Şehirler kendi geçmişlerinin tazyiki ve geleceklerinin çekimi altında güncel kimliklerini kazanır ve yaşatır. Anadolu’daki orta yaylanın odağında yer alan Sivas da görkemli tarihinin ve stratejik konumunun belirlediği bir kimliği ve kültürel dokuyu yaşatır. Amasya Tamimi’nde “Anadolu’nun bilvücuh en emin yeri” olarak tanımlanan Sivas’ı Nâzım Hikmet de Memleketimden İnsan Manzaraları'nda “uzak ve emin yer” olarak niteler.

Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Sivas bir idari merkez ve kale şehir olarak önemini hep korudu. Bu dönemlerde göçebe Türkmen aşiretlerinin kalabalık mı kalabalık koyun sürüleriyle konup göçtüğü Sivas Yaylası 1860’lardan itibaren Kafkasya’dan ve Kars’tan gelen yüz binlerce insana sığınak, 1912’den sonra da Rumeli muhacirlerine yurt olmuş. Geleneklerini, göreneklerini, zevklerini ve yaşama pratiklerini de beraberlerinde getiren bu insanlar Sivas toprağında kaynaşmış ve zengin bir yerleşik kültür meydana getirmiş. 

Sivas’a bir şekilde yolu düşenler, bu kültürel birikimi illaki fark edecektir. Kulağa, damağa, göze ve dimağa hitap eden güzellikler şehirde varlığını bugün de sürdürüyor. Bunlar ilk bakışta ya da belki bir süre sonra fark edilir. Hitit, Roma, Selçuklu, Osmanlı zamanlarını görmüş İç Kale’nin bulunduğu Topraktepe’den Sivas’ı çepeçevre ve yukarıdan seyretmeniz mümkün. Öyleyse biz de Sivas’a kaleden bakalım ve “göze ziyafet” mekânlarını bu nazarla anlatalım. 

Kalenin kuzeybatı cihetinden baktığımızda Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinin bir arada durduğu tarihî meydanı görürüz. Cumhuriyet’in temellerinin atıldığı Sivas Lisesi buradaki en ihtişamlı bina değildir belki ama belleği en yüklü olanıdır. Çünkü onun çatısı altında alınan kararlar ve sergilenen irade sayesinde, Türk milletinin makûs talihi yenildi. İstiklal mücadelesinin meşalesinin yakıldığı Sivas’ta Kongre Binası, Anadolu hareketinin üç aydan fazla bir süre kumanda merkezi oldu. 100 yıl öncesinin havası duvarlarına sinmiş Sivas Lisesi, Kongre Müzesi olarak ziyaretçilerini tarihle buluşturuyor. Ona, geç Osmanlı mimarisinin taş örnekleri olan Jandarma Dairesi ve Vilayet Binası eşlik ediyor. Bakışlarımızı birkaç derece sağa çevirdiğimizde, birbirine bakan iki taçkapı görürüz. Şifaiye Medresesi ve Çifte Minareli Medrese, 8-10 metrelik bir mesafeden 800 yıldır bakışıyor, zamana tanıklıklarını anlatıyor. Buruciye Medresesi de biraz uzaktan onlara kulak kabartıyor sanki. Selçuklu dönemine ait bu üç medresenin etrafı geniş bir boşlukla çevrili. Mermer zeminli bu alanda 4 Eylül kutlamaları dâhil pek çok kültürel etkinlik düzenleniyor. Aynı alandaki Osmanlı yapısı Kale Camii, asırlık dostlarını günde beş vakit selamlıyor. 

Sivas Meydanı, 1930 yılında başlayan imar faaliyetinin sonucu şekillenmiş. O yıl Sivas’a ilk kez tren gelir. 30 Ağustos günü Başvekil İsmet Paşa’nın da katıldığı açılış töreniyle Sivas, demiryolu ile batı vilayetlerine bağlanır. Yeni yapılan İstasyon Binası ile Vilayet Binası arasında geniş bir bulvar açılır. Sivaslıların İstasyon Caddesi adını verdiği bu bulvar, şehrin yeni gelişme aksı olur. Aradaki eski yapılar kaldırılarak geniş bir mekân kazanılır. Meydan bugün Sivas’ın kalbi ve geçmişin bugün ile buluştuğu mekândır. Sivas’ı gezmek isteyenlere işe meydan ve civarından başlamalarını öneririm. 

Kaleden Sivas seyrine devam edelim: Kale Parkı’nın 80 yıllık ağaçlarının arasından geçip doğu yönüne çıktığımızda, Gökmedrese’yi göreceğiz. Çinilerinin mavi renginden ötürü bu ismi alan yapı, Anadolu’daki tek mermer taçkapılı medrese. 1271’de Selçuklu veziri Sahip Ata’nın yaptırdığı Gökmedrese, taçkapısındaki eşsiz bezemelerle, eyvanlarındaki çini bloklarla ziyaretçilerini büyülüyor. Onlarca yıl süren restorasyon işlemlerinden sonra önümüzdeki aylarda müze olarak hizmete girecek Gökmedrese, taşa işlenen hayat ağacı figürleri, ayet ve hadislerle Anadolu’daki Müslüman Türk kimliğinin nişanesi olarak dimdik ayakta. 

Bakışlarımızı sola çevirip küçük adımlarla kuzeydoğu istikametinde ilerleyelim: Gözümüze ilk çarpan, uzun ve eğri minaresiyle Ulu Cami olacak. Dânişmendliler tarafından 1196’da inşa edilen Ulu Cami, sıralı iç sütunlarının sağladığı perspektifle yoğun bir manevi atmosfere sahip. Tuğla işçiliğinin harika bir örneği olan minaresi ise eğriliği ile Pisa Kulesi’ni hatırlatıyor.

Ufukta görünen ve cetvelle çizilmiş gibi dimdik yükselen tepenin adı Yukarı Tekke. Tepenin tam ucunda Abdulvahab Gazi Türbesi ve Camisi bulunuyor. Sivas’ın büyük mezarlığı da burada. Kaleden Yukarı Tekke’ye bakarken büyük bir düzlüğün iki ucundaki bu iki yükseltinin bağrında zamanın uyuduğunu, geçmişin saklandığını hissediyorsunuz. Sivas’ın bağrında yükselen bu iki tepe, geçmişten bugüne uzanan başlar gibi şehri gözler, gözetir.Kalenin sunduğu perspektiften Meraküm Tepesi’ni, Kızılırmak Vadisi’ni, Paşa Fabrikası’nı, Cumhuriyet Üniversitesi Kampüsü’nü ve arada uzayıp giden mahalleleri de görürsünüz.

Bir şehri kavramanın yolu onunla tanışmaktan geçer. Uzaktan bakarak sadece ilk izlenim edinilir. Kaynaşmak için düze inmek; sokağa, çarşıya çıkmak gerekir. Taşhan’da, Çerkez’in Kahvesi’nde iyice koyulaşan sohbetlere kulak misafiri olmak mesela… Ziyabey Kütüphanesi’ne gidip birkaç yazma eser karıştırmak… Hale girip mevsimine göre madımak, evelik, Gürün elması, Akıncılar kavunu, pastırma, sucuk sormak… Subaşı Hanı’nda attara ve kuru meyvecilere uğramak… Sivas çarşısında gezinirken, eski şehrin çarşı pazar adabıyla modern kentin alışveriş alışkanlıklarının ilginç bir karışımına şahit oluruz. Huzur bulmak için Çorapçı Hanı’na ve Meydan Camii civarındaki Şems-i Sivasî Türbesi’ne gidebilirsiniz. 

Âşık Veysel’in, Ruhsatî’nin, Baharözlü Feryadî’nin, Ali İzzet’in, Sefil Selimî’nin adımladığı sokaklar bunlar. Sazlarını konuşturdukları sıra kahveler ne yazık ki şimdi yok. Onların boşluğunu doldurmaz ama kulak pasına iyi gelecek, taş plak çalınan kahveler çarşının kuytularında karşınıza çıkabilir. Canlı icra, konser salonlarına taşınmış. Profesyonel ve amatör koroların konserleri şehirdeki ve kampüsteki büyük salonlarda düzenleniyor.

Sivas atmosferinin ayrılmaz bir parçası da kebap, köfte, döner ve muhtelif pide kokularıdır. Adımbaşı rastlayacağınız bir fırından saatine göre katmer, çörek, pide, etli ve peynirli pideler  alabilir, bunları çayla, ayranla afiyetle yiyebilirsiniz. Bu da Sivas usulü atıştırmalık işte! Köfte, döner ve kebapta ise uluslararası standartlar yakalanmış ve aşılmıştır. 

Bundan 100 yıl önce tam da bugünlerde, Heyet- i Temsiliye, yani ilk Anadolu hükümetinin toplandığı şehir burası. Atatürk, Sivas’a sonraki gelişlerinden birinde, “Cumhuriyet’in temelini burada attık.” diyerek, Millî Kongre’nin ve Sivas’ın önemini vurgulamıştır. Her yıl 4 Eylül haftasında kongre heyecanı tekrar yaşanır Sivas’ta. 100. Yıl kutlamaları ise haftaya sığmadı, seneye yayıldı. Ulusal ve uluslararası spor karşılaşmaları, “Her Yönüyle Sivas” sempozyumu, açık hava konserleri, bu yıl sekizincisi düzenlenecek kitap fuarı, 4 Eylül konulu tiyatro ve canlandırmalar akla ilk gelenler. Özellikle meydanın tarihî atmosferinde yapılan etkinliklere coşkun, yoğun bir katılım var. 100. Yıl kutlamaları 2019’un sonuna kadar sürecek.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi