Bir kuşak için Eva Peron, bir kuşak için Ardiles, Villa, Falkland Savaşı, bir kuşak için Carlos Menem, unutulmaz Maradona, son kuşak için yaşayan efsane Messi’dir Arjantin. Yolculuğa çıkarken Buenos Aires kelimesini telaffuz etmek bile kulağa hoş gelir. Buenos Aires zaten güzel havalar şehri olarak bilinir.

İnsanları bohem, mekânları göz kamaştırıcı, tarih kokan binalarıyla kadim şehir Paris’in zengin ikliminden biraz daha fazlasını mı arıyorsunuz? O zaman güneşin en güzel şekilde battığı şehri, yani Buenos Aires’i (özellikle de limanını) seçeceksiniz.  Orada sizi Paris’te asla bulamayacağınız ateşli bir başka tutku karşılayacak: Futbol! İddiayı River Plate-Boca Juniors rekabetiyle yücelten, bir şehir düellosu olmanın ötesine geçip tıpkı moda gibi evrensel olan o güzel oyun!

 

Güney Amerika’nın hiçbir şehri Buenos Aires’in Süper Klasiko’suna rakip olamaz. Süper Klasiko, tangonun ipeksi ritimleriyle önce şehrin limanından, varoşlarından, sonra geniş ve güvenli yeşil parklarından ilham alarak doğar. Buenos Aires de İngiliz liman işçileriyle gelen bu oyunu ilmek ilmek işlemiş, tarihin en güçlü renk ve desenlerini ortaya çıkarmıştır. Alfredo di Stefano, Mario Kempes, Diego Armando Maradona, Lionel Messi’yle tüm zamanların çıtasını futbol bağlamında yükselten ülkenin harika şehri Buenos Aires’i yani güzel havalar şehrini River Plate atölyesinden incelemeye ne dersiniz?

 

Atlas Okyanusu’nun karaya başını uzattığı “Rio de la Plata” isimli haliç, bir yanına Uruguay’ı, diğer yanına Arjantin’i almış. Bu kanal ve limanlar ticareti geliştirirken kültüre de taşımacılık yapacak, bu limanda yıllar içinde büyüyen futbol tutkusu ise ülkenin tümünü ele geçirecektir.

 

River Plate futbol takımı XX. yüzyılın başında “Santa Rosa” ile “La Rosales” takımlarının birleşmesiyle kurulur. Liman inşaatındaki işçiler aralarında futbol oynarken kulübün kurucuları gemilerdeki ürün kasalarına yazılmış “River Plate” ibaresinden etkilenir. İngilizler Rio de la Plata yerine River Plate’i kullanmaktadır. Böylece Uruguay ile Arjantin’i ayıran haliç tesadüfen River Plate’in isim babası olur.

 

Arjantin tarihinde en çok şampiyonluk yaşayan, kıta şampiyonalarında en başarılı takım olan, Arjantin millî takımına gelmiş geçmiş en iyi 11 içinde altı oyuncu veren, ülkenin en büyük stadyumuna sahip olan, FIFA tarafından dünyanın en büyük 10 takımı arasında gösterilen River Plate; Real Madrid, Barcelona, M. United, Juventus ve Benfica ile birlikte 150 bine yakın üyesiyle dünyanın en çok üyesi olan altı takımından biridir. Di Stefano, Sivori, Kempes, Francescoli, Pasarella, Ortega, Salas, Aimar, Saviola, Falcao gibi büyük isimlerin formasını giydiği bu takımı bugünlerde yine efsane oyuncularından Marcello Gallardo çalıştırıyor.

 

River Plate 1929’da Carlos Peucelle’i 10 bin pesoya, 1932’de Bernabe Ferrreyra’yı 35 bin pesoya transfer ederek 20 yıl boyunca aşılamayacak bir rekor kırar, parasal gücü sayesinde “los Millionarios” lakabını alır. Kulüp 1940’lara gelindiğinde futboluyla çağının ötesindedir. Milyonerler bu dönemde “La Maquina” (makine) olarak anılmaya başlar. Harika bir jenerasyon yakalanmıştır. Öylesine saygı görürler ki ünlü yazar Jonathan Wilson “Herkes River’ın başarısını sadece Arjantin futbolunun değil Arjantin kültürünün vücut bulmuş hâli olarak görmeye başlar.” diye anlatır. La Maquina’nın efsanesi Munoz ise iyi futbolun reçetesini “Tango en iyi antrenmandır. Bir ritme uyarsınız, sonra değişip ileri doğru uzun bir adım atarsınız. Kalıpları öğrenirsiniz. Belinizi ve bacaklarınızı çalıştırırsınız.” cümleleriyle verir. River Plate tango ile futbolun en iyi bileşimidir. River’ın hikâyesini Arjantin futbolunun kendisinden ayıramazsınız. Onları var eden Boca Juniors rekabetini ise asla unutmamalısınız!

 

Buenos Aires’e giderseniz hikâyenin geri kalanını araştırmaya bakın. Bu satırlara sığmayan öyle çok ayrıntı var ki! 1970’lerin sonunda çocuk yaşta olanlar Mario Kempes’i ve statlarda uçuşan konfetileri asla unutmaz. Genovalı Marco’nun para kazanma umuduyla Arjantin’e giden annesini bulmak için bu ülkeye yaptığı seyahati ve başına gelenleri anlatan çizgi film dizisini izlemiş kuşaktansanız küçük bir tavsiyede bulunalım. Marco’nun tüm eşyalarını taşıdığı ve boynuna çaprazlama taktığı çantayı hatırlıyorsanız Buenos Aires’e gitmeden aynısından bir tane edinin. İçinde Jonathan Wilson’ın Arjantin tarihini anlattığı kitabı mutlaka bulunsun. Okudukça Buenos Aires’i sevecek, hangi takımı tutacağınıza karar vereceksiniz.

 

Uçaktan indikten sonra otobüsle ulaşacağınız ilk durak Calle Florida Meydanı. Burayı bir nevi İstanbul/Taksim Meydanı gibi düşünün. Önce tango izlemek isterseniz San Telmo çok uzakta değil! Sokaklarda tango yapanların arasına katılabileceğiniz gibi, büyük tiyatro binalarından birinde sahneye çıkan profesyonelleri de izleyebilirsiniz. Cumhurbaşkanlığı sarayı Cassa Rosada’ya yürürken yolda ünlü çizgi dizi film Mafalda’daki karakterlerin heykelleriyle karşılaşırsınız. Geniş caddeler sayesinde Buenos Aires’te trafik sizi durduramayacak. Hollywood olarak bilinen, River yanlılarının yaşadığı zengin semte mutlaka uğrayın; Güney Amerika’nın çeşitli yerlerinden gelen kahveleri tatmak için yüzlerce otantik kafe sizi bekliyor. Şehrin zengin River bölgesindeki göl yakınında bir hipodromla karşılaşırsınız. Büyük parklar, bahçeler, bisiklet alanları derken büyük cadde sonunda sizi River Plate’in sahası “El Monumental”a çıkaracak. Fırsatınız varsa Calle Florida’dan kalkan özel shuttle araçlarla Tigre’de bir gecelik konaklama heyecan verici olacaktır; bungalov bir ev, yeşil doğa, sıcak insanlar... Romantik bir Buenos Aires akşamı sizi bekliyor.

 

Arjantinlilerin en sevdiği yemek et ve tavuktan iki ayrı şekilde yapılan milanesa açıkçası bildiğiniz şnitzel! Tatlıya düşkünlükleri size büyük fırsat sağlayacak. Onlarca farklı çeşidi olan ince hamurla pişirilmiş çikolatalı kruvasanı her yerde bulabilirsiniz. Eva Peron’u ziyaret için mezarlıklar bölgesi Revcoleta’ya gideceksiniz. Büyük meydandaki Obelisco’nun önünde bir fotoğraf çektirmeyi unutmayın. Eski opera binası El Ateneo kütüphaneye dönüştürülmüş ve şehrin gururu gibi yükseliyor. Aldığınız kitapları okurken yemek ya da kahve alternatiflerini düşünebilirsiniz. Koltuklar sökülmüş, yerine binlerce kitap için bölmeler yapılmış. Localar kitap okuyanlarla dolu ve dört katlı binada her dilden kitap var.

 

Gezinizi iyi bir akşam yemeği ile noktalayın: San Telmo’daki La Brigada Parrilla’da ülkenin en iyi etlerini, en keyifli sunumla tadacaksınız. Meşhur restoran futbolcuların imzaladığı özel formalara, poster ve top gibi eşyalara yer veriyor. Eğer kendi takımınızın formasını götürmek isterseniz binlercesinin arasında ona da yer açabilirler. Marmaris isimli fast food restoranına ev sahipliği yapan şehirde İstanbul isimli esnaf lokantasında mantı, karnıyarık, yaprak dolması ve tabii ki döner var. Onlara “Merhaba.” demeyi de unutmayın!

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi