İstanbul, Antik Çağ’dan modern dünyaya geçişin hikâyesini anlatır. Farklı uygarlıkların egemenliği altına girerek kıtalar arasında bir köprü olmuş ve bu mirası bugüne kadar canlı tutmuştur. Şehir ayrıca birçok kültür ve dinin kaynaşmasına, ticaret yapmasına ve gelişmesine imkân sağlamıştır. Roma İmparatorluğu aslında batıda sıkça telaffuz edildiği gibi yıkılmamış, aksine Konstantinopolis’e taşınmıştır. Kentin çevresindeki mimari detaylar bize bu geçişi anlatır.

Yerebatan Sarnıcı 
Sularla çevrili Konstantinopolis’in kurulduğu üçgen şeklindeki yarımadanın yeterli tatlı su kaynağı yoktu. Geç Antik Çağ’da inşa edilen uzun su kemeri sistemi, büyümekte olan Konstantinopolis nüfusuna 100 km mesafeden, Belgrad Ormanı’ndan ve Trakya’daki diğer kaynaklardan su taşınmasını sağlıyordu. Bu sistem aynı zamanda taşınan suları depolayan çok sayıda sarnıç içermekteydi. Yer altı su sarnıçları Konstantinopolis’in en büyük su rezervleri hâline geldi. IV. yüzyılda İmparator Konstantin döneminde inşa edilen sarnıçlar modern İstanbul’un en büyük Bizans yapılarından bazılarını oluşturur. Büyük sarnıçlar hamam, saray, manastır ve kilise gibi çeşitli yapılara su sağlamak için genellikle tepelerin üstüne veya yanlarına yapılırdı. Bu sarnıçlar özellikle kuşatmalar sırasında kentin güvenliği için oldukça önemliydi.
İstanbul’da 80’den fazla yer altı sarnıcı vardır ancak Yerebatan Sarnıcı bugüne kadar ortaya çıkarılanların en büyüğüdür. Bir katedral kadar büyüktür, 80 bin metreküp (veya 17,5 milyon galon) su depolayabilir. 336 sütununun çoğu eski yıkık tapınaklardan getirilmiştir ve ince detaylı başlıklara sahiptir. Meşhur, yılanlarla kaplı iki devasa Medusa başı da bakanları taşa çevirme tehdidiyle burada sessizce bekliyor. Medusa başlarından birinin neden bir sütunun dibinde yana yatık, diğerininse baş aşağı yerleştirildiği hakkında çeşitli spekülasyonlar var.. Belki de bu değerli suları kirletmemesi için davetsiz misafirleri  korkutuyorlardı. Medusaların Konstantin Forumu adı verilen ve benzerlerinin bulunduğu eski bir yapıdan getirilmiş olabileceği de söyleniyor. Baş aşağı bakanı Bizans inşaatçılarının Roma kalıntılarını moloz yığını olarak gördüklerini de gösteriyor olabilir. Bazı tarihçiler ise bunun inançları adına bir tepki olarak putperest heykelleri baş aşağı koyan erken dönem Hristiyan uygulaması olduğuna dikkat çekiyor.
Sarnıçlar James Bond’dan Marvel filmlerine, Dan Brown’un çok satan romanlarından  popüler video oyunu Assassin’s Creed’e kadar pek çok modern eğlence mecrasında ikonik yapılar hâline geldi.
Sarnıçlar Osmanlı padişahlarının ikametgâhı olmanın yanı sıra devletin idari ve eğitim merkezi olan Topkapı Sarayı’na da su sağlıyordu. 1460 yılında Konstantinopolis’in Fatihi Sultan Mehmed tarafından yaptırılan sarayın tasarımı, Osmanlı devlet felsefesinde, saray ile halk arasındaki ilişkilerde önemli rol oynamıştır. Saraya gelen ziyaretçiler, ağızlarının tadını İstanbul sokaklarının kalabalığından temizlemek için geniş bir parktan geçip tek seferde 5 bin kişiye aş sağlayan bir mutfaktan beslenirlerdi. Diplomatlar padişahın huzuruna kabul edilmeden önce çeşitli protokollerden geçerlerdi. Harem ve padişahın ikametgâhı da Topkapı Sarayı’nın içindeydi. Sultana yakın olanlar, dünyanın dört bir yanından gelen önemli temsilcileri ağırlamak için eğitilirdi. Mısır’ın fethinden sonra padişah artık halife unvanını da taşıdığından Kutsal Emanetler burada tutulurdu. Sarnıç bugün, İstanbul’u ziyaret eden turistlerin en fazla uğradığı mekânlar arasında bulunuyor.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi