra yeşil bir ışık görünüyor uzaktan. Fin mitolojisine göre bir tilkinin dünya üzerinde gezerken çıkardığı ışıklarmış, kuzey ışıkları. Tilki tepemizin üzerinde bir o yana bir bu yana dolanıp duruyor. 

O güne kadar videolardan, fotoğraflardan görebildiğim ışıklar yanı başımda. Birkaç dakika hiçbir şey düşünmeden ânın içine hapsoluyorum. Ormanda çıt çıkmıyor. Bu sessizlik büyüleyici! 

Birkaç dakika sonra soğuktan daha az etkilenmek için biraz daha yol gidiyoruz. Donmuş kocaman bir nehrin kenarına çekiyoruz aracı. Nehrin ucunda kamp alanı var. Rovaniemi’de sık sık karşımıza çıkan ağaçtan yapılma önü açık, deri ile korunmuş bir çadıra gidiyoruz. İşte şimdi ışıkların tadını çıkarma zamanı! Çantalarımızdaki termosları çıkarıp çubuklara sosis taktıktan sonra ışıkları izleyerek ısınıyoruz. Gruptaki Romalı çiftten sosisi yakmadan nasıl kızartacağımı öğrendikten sonra kıpkırmızı olan burnumu da ısıtıyorum. Eksi 30 derecede, donmuş bir nehrin kenarındayım. Yanımda başka başka şehirlerin insanları. Rovaniemi daha çok içine hapsediyor beni.

Ertesi gün, Bearhill Husky’den görevli rehber bizi otelin lobisinden alıyor ve çıkıyoruz. Sabah sekiz ama etraf kapkaranlık. Herkese “Bu soğuğa alışıyor musunuz, karanlıkta yaşamak zor değil mi?” diye soruyorum. Neredeyse herkeste aynı cevap: “Rovaniemi öyle büyüleyici ki başka yerde yaşayamazdım.” Rovaniemi’nin insanları neşeli ve güler yüzlü; ben de onlarlayken soğuğu hissetmiyorum.

Husky’lerle safari beni kuzey ışıklarından sonra en çok heyecanlandıran şeylerden biri. Karla kaplı husky çiftliğinde minik ahşap eve gidiyoruz. İçinde şömine, kapısında ışıklarla süslenmiş kocaman bir yılbaşı ağacı var. Safari için yine sıkıca giyinmemiz lazım. Montlarımızı çıkarmadan kocaman tulumları giyip berelerimizi takıyoruz. Hava yeni yeni aydınlanıyor. Köpekler kızaklarda bizi bekliyor. Rehber kısa bir bilgilendirmenin ardından soruyor: “Hazır mısınız?” İki kişinin bindiği kızağı beş altı köpek çekiyor. Köpekler hızla koşarken ara ara kar da yiyor; bunun vücut ısılarını dengelemek için olduğunu öğreniyorum.

15-20 kilometrelik turumuz tamamlanınca şömineli bir çadıra girip böğürtlen çayımızı içiyor, zencefilli kurabiyeler yerken de köpekler hakkında bilgi alıyoruz. Sibirya ve Alaska cinsi kurtların bulunduğu çiftlikte her köpeğin karakterine göre eğitilmesi beni şaşırtıyor. Bazıları çok üşürken bazıları yalnız gezmekten hoşlanıyormuş. Bazılarının patilerinde yün patikler var; çünkü derileri hassasmış. Bazıları yalnız uyurken bazıları arkadaşlarını asla bırakmazmış. Ve her köpeğin bir adı, bir de pasaportu varmış. Alaska’dan yeni gelen iki kurt, arkadaşları ile tanışıyor o sırada. 

Husky safariden şehre dönüyoruz. Buz tutmuş Wilderness Gölü’nde yüzeceğiz. 

Donmuş bir göle atlamak için herkes çok istekli değil. Ama ben her şeyi tecrübe etmek istiyorum. Gölde batmayacak büyük bir tulum giyip hazır olacakken ekibimizden Pınar fikrini değiştirip bana eşlik etmeye karar veriyor. Rehberimizle birlikte göle kendimizi bırakıyoruz. Kulaklarım da suda olduğu için sessizliğe gömülüyorum. Soğuğu hissetmek zor. Donmuş buz kütleleri ellerime değiyor. Suda sırtüstü süzülüyorum. Çıktıktan sonra tulumları çıkarıp yine koca bir çadıra giriyoruz. Ateş başında marşmelov kızartıp kahvemizi yudumluyoruz. Sonunda böyle güzel ısınmak varken üşümek çok güzel.

Akşam Finlandiya’nın pek çok bölgesinde şubesi bulunan Lapland Hotel’e gidiyoruz. Otelde kuzey ışıklarını izlemek için camdan bir teras var. Satış müdürü Mikael Rissanen’in eşlik ettiği akşam yemeğinde Fin mutfağının enfes tatlılarını güzel bir sohbet eşliğinde tadıyoruz. Her yemeğe ayrı eşlik eden organik meyve suları, kremalı somon çorbası, haşlanmış sebzelerle servis edilen ızgara somon ve yaban mersini süslü çikolatalı browni akşamın menüsü. Finlandiya’da yediğimiz her şey sade tabaklarda, yenilebilir çiçekler ve meyvelerle servis ediliyor. Şehir merkezinde Finlandiya mutfağını tadabileceğiniz NİLİ’ye, Uzak Doğu lezzetleri sunan Himo’ya, Rus mutfağı içinse Tsar’a gidebilirsiniz.

Sıcak iklim insanı olarak ilk günden beri yanımızdan ayırmadığım vitaminlerle soğuk algınlığı ilaçlarının yüzüne bakmıyorum. Buranın soğuğuna iki günde alışıyorum. 

Napapiiri Kuzey Kutup Dairesi’nden geçen, Noel Baba’nın köyü olarak da bilinen Santa Claus köyü son durağımız. Santa Claus Ormanı’ndaki köyde küçük ahşap kulübeler, buz restoran, camdan iglo oteller ve devasa bir kardan adam var. Noel Baba’yı görmek üzere Santa Claus Ofis’e gidiyoruz. Burası Hogwarts’ı andırıyor. Bizi karşılayan elf Noel Baba’nın hediyelerini dağıtmak için zamanı durdurduğu kocaman saatin yanından geçirerek dünyanın her yerinden çocuklara giden binlerce hediyenin beklediği dar koridora sokuyor. Kapalı kapıların deliğinden bakmamıza izin var. İçeride hediye paketleyen bir cüceyi ya da bir Ren geyiğini görebilirsiniz… Nihayet Noel Baba’nın yanına ulaşıp fotoğraf çektiriyoruz. 

Santa Claus Ofis’ten çıkıp dünyanın her yerinden Noel Baba’ya yazılan mektupların olduğu Santa Claus Postanesi’ne varıyoruz. Kendimize postalamak için birer kart alıyoruz. Elimize geçtiğinde Rovaniemi’yi bir kez daha hatırlamak için nedenimiz olacak.

Rovaniemi’de tam 14 bin Ren geyiği var. Bazı bölgelerde insanlardan bile fazla. Her geyik bir çiftliğe ait olduğu için avlanmıyor. Sahiplerinin onlarcasının içinden kendi geyiklerini tanıdıklarını öğrenince şaşırıyorum. Elbette geyiklerin kulaklarındaki işaretler bunu kolaylaştırıyor ama kulaklarını fark etmek bile maharet istiyor. 

Santa Claus’un Ren geyikleriyle kızak sürmek en çok tercih edilen etkinliklerden. İstediğiniz mesafeye göre ödeme yapabiliyor, kızaklara binip etrafı seyredebiliyorsunuz. 

Bu köyde en çok merak ettiğim yerlerden biri de Snowman World’s Ice Restoran. Buz restoran yılın en soğuk döneminde yeniden inşa ediliyor. Buzdan sandalyelere oturup kocaman şamdanlı buzdan masalarda yemek ilginç bir deneyim.

Santa Claus köyünden ayrılmadan hediyelik bulabileceğiniz birçok dükkân var. Finlandiya’da üretilen ünlü bıçak markası Martiini dükkânı, Santa’nın çikolata evi ve çeşitli ev eşyaları bulabileceğiniz Marimekko da burada.

Kuzey ışıklarının, Ren geyiklerinin, birbirinden güzel husky’lerin anavatanı Rovaniemi kayak yapmak, buzda yüzmek ve balık tutmak gibi başka hiçbir yerde bulunamayacak etkinlikler için ziyaretçilerini bekliyor.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi