Bazısı İstanbul’u korumak, bazısı da Boğaz’dan geçen gemileri kontrol etmek için kuruldu. Gözetleme için kullanılanı da oldu, savaşmak için kullanılanı da… Ama şu hiç değişmedi: Yüzyıllara meydan okuyan kaleler İstanbul’un bekçileri! Bir zamanların kuş uçmaz kervan geçmez kaleleri şimdilerde piknik alanları, yeme içme mekânları ve gezinti yerleriyle yaz aylarının vazgeçilmez uğrak noktaları.

Bir şehrin paha biçilmezliğini gösteren yegâne anıtlardır kaleler. Surlar ne kadar uzun, kaleler ne kadar çoksa şehir o derece kıymetlidir. İstanbul da o şehirlerden biri. Tarih boyunca büyük medeniyetlerin gözdesi oldu. Muhteşem Boğaz’ı, eşsiz doğası ve muhkem kaleleriyle hep ulaşılmazdı. Boğaziçi her dönemde dünyanın en önemli su yollarından biriydi. Ve Boğaz savunmasına her devirde büyük önem verildi. Roma İmparatoru II. Theodosius’un inşa ettirdiği surlar ve Anadolu’daki Ceneviz Kalesi’nden başka Türklerin İstanbul’u fethinden önce ve sonra Boğaz’ın giriş ve çıkışını kontrol etmek için dört bir yana kaleler inşa edildi. Yıldırım Bayezid İstanbul’u fethetme yolundaki en önemli hazırlığı bu büyük kalelerden birini ele geçirerek yaptı. Ardından Osmanlı’nın hâkimiyetine geçen bu kaleler, İstanbul’u koruyan yegâne yapılar oldu.

Ben de İstanbul’un, bedeni yorgun ama ruhu dimdik ayakta dört kalesini görmek için Boğaz boyunca bir rota belirledim. İlk durak olarak da Anadolu Hisarı’nı seçtim. Pazar sabahının erken saatleri… Semt sakin ama işletmeler telaşlı. Yoğun bir yaz günü geçireceklerinden eminler. Otoparkçı aracı en dibe çekmemi rica ediyor. Sabah kahvesi için soluklanmak istediğim kafenin garsonu rezerve edilmemiş masa bulmakta zorlanıyor. Anlıyorum ki eski Bizans’tan bu yana dinlence ve eğlence yeri olan Göksu Deresi, öneminden hiçbir şey kaybetmemiş.
Boğaz’ın En Dar Noktası: Anadolu Hisarı 
Güzelcehisar ve Yenicehisar isimleriyle anılan Anadolu Hisarı, İstanbul Boğazı’nın en dar yerine, 7 bin metrekarelik bir alan üzerine kurulu. Osmanlı’nın dördüncü padişahı Yıldırım Bayezid tarafından 1395 yılında, Anadolu Yakası’ndan Boğaz geçişini kontrol etmek için inşa ettirilmiş. Tam da Göksu Deresi’nin Boğaz’a ağır aksak döküldüğü yere. Hemen karşısında Rumeli Hisarı var. Fatih Sultan Mehmed, Rumeli Hisarı’nı yaptırırken dış surlar eklettiği bu kaleyi savunma ve taarruz amaçlı kullanmış. İşte Anadolu Hisarı, iç ve dış kale ile bu kalelerin surlarından oluşuyor. Kaleye girmeye, surlara çıkmaya güvenlik gerekçesiyle izin verilmiyor ancak Osmanlı’nın İstanbul’u fethetme tutkusunun göstergesi sayılan namazgâh belirli zamanlarda ziyarete açık. Fatih Sultan Mehmed, Anadolu Hisarı’nın bir parçası olan namazgâhı, askerlerin ibadet etmesi için yaptırıyor. Tam bir açık hava camisi. Kıble duvarında kesme taştan sade bir mihrabı ve yanında minberi var. Dört yıl önce Beykoz Belediyesi tarafından restore edilmiş; günümüzde cuma, bayram ve teravih namazlarında halka açılıyor.

Efsanevi Yoros 
Bulunduğu semte adını veren Anadolu Hisarı’ndan Karadeniz uçlarına doğru bir başka kaleye, Yoros’a geçiyorum. Anadolu Kavağı’nda başlıyor yoğunluk. Yaz, sahil ve pazar… Tüm piknikçiler yollarda. Ya yerleşmişler ya yer bulma telaşındalar. Kadın-erkek, genç-yaşlı herkes rahat bir gün geçirme derdinde. İp, top, tüp üçlüsü yine başrolde. Kaleye tırmanırken de manzara değişmiyor. Yol boyuna tezgâh açan köylüler dut ve erik mevsimi olduğunu hatırlatıyor. Kalenin manzarası muhteşem. Karadeniz mavisi, çam yeşili ve kelebekler... Ufukta lacivert fon üzerine sessizce köpüklü izler bırakıyor gemiler. Yoros Kalesi, Boğaz’ın Doğu Karadeniz girişini ve çıkışını kontrol etmek amacıyla bugünkü Beykoz ilçesinde kurulmuş. Anadolu Kavağı’na hâkim bir tepenin üstünü kaplıyor. Adını “kutsal yer” anlamına gelen “hieron”dan aldığı söyleniyor ancak rivayetler muhtelif.  “Yoros” adının doğrudan doğruya “dağ” anlamına gelen “oros”tan gelmiş olması akla daha yakın görülüyor bazı tarihçilerce. Bir söylence de Yunan mitolojisinde tanrıların tanrısı olarak bilinen Zeus’la ilgili. Kale kurulmadan önce bölgede Zeus için yapılmış bir tapınağın yer aldığı  ve yapının bazı parçalarının bu tapınağa ait olduğu düşünülüyor. Bu çerçevede “Yoros”un Zeus’un sıfatı olan “ourios” yani “uygun rüzgârlar”dan da geldiğini söylemek mümkün.
Yoros’la ilgili yanlış bilinenlerden biri de Ceneviz kalesi olduğu. Çünkü kulelerden birinde görülen, tuğladan harflerle yazılmış Grekçe kitabe, kalenin Doğu Roma yapısı olduğunun göstergesi. Kalenin macerası kısaca şöyle: 1305’te Türklerin eline geçmiş ancak elde pek fazla tutulamamış. 1348’den itibaren de Karadeniz ticaret yolunu kontrol eden Cenevizliler buraya hâkim olmuş fakat yüzyılın sonunda Boğaziçi’nin Anadolu Yakası’nı denetim altında tutan Osmanlı tarafından tekrar alınmış. Osmanlı Devleti’nin hemen her tarafındaki kıyı kalelerini tamir ettiren II. Bayezid burayı da yeniletmiş, içine mescit yaptırmış; kale dizdarı Mehmed Ağa da bir hamam inşa ettirmiş. Ermeni yazar Agop İnciyan, XIX. yüzyıl başlarında kalede 25 evlik bir Türk mahallesi bulunduğunu, ayrıca muhafız olarak bir dizdar idaresinde 20 kişilik bir müfrezenin de burada kaldığını bildirir.
Yoros Kalesi uzun zamandır ziyarete kapalı. Ama Boğaz ve biraz tırmanışla Yavuz Sultan Selim Köprüsü manzaralarının keyfi eşsiz. Dikkatli bakınca karşı yakada bir başka kalenin, İmros’un burcun u görmek mümkün. Nitekim benim de bir sonraki durağım, Karadeniz girişindeki İmros Kalesi.

Boğaz’ın Askerî Karakolu: İmros
Sarıyer sırtlarından Karadeniz’e doğru yol bulan yemyeşil bir koridordan sonra çıkıyor karşıma İmros Kalesi. Burası artık Marmara mavisinin laciverde, sakin akışının da yerini hırçın dalgalara bıraktığı yer. Kesme taştan kemerli bir kapı, iki kule ve onları birbirine bağlayan kemerli uzunca bir surdan oluşuyor İmros. Kale diplerinde, korkutan dalgalara rağmen çoluklu çocuklu yüzen aileler yaz sıcağına serin bir formül bulmuş gibi. Güvenlik görevlilerine rağmen gözetleme kulelerine çıkabiliyorlar. Garipçe köyü, beyaz deniz feneri, köy camisi ve Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün tepe noktaları görülüyor tepede. Pazar gezmesine çıkanlar bir yana, düğün-nişan çekimleri için gelen gelin ve damatları da kalenin burçlarında görmek mümkün. 
Bugün bir gezi noktası hâline gelen İmros aslında Cenevizliler tarafından Boğaz’ın Batı Karadeniz girişini korumak için yapılmış. Karşı kıyısında Yoros Kalesi ve Rumeli Kavağı görünüyor. Osmanlı döneminde, XVII. yüzyıl başlarında IV. Murad tarafından yeniden inşa ettirilen İmros Kalesi, Cumhuriyet döneminde de askerî karakol olarak kullanılıyor. Tarihî kaynaklara göre kalede o dönem 60 asker evi, 100 top; cephanelik, buğday ambarları ve bir cami bulunuyor. Ve bu alan, 300 askerin yaşadığı bir karargâh gibi değerlendiriliyor.

Boğaziçi’nin Göz Bebeği: Rumeli Hisarı 
Kale turumun en güzelini ve en büyüğünü sona sakladım. Şimdiki durağım, Boğaziçi’nin göz bebeği Rumeli Hisarı. Trafik hem karada hem denizde yoğun. Hisar çevresi kahvaltı ve kahve mekânlarıyla çevrili. Tekneleriyle, bisikletleriyle gezintiye çıkanlar da burada, akıntıya rağmen Boğaz’ın serin sularında kulaç atanlar da. Rumeli Hisarı, açık hava müzesi olarak düzenlenmiş alanları ve namaz vakitlerinde kullanılabilen mescidiyle diğerlerinden farklı. Hisar’ın Halil, Zağanos ve Saruca paşalara atfedilen üç kalesi gezilebiliyor. Kulelere tırmanırken iki yakayı birleştiren Fatih Sultan Mehmed Köprüsü’nün eşlik ettiği Boğaz manzarası İstanbul’u daha da büyülü hâle getiriyor. Ve fetih büyüsüne kapılan Fatih’i daha da anlaşılır kılıyor. Rumeli Hisarı, Fatih Sultan Mehmed tarafından İstanbul’un fethinden hemen önce 1452’de Boğaz’ın kuzey tarafından gelebilecek saldırıları engellemek için yaptırılıyor. Anadolu Hisarı’nın tam karşısında ve bulunduğu semte de adını vermiş. Dört ay gibi kısa bir sürede tamamlanan Rumeli Hisarı, Boğaz’ın en dar noktasında olduğu için Boğazkesen olarak da adlandırılıyor.
İstanbul’un sembollerinden Rumeli Hisarı’nda gün kızılı Boğaziçi’nin serinliğine karışıyor. Müze görevlisi, Hisar’ın devasa kilidini yerine takıyor, yorgun. Sadece o değil, kayıkçı kürek çekmekten, balıkçı olta tutmaktan, gemici dümen çevirmekten yorgun. Akşam karanlığında yorgunluğa yenik düşmeyen sadece kaleler. Söz vermiş, baş koymuş, ant içmişçesine İstanbul’a bekçilik yapan kaleler…

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi