Plajlardan yaban hayatına, kutsal şehirlerden değerli taşlara, Budistlerin coşkusundan Ayurveda felsefesine ve lüks gastronomiye kadar her şey burada, Sri Lanka’da.

Kolombo’ya indiğimde, 65 bin kilometrekarelik yüzölçümüyle Çekya’dan daha küçük bir ülke olan Sri Lanka’da bu kadar çok turistik yer olabileceğini hiç düşünmemiştim. Tropik plajlarını, tapınaklarının mistik havasını, zengin gastronomisini, dağlardaki sisli çay plantasyonlarını, değerli taş madenlerini ve heyecanlı yaban hayatını keşfetmek için 15 gün ucu ucuna yetecekti. Hindistan’ın güneyinde yer alan, eskiden Seylan adıyla bilinen, gözyaşı şeklindeki bu ada 1948 yılında bağımsızlığını kazanana kadar Britanya İmparatorluğu’nun bir parçasıydı. İngiliz etkisi yalnızca trafiğin akış yönünde ve direksiyonun sağda olmasında değil aynı zamanda uzun yıllardır 20 kilometreyi aşan her yolculuk için şoförlü araç kiralama alışkanlığında da görülebiliyor. Sri Lanka’da kimse şoförsüz araç kiralamıyor! Bu nedenle rehberimiz Franky Dissanayake adayı gezdirmek üzere Kolombo Havalimanı’nda karşıladı. Buradaki otellerde konaklama fiyatlarına şoför ücreti de dâhil. Franky, gezimize kuzeydeki Kültür Üçgeni ile başlamayı önerdi. Burada, 2 bin yılı aşkın bir tarihe sahip, Budizm’in adaya gelişini anlatan arkeolojik zenginliklerden oluşan bir koleksiyon var. Polonnaruwa’nın Orta Çağ’dan kalma başkenti Anuradhapura Kutsal Şehri’ni, şehrin devasa budist mabetleri stupa’ları, büyüleyici Sigiriya’yı ve 154 Buda heykeli ile freskine ev sahipliği yapan 50 mağaranın bulunduğu Dambulla Mağara Tapınağı’nı gezmek iki günümüzü aldı.UNESCO Dünya Mirası ilan edilen Sigiriya, üzerinde V. yüzyılda Kral Kashyapa döneminde inşa edilen bir sarayın kalıntılarının bulunduğu, 370 metre yüksekliğinde devasa bir kaya. Kaya duvara bağlı olan merdivenler, yapıldığı dönemde kayanın yontulmasıyla elde edilmiş eski basamakları çevreleyen iki devasa aslan pençesinin arasından başlıyor. Franky’nin söylediğine göre Indiana Jones: Kamçılı Adam (1984) filminin büyük bir kısmı Sri Lanka’da çekilmiş ve Sigiriya’nın yanı sıra 100 kilometre güneydeki Kandy şehrinin en önemli turistik yeri ve bir sonraki durağımız Kutsal Diş Tapınağı da birkaç sahneye ilham vermi

Kandy’ye giderken beşinci kuşak Ayurveda doktoru olan Dr. MahindaTennakoon tarafından işletilen Athreya Ayurvedic Spa’da durduk. Muhteşem doğanın ortasında bir saatlik vücut masajı ve üçüncü göze yavaşça ılık yağ dökülmesi işleminden oluşan ve derin bir ferahlık hissi veren yarım saatlik shirodara masajı yaptırdık. Üzerlerinden buhar yükselen şifalı yaprakları olan dalların zemini kapladığı doğal saunada geçirdiğimiz birkaç dakikayla da bu deneyimi tamamladık

1988’de UNESCO Dünya Mirası ilan edilen Kutsal Diş Tapınağı, duvarla çevrili bir grup binanın merkezinde yer alıyor. Efsaneye göre, bir Hint prensesi Sri Lanka’ya kaçarken Buda’nın dişlerinden birini saçına saklamış. Diş, günde iki kez coşkulu bir kalabalığın önünde yalnızca 15 dakikalığına sergileniyor. Devasa fildişlerinin eşlik ettiği, kafalarında türbanlarıyla üstü çıplak korumalar, kutsal dişin saklandığı sandığın açılışını davul çalarak ilan ediyor

Turistler, ibadet edenler ve turuncu elbiseleriyle keşişler ellerinde zambaklar, avuç dolusu pirinç ve diğer adaklarla yalınayak yürüyorlardı. Altın çitin ardında, gümüş masanın üzerinde beliren altın sandığı birkaç dakikalığına görebildim. Buraya ağustos ayında, Diş Festivali olarak bilinen Kandy Esala Perahera’nın, zengin işlemeli kıyafetlerle süslenmiş ve ampullerle ışıklandırılmış fillerin geçit töreniyle dolunay gecesinde başladığı zaman gelmediğime pişman oldum. Dişlerinde altın rengi kılıflar bulunan ve sırtında kutsal dişin yer aldığı ağır bir tahtırevan taşıyan en büyük fil bu göz alıcı geçit töreninde en önde yürüyor. Bu kutsal emanet yalnızca bu festival sırasında tapınaktan ayrılıyor ve 10 gün süren bir partiyle şehri dolaşıyor

Sıcak ve nemli Kandy’den ayrılarak 2 bin 500 metre yükseklikte soğuk havayla sisin bizi beklediği Nuwara Eliya’nın tepelerine çıktık. Bu bölge, çay yetiştirmeye karar veren İngilizleri cezbedince 2 bin hektarlık bir alanda, dünyanın belki de en iyi çayı olan Seylan çayı üretilmeye başlandı. Ortasında eskiden yaprakları kurutan, günümüzde her gece aydınlatılan devasa bir pervanesi bulunan, 1930’dan kalma Heritance Çay Fabrikası gibi eski fabrikalardan bazıları otellere dönüştürülmüş. Ertesi sabah diğer misafirlerle birlikte hasada katıldım. Kadınlarda sari, erkeklerde de sarong olmak üzere hepimizin üstünde Hint kıyafetleri vardı. Çay yapraklarını topladık ve sırtımızda taşıdığımız sepetlere koyduk. Ardından kurutma süreci hakkında bilgi aldık ve farklı çay çeşitlerini tattık

Tekrar yola çıkıp güneye giderken Franky mango ve karpuz stoklarımızı yeniledi. Bu meyveler yalnızca bizim için değil, Sri Lanka’da özgürce dolaşan ve sık sık yolları kapatan filler içindi aynı zamanda. Yol kenarına en sevdikleri meyveleri koyarak onları cezbetmek ve meyveye yönelmelerini beklemek yolu tekrar açmak için pratik bir yöntemdi.

Kolombo’ya döndüğümüzde uğradığımız baharat ve şifalı bitki bahçesindeki son durağımız, Sri Lankalıların doğaya saygılarını vurgulayan bir yerdi. Zaten adanın başkentinde olan Franky, VW Combi aracını Wi-Fi’lı bir tuk-tuk ile değiştirdi ve bizi alışverişe götürdü. Kumaş ve giyim ürünleri satan dükkânların çoğunlukta olduğu Main Street, şehirdeki en eski ve en güzel cami olan Jami Ul-Alfar’ın yakınında yer alıyor. Franky çılgın kalabalığı ve yüzlerce tuk-tuk’u atlattı ve bizi en kaliteli sarileri, Hint kumaşlarını makul fiyatlara bulabileceğimiz Ram Bros’un önünde indirdi. Burada, çeşitli renklerde ipek, pamuklu ve keten kumaşların yanı sıra karmaşık işlemelerle ve zengin desenlerle bezenmiş sarilerden oluşan akıl almaz bir koleksiyon sergileniyor.
Marine Drive’da bulunan deniz manzaralı Curry Pot’ta öğle yemeği için yöresel yemeklerden körili pilavı tattıktan sonra olağanüstü Sri Lanka’ya veda etmeden bir son dakika alışverişi yaptık ve çay, köri, baharatlar; fil figürlü hediyelik eşyalar aldık.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi