Dünyanın en popüler destinasyonlarından biri Bali… Romantik, yemyeşil, masmavi, pitoresk ve tam fotoğraflık bir tatil cenneti. Bütün bu özelliklerini seviyorum ama Bali’nin herkesi cezbeden mistik dünyasını da merak ettiğimden Ubud’a daha fazla zaman ayırma niyetiyle çıkıyorum yola.

Javalı gezgin rahip Rsi Markendya’nın “mükemmel” meditasyon noktası, Wos Nehri’nin iki kolunun Ubud’da buluştuğu yerdedir. Nehrin kıyıları boyunca yetişen, şifalı olduğu düşünülen bitkiler için kullanılan ve Bali dilinde “tıp” anlamına gelen “Ubad” kelimesi, zaman içinde “Ubud”a dönüşür. 
Bali’nin ruhani ve kültürel merkezi Ubud’a gidiyoruz. Ubud 1960’lı ve 70’li yıllarda hippilerin uğrak noktası olarak turistik haritalarda yerini almıştı. Bugün ise keyif verici spaları ve inanç turizmiyle tam bir “New Age” cenneti. Ubud’da konaklamak için zenginlerle ünlülerin kaldığı tatil köylerinden kiralık odalara, ormanlık alanlardaki bungalovlardan eko-turizm köylerine kadar çok sayıda seçenek bulunuyor.
Ubud’a giderken birçok harika tapınak görüyoruz. Yıkılmış tuğlaları, yosunlarla kaplı duvarları ve şaşırtıcı heykel çeşitleriyle Bali tapınakları hayranlık uyandırıcı. Dinî gelenekler ve törenlerle dolu Bali kültüründe dua etmek ve adak adamak bir yaşam tarzı. Bali’de her durum için bir tapınak var: ev tapınakları, aile tapınakları, pirinç tarlası tapınakları… Maymunlar için bile tapınaklar var!
Batubulan köyüne giderken yabancı ülkelere gönderilmeyi bekleyen devasa Buda, Ganesha, şeytan, canavar ve ruh heykelleri bizi büyülüyor. Yerel bir köyden gelen rehberimiz Suri, bizi bir taş oymacının evine götürüyor. Oymacının siyah mat bir lav taşından ilah heykeli yapışını izliyoruz.
Ubud’u cazip kılan bir diğer unsur da sanat ve zanaatı. Burada herkesin sanatsal bir gene sahip olduğu söyleniyor. Açık kameriyeler ve sanatçı evlerinin önü; hasat manzarası, Barong dansı gibi Bali hayatından gündelik sahnelerin betimlendiği resimler, geleneksel maskeler, hayvan ve mitolojik kuşlara benzeyen sayısız uçurtmayla ve kabuklardan yapılmış kolyelerle, mücevherlerle dolu.
 Bedeni ve ruhu şımartır Ubud. Elizabeth Gilbert’in duygusal yıkımına neden olan bir boşanmanın akabinde çıktığı Endonezya, İtalya ve Hindistan seyahatine dair anılarını anlattığı Ye Dua Et Sev kitabının başarısının ardından buralar maneviyat gezginlerinin evi oldu. Turistlerin akın ettiği doğal şifacılar, yoga dersleri, çakraları iyileştirme, Reiki ve holistik tedaviler her yerde. Ubud her yıl dünyanın dört bir yanından gelen tanınmış yazarlarla şairlerin katıldığı çok başarılı bir “Yazarlar ve Okuyucular Konferansı”na da ev sahipliği yapıyor.
Evimden uzaktaki evim; yeşil vadilere bakan havuzlu ve sayvanlı yatağıyla süitim, Ubud’un ucunda bulunan banyan ve Hindistan cevizi ağaçlarıyla çevrili Tjampuham Vadisi’ne hâkim lüks bir otel olan COMO Uma Ubud. Otelin etrafı yosunlu patikaları olan yağmur ormanları, Endonezya’ya özgü çevre düzenlemeleri, plumeria ağaçları ve geleneksel mimari anlayışla inşa edilmiş yapılarla çevrili. Ormanı ve dar vadiyi gören bir yoga köşkü de var.
Ubud’u çekici kılan şey, merkezin kalabalık caddelerinden kırsal bölgedeki çeltik tarlalarına, iş başındaki çiftçilere, cır cır öten ağustosböceklerine ve pastoral atmosferine dakikalar içinde ulaşabiliyor olmanız. Nehirler ve Hindistan cevizi ağaçlarıyla çevrili yeşil bir vadide 9 km uzunluğundaki  Campuhan Ridge Walk’ta trekking ya da makak maymunlarıyla dolu kutsal bir alan olan Kutsal Maymun Ormanı, harika bir yürüyüş parkuru. Teggalang’daki zümrüt yeşili pirinç teraslarına gidiyoruz. Bir vadinin karşısında yer alan Teggalang’ın mükemmelen şekillendirilmiş pirinç terasları, VIII. yüzyıla  tarihlenen, subak denen kadim  Bali sulama sistemine sahip ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde.  Terasları bir aşağı bir yukarı arşınlıyorum, warungs denen küçük kafelerde bir şeyler içiyorum. Bir adrenalin tutkunuysanız, sizi basamaklı pirinç teraslarıyla ormanların üzerinde uçuracak bir orman salıncağı bile var.
Ubud bir yandan da danslar ve kültürel gösterilerle hayat buluyor. Sita’nın kaçırılması ve bir maymun ordusu tarafından kurtarılmasını anlatan Ramayana Destanı’na dayanan Kecak dansını izlemek ayrı bir zevk. Üstü çıplak 50 adamın dans boyunca koro hâlinde çıkardıkları chak chak chak sesi, tapınağın sahnesinde yankılanıyor. Ayrıca, tutsak edilmiş bir prensesin hikâyesini anlatan ve koreografisi en ince detayına kadar düşünülmüş zarif Legong dansını da izliyoruz. Karmaşık el hareketleri ve parlak kırmızı, altın sarısı sarong’lar giyinmiş genç kadınlar dramatik etkiyi artırıyor.
Hindu su tanrısına adanmış olan, doğal kaynak suyuyla ünlü Tirta Empul Tapınağı’nı ziyaret ediyoruz. Ziyaretçiler binlerce yıldır şifalı suları için buraya akın ediyor. Üç avlusu, bir dizi oyulmuş taş musluğu, muz yapraklarıyla tanrılara sunulan adakların olduğu yüzlerce sepet ve berrak kaynak sularında dua ve ritüellerle yıkanan insanlarla tapınağın içi çok hareketli.
Ubud sanat pazarına uğramak mutlaka yapılması gereken şeylerden biri. Burada maske, kukla, batik kumaş, seramik, kıyafet, biblo ve gümüş takılar satan çok sayıda tezgâh sıralanmış hâlde. Alışveriş gezimizden yorulup yorgun ayaklarımızı bir tapınağın içindeki pitoresk restoran Lotus Cafe’de dinlendiriyoruz. Çiçek açmış ağaçlarla çevrili  lotus gölünün etrafı köşklerden bir vaha. Arka planında ilahi güzelliğiyle Ubud’un ana tapınaklarından Pura Saraswati var.
Ubud aynı zamanda Bali’nin gastronomi merkezi olduğundan warungs denen aile işletmesi küçük restoranlardan lüks mekânlara dek pek çok seçenek var, seçim yapmakta zorlanacaksınız. Birçoğu nehir kıyısında veya bir vadi üzerinde ve olağanüstü atmosfere sahip. Yerli, taze ürünler kullanıyorlar. Her yıl düzenlenen yemek festivali ülkenin en yetenekli şeflerine, restorancıları ve girişimcilerine Bali’nin farklı mutfaklarını kutlamak için bir platform sağlıyor.
Ubud’a yapılan bir gezi masaj olmadan tamamlanmış sayılmaz. Geleneksel zerdeçallı mandi lulur masajı yaptırmadan önce çikolatayla ve deniz yosunlarıyla kaplanıyoruz! Ortam harikulade! Parlak zümrüt rengi pirinç tarlalarının ortasında, küçük bir spa’dayız. Masaj  ve ovulmak yorgun uzuvlarımız üzerinde etkisini gösteriyor; çiçek yapraklarıyla bezenmiş banyodan ayrılmak istemiyoruz. Başka bir gün de çiftçilerin pirinç tarlalarında geçen bir günün ardından ağrıyan kaslarını gevşetmek için ovalanma tekniğinden ilham alan Balinese Boreh masajı yaptırıyoruz. Vücudumuza zencefil ve diğer baharatlardan yapılan ılık bir macun sürülüyor ve muz yapraklarıyla sarılıyoruz.
Yerel halk, Bali dışındaki dünyayı hiç görmediklerini söylüyor. Birçoğunun kazancı çok az, ayin ve törenlerle dolu basit hayatlar sürdürüyorlar. Burada geçirdiğimiz zamanın sonunda biz de Bali halkı gibi şaşkın ve sakin birer gülümseme ediniyoruz.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi