Uçsuz bucaksız yeşilliğin ortasında ve alışık olduğumuz imkânların uzağında yer alan bir şehirde, gönüllü basketbol öğretmeni olarak göreve başlamadan önce gezip dolaşacak iki günüm var. Neler göreceğimi merak ediyorum.

Güney Amerika kıtasının görkemli And Dağları’nı aştıktan bir süre sonra uçağın kanatları altında uçsuz bucaksız yeşillik belirdi.  Amazon havzası kitaplarda yazıldığı kadar büyük! Yolculuksa Amazon’un ortasına; Kolombiya, Peru ve Brezilya sınırındaki Leticia şehrine…

Uçak, yüksekten dev brokoli tarlasını andıran sık ağaçlara doğru alçalırken Leticia yavaşça belirmeye başladı. Nehrin ana koluna kurulmuş ufak bir liman, onun yanında birbirini kesen birkaç sokaktan ibaret şehir merkezi ve çevresine yayılmış yeşillikler içerisindeki köylerden oluşmuş 42 bin nüfuslu bir Kolombiya kenti…

 

Uçaktan indikten sonra Leticia’ya bağlı bir köye ulaşmak için küçücük havalimanının az sayıdaki taksilerinden biriyle yola koyuldum. Bu orman köylerinde yaşayan fakat yeterince eğitim alamayan çocuklara dünyanın çeşitli yerlerinden gelen gönüllüler eğitim desteği veriyor. Ben de gönüllü bir basketbol öğretmeni olarak Leticia’dayım. Benden önce yağan şiddetli yağmur şehrin küçük sokaklarını göle çevirse de ana yol açık olduğundan gönüllülerin toplandığı köye kolayca ulaştık.

 

Burası Kolombiya’nın en güney sınırında, Amazon’un ortasındaki Leticia’ya bağlı bir orman köyü. Eğitim için gelen gönüllüler büyük bir çatının altında sıralanmış cibinlikler içindeki hamaklarda kalıyor. Bölgenin serinlemeyen havası nedeniyle evlerdeki pencerelerde cam bulunmuyor ve yatak yerine çoğu evde hamak kullanılıyor. Sorunları pratik yöntemlerle çözüyorlar, yağmurdan korunmak için yapılmış bir çatı, eve dönüşebiliyor örneğin. Market her zaman dolu ve çok cömert; nehrin balıkları veya ormandaki ağaçlarda yetişen meyveler mutfak ihtiyaçlarını karşılarken, kullandıkları su yağmur gibi tükenmez bir kaynaktan geliyor. Amazon’da hayat basit olduğundan buralarda yaşayanlar paraya çok da ihtiyaç duymuyorlar, kimsenin para hırsı ve acelesi yok. Burada insanlar gerçekten dost canlısı. Bana gece yürüyüşü teklif ettiklerinde düşünmeden “Evet.” deyip ormana dalıyoruz. Binlerce kuşun ve göremediğim hayvanların yüksek perdeden sesleri ormanda hızlı bir gece hayatı olduğunu ispatlıyor.

 

Ertesi sabah bana yardımcı olan Adriana’nın şehirde bir işi çıkınca kendisine katılmaya karar veriyorum, o işlerini hallederken ben şehri dolaşacağım. Leticia’nın merkezinde birkaç sokak yürüdükten sonra kendimi şehir pazarı Plaza de Mercado’da buldum. Balık tezgâhlarındaki balıklar benim bildiklerimden oldukça farklı. 2 metreye yakın boyuyla en büyük tatlı su balığı olan pirarucu’yu tezgâha yatıran satıcılar koca balığı büyük bıçaklarla bir kasap gibi parçalara ayırıp satışa hazır hâle getiriyor. Pazarın diğer kısmında ise rengârenk papaya, çarkıfelek, mango gibi tropik meyvelerin yer aldığı tezgâhlar sıralanmış. Dev hevenkler hâlinde asılı, platano denen yeşil kabuklu ve epeyce iri muz türleri en temel besin maddelerinden biri burada. Bildiğimiz muz gibi tatlı olmayan bu tür, ekmek gibi kızartılarak yemeklerin yanında tüketiliyor; tezgâhlardaki güler yüzlü Amazon yerlileri bana meyvelerinden tattırma yarışındalar; gösterdikleri misafirperverlik ve yakınlık sayesinde pazar gezimi daha bir keyifli tamamlıyorum.

 

Leticia’nın küçük limanında, yani nehrin ana kolundaki küçük haliçte, arkasına motor takılmış irili ufaklı tekneler nazlı nazlı sallanıyor. Balıkçılar, ince uzun ahşaptan yapılma kayıklar ve 15-20 kişi taşıyabilen yolcu tekneleri iş başında. Gözüpek turistler Amazon’da teknelerle ilerleyip pembe yunusları ve su kenarındaki anakondaları görmek için sabırsızlanıyor. Limanı izlerken halicin öbür yanındaki kulübeler gözüme takılıyor. 10 metrelik bir yamacın tepesinde olmalarına rağmen yoğun yağmurlarda yükselen Amazon Nehri’nden korunmak için bunları kazıklar üzerine inşa etmişler. Nehrin ana kolunun öte yanındaki adada Peru bayrağı dalgalanıyor. Kurulduğu bölgeye Tres Fronteras yani Üç Sınır adı verilen Leticia, tam olarak Kolombiya-Peru ve Brezilya sınırının birleştiği noktada ve Peru’ya ait olan adaya bir kayıkla 10 dakikada gidebiliyorsunuz. Brezilya ise daha yakın, oraya gitmek için birkaç sokak ileri katetmek yeterli. Leticia, Brezilya’nın sınır kasabası Tabatinga ile yan yana olduğundan birkaç sokak geçerek hem ülkeyi hem lisanı ve hatta hem de saat dilimini değiştirmek mümkün.

Adriana işini bitirince köye dönüyoruz. Cibinlikli hamağımda böcek sesleri eşliğinde uykuya dalıp kuş ötüşleriyle uyanıyorum. Vakıftan diğer gönüllü öğretmenler de gelmiş. Meyve ağırlıklı kahvaltı sırasında etrafı gezme kararı çıkıyor; dersler başlamadan önce iki gün boyunca gezip ne var ne yok görmek iyi fikir.

 

İlk günü balık tutmaya ayırıyoruz. Şehir merkezine inip yerel bir balıkçı eşliğinde pirana yakalayacağız. Tek kürekli geleneksel ahşap kayıkla göle açıldıktan sonra balıkçının yüzen evine ulaşıyoruz. Bu bölgedekiler suların çok yükselmesi nedeniyle evleri sabit yapmak yerine dev kütükler üzerine inşa etmişler. Yüzen evlerde yaşıyor, suların durumuna göre yerlerini değiştiriyor ve su baskınlarından etkilenmiyorlar. Eve varınca balıkçı, bir ucu uzun dala bağlanmış, diğerine de balık iğneleri takılmış iki metrelik misinalardan oluşan oltalarımızı elimize tutuşturuyor. Teknik basit. Misinanın ucundaki hareketi hissettiğimiz anda oltayı çekeceğiz! Evin kenarından nehre salladığımız anda oltanın kıpırdanışını hissetsek de ilk denemelerde yemi kaptırıyor ve oltayı boş çekiyoruz. Nihayet biraz tecrübe biraz da balıkçının yardımıyla Amazon’un namlı piranası iğnenin ucunda geliyor. Ancak dişleri bir testere keskinliğinde olduğundan onu oltadan çıkarma işini balıkçı üstleniyor. Akşam yemeğine yetecek balığı yakalayıp geri döndüğümüzde ateşi hazır buluyoruz. Ziyafet gece yarısına kadar sürüyor.

 

İkinci gün orman yürüyüşü yapıp maymunlar, rengârenk papağanlar ve adını bilmediğimiz tuhaf hayvanlarla tanıştıktan sonra birkaç kabileyi ziyaret edip bölgenin en önemli şamanlarından biri olan Diablo’ya misafir oluyoruz. Maloka adı verilen ormanın ortasındaki dev kulübesinde ağırlarken bize şamanların yerli topluluklar üzerindeki etkilerini anlatıyor. Amazon’daki kadim gelenekler çerçevesinde saygı gören şamanlar toplumsal küçük itilafları ve ailelerin yaşadıkları sorunları çözmek, kişilere manevi destek sağlamak ve hafif hastalıkları bitkisel ilaçlarla tedavi etmek gibi roller üstlenmişler. Diablo bizimle sohbet ederken bağlı olduğu Tikuna kabilesinden gelip akıl danışanlara tavsiyeler vermeyi ihmal etmiyor. Günün son nasihatini de bana veriyor; ormandaki meyvelerden bolca ye, basket oynarken daha yükseğe zıplarsın.

 

 

 

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi