“Herkes ayrılıktan bahsetti, bense vuslattan. Ölüm günüm, düğün günümdür.” Hz. Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî

Özel bir düğündeyim bu akşam. İlahi aşkı, sevgiyi, hoşgörü ve barışı gönüllere işleyen, Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî’nin Hakk’a yürüdüğü gece anısına düzenlenen Şeb-i Arûs Töreni’ndeyim, yani onun söylemi ile “Düğün Gecesi”nde.

Semazenlerin aşk ile sema eden tennurelerinin rüzgârı yüzüme ve ruhuma vururken büyük bir âlim, şair, mütefekkir ve mutasavvıf olan Mevlâna’nın bu sözü geliyor aklıma. Acaba dünyada “Ölüm günüm, düğün günümdür.” diye vasiyet eden başka biri olmuş mudur? 

Örnek yaşantısı, çağları kucaklayan sözleri, eserleri ile hayat yolumuza ışık tutan Mevlâna’ya göre âlemdeki canlı cansız her şey, birbirine bağlı eşsiz bir düzen içindedir. Allah’ın anbean yeniden yaratmakta olduğu bu eşsiz düzenin temel taşı ise aşktır (muhabbettir). Her şey arasında sınırsız ve sonsuz olan bu muhabbette ölüm, bir bitiş değil, değerli bir başlangıç kapısıdır. Can kuşunun beden hapishanesinden kurtulup asıl yurduna, sevdiğine kavuşması, manevi dünyaya doğmasıdır. Ölüme üzülmek yerine, düğün gibi kutlamak gerekir, çünkü Allah’ın meclisinde üzüntülü olmak küçük bir kâinat olan insana yakışmaz. 

Mevlâna 1273 yılında Konya’da vefat ettiğinde cenazesine Müslümanların yanı sıra farklı din, ırk ve mezhebe mensup kişiler katılmış, kendi âdetlerinde dualar okumuş, ilahiler söylemiş; cenazesi hakikaten düğün gibi geçmiş. 

Bu sene "vuslat"ın 746’ncı senesinde Gönüller Sultanı sadece Konya’da değil, tüm dünyada yine aşk ile anılıyor. Dualar okunuyor, ilahiler söyleniyor, yüreklerden dökülen “Allah” nidaları Mevlâna’nın vasiyetini yerine getiriyor. 

Sema bir Mevlevi geleneği olarak bilinir ama Mevlâna’dan önceki dönemlerde de semanın yapıldığı kaynaklarda yazmaktadır. Mevlâna zamanında belli bir kurala bağlı olmadan bir coşkunluk hâli ile yapılan sema, sonradan, oğlu Sultan Veled, torunu Ulu Arif Çelebi ve Pir Adil Çelebi zamanına kadar eğitimi, kıyafetleri, müziği, mekânı ve tüm detayları ile tam bir disiplin içine alınmıştır. Bugün de aynı disiplin ile icra edilmektedir. Bu disiplin, Uluslararası Mevlâna Vakfı’nın UNESCO ile birlikte yaptığı çalışmalar sonucunda 2008 yılında UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirasının Temsili Listesi’ne alınmıştır. 

Semazenleri izlerken, müziğin etkisiyle gözlerimi kapatıyorum. Hücrelerime kadar başka bir semanın içimde can bulduğunu hissediyorum. Biraz heyecan, mutluluk, biraz da hüzün kaplıyor her yerimi. Belki de bu, Mevlâna’nın Mesnevi'de bahsettiği arayış ve bulma yolculuğunun işareti. Gözlerimi açtığımda Mevlâna’nın anbean yenilenen âlem için dile getirdiği düzenin benzerinin bu törende de olduğunu düşünüyorum. 

Şayet bir sema törenine katılırsanız şimdi paylaşacağım bilgilerle töreni izlemenizi öneririm. İşte o zaman siz de törene dâhil olur, kendinizi içten içe sema yaparken bulabilirsiniz.

Sema töreninde her şey ayrı bir manaya sahiptir. Kâinatı sembolize eden semahane dairevi bir alandır. Sema, bu kâinat içinde aşk ile sevgiliye pervane olmaktır. Bunu yapan semazenler meşakkatli bir eğitimden geçerler. Bu eğitim sadece sema ritüelini değil, hayatın içinde aşk ile sema edebilmeyi öğretir. Kısaca semazen için sema, bir hayat yolculuğudur.

Sema töreni, müziği icra edecek müzisyenlerin (mutrip) ve semazenlerin şeyh postunu selamlayıp yerlerini almaları ve ardından şeyh efendinin semahaneye girmesi, selam ile postta yerini almasıyla başlar. Şeyhin oturduğu post kırmızı, “vuslat” yani Allah’a kavuşma rengidir. Hz. Mevlâna’nın makamı postta şeyh efendi vekaleten oturur. 

Semazenlerin kıyafetinde siyah hırka kabri, beyaz tennure saflığı ve nefsin kefenini, baştaki sikke ise tevhidi ve nefsin mezar taşını ifade eder. Tüm bunlar “ölümü” anlatır gibi gözükse de sema, eşref-i mahlukat olan insanın dünyaya dair istek ve arzulardan sıyrılması, Yüce Yaradan’ı hücrelerine kadar hissederek O’nu zikretmesi ve miracı, yeniden doğuşudur.

Semaya başlamadan semazenin kollarının iki omzuna değecek şekilde çapraz durması, “Allah” kelimesinin Arap harfleriyle yazımında “elif”in, sema edilirken ellerin iki yana açılması yine Arapçada “la”nın yani, “La İlahe İllallah”taki (Allah’tan başka ilah yoktur.) “yoktur”un ifadesidir.

Semazenin sağdan sola, yani “gönle” doğru dönmesi, kâinatı bütün kalbiyle kucaklamasını; yukarı dönük olan sağ avucu ile “Hak”tan aldığını, avucu yere dönük olan sol eli ile “Halk”a dağıtması anlamlarını barındırır.

Ayak vurmak, nefsin sınırsız ve doyumsuz isteklerini ayaklar altına alıp ezmek, nefsi mağlup etmektir. Sağ ayağa çarh (çark), sol ayağa direk adı verilir. Bu şekilde dönmeye “çark atma” denir. Semazen ilk yarım çarkta “Al”, ikincisinde ise “lah” hecelerini belli bir ahenkle içinden zikreder. Mevlevilikte dönmek tabiri yoktur, Mevleviler sema eder.

Yedi bölümden oluşan sema ayininde her bölümün ayrı tasavvufi anlamı ve derinliği vardır. Tören, Buhûrîzâde Mustafa Itrî Efendi’nin rast makamındaki, Hz. Muhammed’i (s.a.v.) öven bir şiir olan “Nat-ı Şerif”le başlar. Nat’ı kudüm takip eder. Bu, Yüce Yaratıcı’nın kâinata “Ol” emridir. Nat’tan sonra yapılan ney taksimi ise her şeye can veren Yaratıcı’nın “ilahi nefes”ini temsil eder.

Peşrevin başlaması ile şeyh efendi ve semazenler sema meydanını sağdan sola üç kez dolaşırlar. “Devr-i Veledi” denen, ruhun ruha selamını ve manevi bir yolculuğa hazırlanışını  temsil eden bu yürüyüşün ardından, semazenler hırkalarını çıkarır. Bu, dünyevi işlerinden soyunmayı, hakikate doğmayı anlatır. Şeyh efendinin elini öpüp izin alırlar ve dört selamlık sema başlar. 

Her selam insan-ı kâmil olma yolundaki dört mertebeyi, kapıyı temsil eder; 1. şeriat, 2. tarikat, 3. marifet, 4. hakikat kapısı. Müzik, her selamda değişir ve özel ritimler semazeni bu kapılardan aşırıp aşk hâline taşır. Selamların bitiminde semazenlerin gruplaşması dayanışmayı sembolize eder. Teklik sadece Yaratıcı'ya mahsustur. 

1. Selam insanın, bilgiyle hakikate doğarak, Yüce Yaradan’ını ve kendi kulluğunu idrakini; 2. Selam Allah’ın büyüklüğü ve kudreti karşısında hayranlık duymayı; 3. Selam hayranlık ve minnet duygusunun aşka dönüşmesiyle aklın aşka kurban oluşunu ve tam teslimiyeti; 4. Selam insanın manevi yolculuğunu tamamlayıp en yüce makam olan kulluğa dönüşünü ifade eder. Bu selamda “postnişin” yani şeyh efendi de hırkasını çıkarmadan ve kollarını açmadan semaya girer. Şeyhin posttaki yerini almasıyla tüm peygamberlerin, inananların ruhları ve barış için okunan dualar ve Allah’ın adı olan “Hu” nidaları ile sema töreni sona erer. Önce şeyh efendi, ardından semazenler ve mutrip şeyh postunu selamlayıp semahaneyi terk ederler. Sema töreninin ardından alkış yapılmaz, çünkü bu bir ibadettir.

Tören bitişinde sessizce salondan çıkarken çevreme bakıyorum. Tatlı bir huzur hâli ve sükûnet var yüzlerde. Belli ki tören, izleyenlerin yüreğinde yepyeni başlangıçlara vesile olmuş, tıpkı bende olduğu gibi. 

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi