Şiddet gören bir üvey evladı canlandırdığı Bu Çocuğun Hayatı (1993) filminde sergilediği çarpıcı performansla yaptığı çıkıştan sonra hem eleştirmenler hem de seyirciler aktör Leonardo DiCaprio’nun büyük işler başaracağından emindi. Gerçek bir yıldız olsa da James Cameron’ın büyük başarı elde eden filmi Titanik’le (1997) gelen ve hayatını değiştiren şöhreti kendisi de beklemiyordu. Barbaros Tapan, Oscar ödüllü ünlü oyuncu Leonardo DiCaprio ile Skylife için Los Angeles’ta buluştu; iklim değişikliğiyle nasıl yaşayacağımızı, şöhreti ve son filmi Bir Zamanlar... Hollywood’da’yı konuştu.

Çok başarılı bir aktör olmanızın yanı sıra ünlü bir çevrecisiniz de. Çeşitli alanlarda da yatırımlarınız var. Rakamlarla aranızın nasıl olduğunu sormak istiyorum.

Dürüst olmak gerekirse, berbat. Bu yüzden bu işleri yapması için birilerini istihdam ediyorum zira hayatımı rakamlarla uğraşarak geçirseydim kesinlikle bunalırdım. Çevreyle ilgili çalışmalar ve yardım işleri yapıyorum; ayrıca yatırımlarım da var; bu ikisini farklı kategoriler olarak görüyorum. Ancak belli bir ekonomik istikrarın sanatsal anlamda özgürlük getirdiğine de hep inanmışımdır. Bu nedenle dikkatli davranıyorum. Aşırı tüketimden ve harcamadan kaçınıyorum. Hayatta son derece basit şeylere odaklanıyorum ve gerek oyunculuk gerek yardım faaliyetleri gerekse kişisel ilişkilerim olsun, hepsini sade tutup iyi bir şekilde yapmaya çalışıyorum. Hayatı fazla karmaşık hâle getirmiyorum.

 

Çevre demişken… İklim değişikliği konusunda hâlâ iyimser misiniz?

Hayatımın büyük bir kısmını bu konuya adadım. Vakıf işlerimi yürütürken ve bu konuları açıkça dile getirirken her gün medeniyet tarihinde yeni bir dönüm noktasının, yeni bir felaketin yaşandığını görerek bunalıyorum. Daha önce hiç yaşanmamış şeyler yaşıyoruz. Dolayısıyla iyimser kalmak zor. Ülke olarak sorumluluk almamız ve örnek olmamız gerekiyor; bunu yıllardır, onlarca yıldır söyleyip duruyoruz. Uluslararası toplum için durumun bilimsel anlamda daha ne kadar açık olması gerektiğini bilmiyorum. Bilim camiasının yüzde 99’u insanların karbon emisyonuna katkısının iklim değişikliğine sebep olduğu konusunda hemfikir. Tek yapabileceğimiz umut etmek. Umut etmek ve mücadeleyi sürdürmek.

 

Çevre konularını sosyal medyada gündeme taşıyorsunuz.

Çünkü hükümetlerimiz, özel sektör ve iş dünyası çağrıya cevap vermiyor. Sosyal medyayı bir platform olarak kullanıyorum. Şirketlerin ve devletlerin çıkarlarının her şeyden önemli olduğu bu baskı ortamını değiştirmek istiyorsak sokaklarda gerçek insanlara, bir çeşit devrime ihtiyacımız var. Ve bu devrim, halkın sesi olmalı. Bu konu hakkında konuşup durabilirim ama her şey yeni nesle bağlı. Bu durumdan en çok etkilenecek olan onlar ve bunu da biliyorlar. İnsanların bilimsel gerçekleri inkâr etmesine izin verdiğimiz bir kültürde yaşamaya devam etmemiz akla mantığa sığmıyor, bunu hiç anlamıyorum.

 

Günümüzün en sevilen ve en başarılı film yıldızlarından birisiniz. Biraz da şöhretten ve şöhretin kısa ömründen bahsedelim.

Pek çok arkadaşım oyuncu ve bir oyuncu olarak çalışıp aynı zamanda sanatsal anlamda kendi kaderinizi tayin edebilmeniz lotoyu tutturma ihtimaliniz kadar zayıf. Kelimenin tam anlamıyla lotoyu tutturmak gibi... Bunu biliyorum ve dolaylı olarak anlayabiliyorum; çünkü sektörde çalışıp kendi yollarını çizmek için çabalayan arkadaşlarım var. Ayrıca, dediğiniz gibi, kariyerin gelip geçici olduğunu da biliyorum. Gençliğimden beri bunu nedense hep bir uzun mesafe koşusu olarak gördüm. Belirli bir tempoda devam etmeniz gerekiyor. Hayatınızın sonunda dönüp bakınca büyük bir kariyere sahip olduğunuzu görmek istiyorsunuz. Öte yandan, daha popüler olacağınız veya popülerliğinizi kaybedeceğiniz zamanların da geleceğini biliyorsunuz.  İşte bu zamanları işinizi iyi yapmayı sürdürmeye çalışarak atlatmanız gerekiyor.

 

Los Angeles’ta yaşıyoruz. Size komşu olduğu için heyecanlanan insanlar vardır mutlaka ama en ilginç komşunuz kim?

Stan Lee ile aynı mahallede oturuyorduk ve kendisiyle tanışma şansım da olmuştu. Babam Los Angeles’ta bir underground (yer altı) çizgi roman dağıtıcısıydı ve hafta sonlarında station wagon arabasıyla dolaşıp Hi De Ho’dan Golden Apple’a kadar çeşitli çizgi romanları tüm kasabaya dağıtırdık. Hafta sonlarımı böyle geçiriyordum. Stan Lee de çocukken benim için inanılmaz bir kişiydi. Marvel çizgi romanlarının koleksiyonunu yapardım. Sonunda oturup kendisiyle bu inanılmaz eserleri hakkında konuşma fırsatını da yakaladım. Aynı mahallede oturuyorduk ve vefat etmeden önce onunla güzel anılarım oldu. Olağanüstü bir insandı.

 

“Hollywood” denildiğinde aklınıza ne geliyor? Burada özellikle sevdiğiniz bir yer var mı?

Aklıma pek çok şey geliyor. Tüm hayatım geliyor. Hollywood’da doğup büyüdüm. Bunu her zaman söylüyorum, ilginç ama oyuncu olmamın tek sebebi Hollywood’da yaşamam. Oyuncu olma hayalim vardı ama kendimi hiç o kulübün bir parçası olarak hissetmemiştim. Bana hep tuhaf bir şekilde soyut gelmişti. Seçmelerin yapıldığı yer okuluma yakındı ve okuldan sonra annem beni buraya götürüp seçmelere bırakabiliyordu. Yer bu kadar yakın olmasaydı, diğerleri gibi ben de Iowa’dan ya da Missouri’den bir sırt çantasıyla ayrılmakla kalır, o büyük Altına Hücum hayalleriyle Hollywood’a gelemeyebilirdim. Annem “Tamam, hadi yapalım.”  dedi tam anlamıyla. Seçmelere gitmek istedim; o da beni çıkışta alıp doğruca götürdü, böylece oyuncu oldum.

 

Bir Zamanlar... Hollywood’da dâhi yönetmen Quentin Tarantino’nun dokuzuncu filmi. Bir aktörü farklı bir yönden görmek beni çok etkiledi. Bu karakteri kendinizle hiç özdeşleştirdiniz mi?

Ânında. Benim kariyerim çok farklı bir şekilde seyretmiş olsa da oynadığım Rick karakteriyle aramda hemen bir bağ oluştu. Rick sanki sektörde büyürken içten içe tanıdığım biriydi.  Pek çok yönden de ölümlü olduğu gerçeğiyle baş etmeye çalışan bir adam. Filmler ve televizyon tarafından ölümsüzleştirildiğimiz bir sektördeyiz, ancak Rick bu kültürün ve sektörün gerisinde kaldığını fark ediyor. Bu öğrenme sürecinde yola Quentin ile çıkmak benim için ilginç bir deneyimdi; zira Quentin yalnızca büyük bir tarihçi değil, aynı zamanda bir sinema tutkunu. Bu nedenle, bu yolculuğa birlikte çıkmamız ve Rick Dalton’ın kim olduğunu birlikte anlamamız gerekiyordu; çünkü Rick de yok olabileceğini yavaş yavaş anlayan bir aktör. Kendine acımayı bırakması gerektiğinin, her zaman bir fırsat olduğunun, zamanın ve sektörün gerisinde kalıyor olsa da her zaman geri dönebileceğinin farkına vardığını aktarmak istedim.

 

Bu filmde anlatılan olaylardan beş yıl sonra doğdunuz. Büyürken o günleri, müziği, filmleri, Vietnam’ı, hippileri ve bunun gibi şeyleri nasıl algılıyordunuz?

Bu biraz ilginç; çünkü annemle babam hâlâ birer hippi. Sette Hollywood Bulvarı beş sokak boyunca tamamen 1969 yılındaki dokusuna dönüştürülürken Brad’e bu hikâyeyi anlattım. Bulvarda tütün ve uyuşturucu madde araç gereçleri satan dükkânlar vardı, yüzlerce hippi gelip geçiyordu ve biz de araba sürüyorduk. Sette Brad’e “İşte babam orada.” diye gösterdiğimde bana “Tabii, ne demezsin!” dedi. “O gerçekten benim babam.” dedim. Brad de, “Babanı figüranlardan biri gibi giydirmeleri çok havalı olmuş.” dedi. “Yok, hayır.” dedim. “Sadece ziyarete geldi. Çiçekli gömlek ve sandalet giyen o, yanındaki türbanlı kadın da eşi. Her gün böyle giyiniyorlar.” Sorunuza gelince, o dönemde yaşamadım ama aramda bir bağ olduğunu hissediyorum. O dönem hakkında çok şey duydum, özellikle de annemle babamdan.

 

Quentin Tarantino ve Margot Robbie’yle daha önce de çalışmıştınız ama Brad Pitt’le bu ilk filminiz. Brad’den biraz bahseder misiniz? Birbirinizi daha önceden tanıyor muydunuz?

Birbirimizi uzaktan tanıyorduk. Aynı film anlayışını, bu şehri ve bu kasabayı paylaşıyorduk. İkimiz de 90’larda büyümüştük ve kariyerlerimiz de hemen hemen aynı zamanda parlamıştı. Filmin türüne aşinaydık ve daha da önemlisi, oyuncuyla dublörü arasındaki ilişki, bu ilişkinin zamanla yalnızca bir iş ilişkisi olmaktan çıkması ve ailenizin bir parçası olması aşina olduğumuz bir durumdu, kolayca anlayabiliyorduk. İnsanı yalnızlaştıran bir sektörde çalışıyorsunuz ve bu tür ilişkilere ihtiyaç duyuyorsunuz. Bunları biliyorduk. Dolayısıyla karakterlerimizin geçmişi hakkında bir hayli konuştuk. Quentin bize birlikte yaptığımız filmlerden, hikâyelerimizden ve yolumuzun kesiştiği zamanlardan oluşan harika bir katalog verdi. Böylece ilk gün sete adım attığımız anda oynadığımız karakterlere bürünmüştük. Gerçekten değişik bir deneyimdi. Brad’le çalışmak da müthişti. Hem inanılmaz derecede yetenekli biri hem de gerçekten sıra dışı seçimler yaparak farklı türlerde filmler yapmaya ve ilginç, etkileyici yönetmenlerle kreatif işler çıkarmaya çalışıyor.

 

İtalyan asıllı bir Amerikalısınız. İtalya’yla ilişkiniz nasıl?

Uzun zamandır İtalya’ya gitmedim. Sergio Leone’den bahsedip konudan biraz sapacaktım ama bana İtalya’yı, İtalya’yla olan ilişkimi sordunuz. İtalya’ya gidiyorum, oraya âşığım. Dünyanın en harika ülkelerinden biri. Her gidişimde dünyadaki en etkileyici şeylerden bazılarını görme fırsatı yakaladığım tarihî haftalar yaşıyorum. Bu deneyime bayılıyorum. Babam İtalyan asıllı bir Amerikalı ve orada bağlantıda olduğum fazla akrabam yok ama orası babamdan dolayı DNA’mın bir parçası.

 

 

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi