Estonya’nın başkenti Tallinn, Orta Çağ’dan kalma yapılarıyla ziyaretçilerini etkisi altına alıyor.

Şehir merkezinden evime dönerken, yolumun üstünde olduğundan, Toompea Tepesi’ne gelirim sık sık. Danimarka Kralı II. Valdemar’ın bu tepeyi kendi kalesi hâline getirişinin üstünden tam sekiz asır geçti. Günümüzde devletin en önemli kurumlarına da ev sahipliği yaptığından, yürüyüşüm sırasında başbakanımıza ya da parlemento üyelerimize rastlamak hiç  şaşırtmaz beni. UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dâhil edilen bu muhteşem şehrin inşası için geçmişten bugüne ter dökmüş ustalara hayran kalırım her defasında. Unutmadan, şehrin inşasının asla bitmemesi gerekiyor, yoksa Ülemiste Gölü’nün ihtiyarı şehri sular altında bırakabilir. 

Hikâyeye göre; senede bir gün, ihtiyar bir adam gölden çıkıp şehrin tamamlanıp tamamlanmadığını sorarmış. Şehir zaptiyeleri de her defasında “Birçok inşaat devam ediyor.” dermiş. Bunu duyan ihtiyar da seneye yine aynı soruyu sormak için tekrar gelmek üzere göle  geri dönermiş.  Eski  Tallinn’deki en önemli inşaat projelerinden biri yaklaşık üç kilometre uzunluğundaki şehir surları mesela. Anlatılanlara göre, Büyük  Petro’nun ordusu bile şehri güç kullanarak fethedememiş de  veba salgınından istifade ederek ele geçirmiş.

Büyükannem bana Tallinn’in güvenli duvarlarının harcının tuz ile karıldığını anlatırdı da, çocuk aklımla, deniz suyunun tuzunun işte bu duvarlardan akıp geldiğini hayal ederdim ben. Tuzun Hansa Birliği’ndeki Tallinn’in başlıca ticaret ürünü olduğunu ve adının da “Tuzla inşa edilen şehir” anlamına geldiğini neden sonra öğrendim. Viru kapısından geçilip de surlar aşılınca, şehrin en hareketli yürüyüş caddelerine ulaşılıyor.“Knocking on Heaven’s Door” gibi melodilerin sokak müzisyenleri tarafından çalınan Barok şaheserlerle iç içe geçmesiyle eski şehrin zengin atmosferine karışmak isteyenleri hayat dolu bir merhaba karşılıyor. Müürivahe’deki pazaryerine bakarsak, Estonyalıların hiçbir şeyi şansa bırakmadığını açıkça söyleyebilirim. Burada sıcak bir bahar gününde yün bir atkı ya da rengârenk bir şapka almak hiç de garip değil. Ya da satıcılardan birinin deyişiyle “Nasılsa kış cennette kalmayacak, hem önceden hazırlanmak daha iyidir.”

Asıl gösteri, Viru Caddesi’nin sonuna ulaştığınızda  başlıyor. Raekoda, inşa edildiği 1404’ten beri Tallinn’in kalbi. Gotik Belediye Sarayı hâlâ belediyenin  tören binası ve müze olarak kullanılıyor. Raekoda’nın hemen önünde kurulan Orta Çağ pazarında, bir zamanlar aynı yerde, Lübeck seyahatinden yeni dönmüş bir tüccardan en son haberleri dinlemek için toplanan halktan biri gibi hissediyorum kendimi. Hatta, Old Town Days (Eski Şehir Günleri) boyunca, eski zaman efendilerine ya da uşaklarına dönüşmek, onlar gibi giyinmek de mümkün. Yazın bitişinin kutlandığı şenlikler boyunca meydanlar, sokaklar hatta bahçeler çeşit çeşit sanatsal etkinliğe sahne oluyor, insanla dolup taşıyor. 

Şövalyelerle tanışıp geçmiş zaman tarifleriyle hazırlanmış yemeklerden tadınca o günlere imreniyorum açıkçası.  Geçmiş zaman tarifleri, evet… Otlarla kurutulmuş geyik etine ne dersiniz mesela? Ya da fırınlanmış ardıç meyveli peynire? Bunlar, Olde Hansa Restaurant’ındaki harikalardan yalnızca ikisi.  “Farelere yol açın! Farelere yol açın!” Kutlamalar sırasında bu tuhaf cümleyi duyabilirsiniz. Fareler, Orta Çağ’da pek çok şehir  için korkunç bir problemdi ama o günler çoktan geride kaldı, değil mi? İşte geliyorlar, şık giyimli “ofis fareleri”. Eğlence, dostluk ve yardımseverlik adına, eski şehrin tam kalbinden geçen bir güzergâhta koşuyorlar.

Raekoda’nın karşısında, üzerinde eski Tallinn’in sıfır noktasını işaret eden bir pusulanın yer aldığı taştan bir disk var. Kafelerin masaları ve pazar tezgâhları arasında onu bulmak pek kolay değil ama bir defa bulunca da yuvarlak taştan görülebilen dört Orta Çağ kilisesini birden görmeye çalışırım mutlaka. Toomkirik, Püha Vaimu ve Niguliste kiliselerinin kulelerini saptamak kolay. Fakat, Oleviste’nin kulesi, Avrupa’nın kesintisiz çalışan en eski eczanelerinden biri olan Raepteek’in kırmızı çatısının arkasına saklanmış. Kulenin diskten görülebilmesi için çatıya bir delik açılmasına izin vermiş sahibi neyse ki! Eski şehirdeki en iyi gözlem noktası olan Oleviste Kilisesi’ne doğru yola devam etmeden önce Maiasmokk Café’de geleneksel gateau’nun tadına bakmadan edemiyorum. Bir zamanlar seçkinlere hitap eden bu kafeye girince, mekânın kendine has bir atmosfer uyandırmasını sağlayan bronz süslemeli eski tezgâhlara ve tablolarla süslenmiş cam tavana hayran kalıyorum. Burada hazırlanan badem ezmeli tatlılar bir zamanlar Rus kraliyet sarayında bile takdirle karşılanırmış. 
Enerjiyle dolunca Orta Çağ lonca binalarının ve şimdilerde Vabamu İşgaller ve Özgürlük Müzesi’nin bir parçası olan meşhur KGB hapishane hücrelerinin yanından geçerek Pikk Caddesi’nden aşağı iniyorum. Bu muazzam kilisenin önünde durup, o zamanlar dünyada benzeri olmayan bu gökdelen inşaatı çevresinde toplanmış insanları hayal ediyorum. 

Bazı kaynaklar, bu 159 metrelik yapının bir zamanlar dünyanın en yüksek binası olduğunu söylüyor. Hikâyeye göre, kulenin mimarı adının gizli kalmasını istemiş, yani işin içine kesinlikle biraz büyü karışmış. Seyir terasına tırmanan 258 merdiveni çıkmak için iki kere düşünüyorum ve bu karardan hiç de pişmanlık duymuyorum. Tallinn’i avcunuzun içindeymiş gibi görmek gerçekten eşsiz bir deneyim. Orta Çağ’dan kalma yukarı ve aşağı Tallinn’in kırmızı çatıları, sıra sıra kuleleri ile onları çevreleyen parklar ve meydanların oluşturduğu o yeşil kuşak… Toompea Kalesi’nin Pikk Hermann kulesi üç renkli Estonya bayrağının dalgalandığı sarsılmaz bir sancak gibi şehir surlarının üstünde yükseliyor. Doğuya bakınca Kadriorg Park yakınlarındaki Şarkı Festival Alanı’nın kavisi gözüme çarpıyor; burası beş yılda bir yapılan Şarkı Kutlamaları’na ev sahipliği yapıyor. Yumuşak yaz rüzgârı yanaklarımı okşarken, programın daimi parçası olan bir ezgiyi ( Gustav Ernesaks’ın bestesi “Anavatanım Benim Aşkımdır”) mırıldanmaya başlıyorum: Bu sene, Şarkı Festivali’nin 150’nci yılının mottosu olarak da bu dize kullanılıyor. Eski şehrin etrafında dolanan, günlük trafiğin aktığı bu caddeler tören alayına katılmak için sıralarını bekleyen neşe dolu koro şarkıcıları ve dansçılarla bir kez daha dolup taşacak, ne güzel!

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi