Osmanlı ve Japon imparatorlukları arasında başlayan dostluğun nişanları olan hediyeler, bugün çeşitli sergi ve etkinliklerle görücüye çıkıyor. 2019, Japonya’da “Türk Kültür Yılı” ilan edilirken iki ülkenin tarihî dostluğunun izlerini taşıyan Hazineler ve Osmanlı İmparatorluğu’nda Lâle Geleneği sergisi, Tokyo’dan sonra Kyoto Ulusal Sanat Merkezi’nde ziyarete açılıyor.

Osmanlı ve Japon imparatorları arasındaki köklü dostluk bir hediyeyle başlar: 1873’te Sultan Abdülaziz’e Japonya’dan fildişi oymalı bir petrol lambası gönderilir. Meiji Hükümeti’nin önemli kurucularından Kirino Toshiaki tarafından görevlendirilen diplomat Fukuchi Genichirö, Osmanlı İmparatorluğu’nun hukuk yapısı hakkında bilgi almak için saraya, Sultan Abdülaziz ile görüşmeye gelir. Japonya’nın dünyaya daha yeni yeni açıldığı yıllardır. Saraya yapılan bu ziyaret ve padişaha sunulan o fildişi oymalı petrol lambası, iki ülke arasında uzun yıllar devam edecek dostluğun ilk kıvılcımıdır. 

Bu dostluk kapısı 1887’de yeniden açılır. Bu defa misafir daha da özeldir. İmparatorluk ailesinden Prens Kumatso Akihito, eşi ve beraberinde bir heyet ile Sultan II. Abdülhamid’le görüşmeye gelmiş, ülkesinden de kucak dolusu sevgiler ve bir hediye getirmiştir. İmparator Meiji’nin gönderdiği “Japonya’nın Krizantem Nişanı”, Sultan II. Abdülhamid’e sunulur. Sultan da Prens Akihito’ya, eşine ve beraberindeki heyete çeşitli rütbe ve nişanlar verir. Onları misafirlikleri boyunca el üstünde tutar; heyete Göksu Kasrı’nı tahsis eder. İki imparatorluk arasında hediyelerle başlayan bu dostluğu pekiştirmek isteyen Osmanlı Sultanı II. Abdülhamid,  Osman Paşa komutasında bir heyeti, çeşitli hediyeler ve Japon imparatoruna verilecek bir nişanla Japonya’ya gönderir. Heyet, 14 Temmuz 1889 günü halkın katıldığı büyük bir törenle, top atışları eşliğinde gemilerine, Ertuğrul Fırkateyni’ne binip yola koyulur. 
Ertuğrul Gazi’nin adını taşıyan fırkateyn, 11 ay sürecek zorlu ama unutulmayacak bir yolculuğun sonunda Japonya’ya varır. Zorludur; çünkü gemi Süveyş Kanalı’nda karaya oturmuş, iki kez fırtınaya yakalanmıştır. Unutulmayacaktır; çünkü uğradıkları her limanda Müslümanların yoğun sevgi seliyle karşılanmışlardır. Bombay’de limanda kaldıkları günlerde  gemiye akın akın gelen yöre Müslümanlarının ilgisi hem şaşırtıcı hem sevindiricidir. Bu ilgi ve sevgi dönemin gazetelerine haber olur. İslam coğrafyasında birlik ve beraberlik ruhunu tesis etmek  isteyen II. Abdülhamid, Müslüman halkın nüfusça yoğun olduğu bu limanlara uğramalarını Osman Paşa’dan özellikle istemiştir. Yola çıkmak için tehlikeli bir vakittir. Japon yetkililerin uyarılarına rağmen Osman Paşa yola çıkma kararı alır. Tarihe dönüp bakınca insanın “Keşke biraz daha kalsaymışsınız!” diyeceği bu yolculuk sadece bir gün sürer; zira şiddetli bir tayfuna yakalanmıştır Ertuğrul. Kayalıklara çarpmış ve batmıştır. 
Ve Osman Paşa da dâhil olmak üzere mürettebattan 527 kişi kazada, 13 kişi de kolera salgınında şehit düşmüştür. Tüm heyetten sadece 69 kişi sağ kalabilmiştir. Ertuğrul Fırkateyni’nin bu hazin hikâyesi Japonya’da derin bir elem uyandırır. Japon halkı, şehitlerin defni sürecinde büyük bir çaba gösterir. 69 kazazede ise 1891 yılının Ocak ayında İmparator Meiji tarafından görevlendirilen Hiei ve Kongo adlı iki savaş gemisiyle İstanbul’a uğurlanır. 
Birbirlerine binlerce kilometre uzaklıkta iki ülke arasındaki dostluk bağları bu elim hadise ile daha da güçlenir.
Yaşananları unutamayan Japon halkı şehitlerin aileleri için, Torajo Yamada ve gazeteci Shotaro Noda öncülüğünde bir  yardım kampanyası başlatır. Japonya’da çay hocalığı yapan Yamada,  şehit yakınları için toplanan bu yardımı II. Abdülhamid’e takdim etmek üzere 1892 yılında İstanbul’a gelir. Sultan, bu asil davranıştan çok etkilenir;  Yamada’dan  İstanbul’da kalmasını ve Osmanlı subaylarına Japonca öğretmesini ister. Yamada teklifi kabul eder; bir grup subaya Shotaro Noda ile birlikte Japonca dersi verir. Yamada 1931 yılında Türkiye’ye tekrar geldiğinde Atatürk onu kabul eder ve okul yıllarından simasını hatırladığını belirtir.
Girişimci bir kişiliği olan Yamada, 1893 yılında İstiklal Caddesi’nde Nakamura Shoten isimli ilk ve tek Japon mağazasını hizmete açar. Batılı tüccarların yoğun bulunduğu Beyoğlu’ndaki bu mağazada satılan Japon ipekliler, porselen takımları, mobilyalar büyük ilgi görür. Ürün tedariği için sık sık Japonya’ya gidip gelmeye başlayan Yamada  bu süreçte iki ülke arasında büyükelçilik görevini de üstlenir. Getirip sattığı ürünlerle Sultan II. Abdülhamid’in de ilgisini çeken Yamada’nın girişimiyle Japonya ve Osmanlı arasında ilk ticari anlaşma imzalanır. Sultan Yıldız Sarayı’nda Japon usulü bir köşk yaptırır. Her iki yapıda da çok sayıda Japon işi obje ve mobilya kullanılır. Hatta Yamada, aile yadigârı 300 yıllık Samuray zırhını ve kılıcını, dostluklarının bir nişanesi olarak  Sultan II. Abdülhamid’e hediye eder. Ülkesine döndükten sonra verdiği bir demeçte Yamada şöyle der: “Sultan Abdülhamid, getirdiğim fidanları saray ve köşklerin bahçesine diktirdi. Benden Japon usulü bina yapmamı istedi. Şimdi ben Japonya’da yaşlanıyorum ama götürdüğüm ağaçlar orada büyüyor, bu da beni çok sevindiriyor.” Tam da Yamada’nın dediği gibi, evet, o dostluk saray ve köşk bahçelerindeki ağaçlar gibi büyüdü, meyveler  verdi.
Bu dostluğun neticelerinden biri 18 Mart 1985 tarihinde İran-Irak Savaşı’nın yaşandığı dönemde görüldü. Dönemin Irak hükümeti, İran’a hava saldırısı yapacağını duyurunca Tahran Havalimanı’nda 215 Japon mühendis ve teknik personel mahsur kaldı. Japonya hükümeti ise ancak bir gün sonra uçak gönderebileceğini açıklamıştı. Dönemin başbakanı Turgut Özal’ın talimatıyla, Türk Hava Yolları’nın bir uçağı Tahran’a doğru yola çıktı. Saldırıya ramak kala yetişen bu uçakla 215 Japon yolcu, İstanbul’a sağ salim getirildi ve ihtimamla ağırlandı. 
2019 yılının Mart ayında ise Türk Hava Yolları, iki ülke arasındaki dostluk adına bir kez daha havalandı. Türk Hava Yolları’nın dünyanın 124 ülkesine hizmet sağlayan hava kargo markası Turkish Cargo, Japonya’da 2019’un  “Türk Kültür Yılı” ilan edilmesi vesilesiyle Hazineler ve Osmanlı İmparatorluğu’nda Lâle Geleneği adlı sergi için Dolmabahçe, Yıldız ve Topkapı saraylarından 175 parça eseri sponsor taşıyıcı olarak Japonya’nın başkenti Tokyo’ya, ardından da Kyota’ya taşıdı. İki ülke arasında yapılan ziyaretlerde getirilen hediyeler uzun yıllar bu saraylarda korunmuştu zira. 
Üç bölümden   oluşan   serginin   ana teması “Osmanlı Sarayı’nda Lâle”. Sergide saray bahçelerinin ve sürekli değişen ve gelişen bir beğeni  ile Osmanlı sanatının vazgeçilmezi olan lâle, saray koleksiyonlarındaki XVI. ve XIX. yüzyıllardan eserlerle anlatılıyor. Osmanlı sultanlarının saltanat sembollerinden taht, tuğra, kemer, tören matarası, ok, yay gibi eserler “Topkapı Sarayı’nda Sultan” adlı yan bölümde sergilenmekte. Serginin “Türk–Japon İlişkileri” başlıklı üçüncü kısmını; Sultan
II. Abdülhamid ile İmparator Meiji’nin birbirlerine gönderdikleri hediyeler, Yamada’nın Sultan II. Abdülhamid’e hediye ettiği Samuray zırh ve kılıcı,  Japon işi vazolar, mobilyalar, porselen takımları gibi Osmanlı saray koleksiyonlarındaki Japon eserleri ile Japonya İmparatorluk Koleksiyonları Müzesi’nde (Sannomaru Shozokan) bulunan Osmanlı hediyeleri oluşturuyor.
20 Mayıs’a kadar Tokyo’da sergilenen tüm bu eserler, 14 Haziran-28 Temmuz tarihleri arasında, Kyota’daki Ulusal Sanat Müzesi’nde sanatseverlerle buluşacak. Japonya Altes Prensesi Akiko Mikasa’nın teşrifleriyle, Japon iş dünyasından çok sayıda ismin katıldığı serginin açılışında T.C. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Türk saraylarında Japon kültürüne ait pek çok eserin bulunduğunu hatırlattı.
Hem kendi kültürlerine ait eserleri hem de sergide yer alan Osmanlı padişahlarının kaftanlarını, taht, tuğra, sorguç, tören matarası, ok, yay, seccade ve marangoz aletlerinden çok daha fazlasını görmeleri için Japon halkını ülkemize davet etti. Japonya’da “2019 Türk Kültür Yılı” etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen Hazineler ve Osmanlı İmparatorluğu’nda Lâle Geleneği sergisi iki halkın birbirini daha yakından tanımasına önemli katkılar sunacağa benziyor. Denizyoluyla başlayan zorlu ama sağlam dostluk bugün havayoluyla gücüne güç katarak sürüyor. Biz de sergideki eserlerin izini sürerek ülkemize gelen dostlarımıza sevgiyle, dostlukla sarılmaya devam edeceğiz.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi