150 yıl önce Hilal-i Ahmer adıyla kurulan Türk Kızılayı, bir buçuk asrı geride bırakırken Türk milleti adına ilk günkü misyonuyla hizmet vermeye; savaş, afet, deprem, açlık ve yoksullukla mücadele eden coğrafyalarda merhametin ve şefkatin temsilcisi olmaya devam ediyor.

İsviçreli yazar, iş adamı Jean Henry Dunant (1828-1910) Kuzey İtalya’daki Solferino Savaşı’nda (1859) sefalete, kıyıma, yaralıların içler acısı hâline tanık olur ve ülkesine dönünce, barış zamanında yetiştirilecek ve savaş zamanlarında hiçbir ayrım gözetmeden yaralıların tedavisiyle meşgul olacak bir cemiyet kurulması için girişimlerde bulunur. Savaşın ardından harekete geçer, 16 devletin katılımından oluşan 1864 Cenevre Konvansiyonu ile Kızılhaç Teşkilatı’nın kurulmasına önayak olur. İşte Osmanlı’da Kızılay’ın kuruluş süreci de dünyada Kızılhaç teşkilatının kurulduğu bu yıllara uzanır. 


Osmanlı hükümeti, Salib-i Ahmer yani Kızılhaç’ın kuruluşunu gerçekleştiren bu kurula delege göndermemiş; 5 Temmuz 1865’te Cenevre Sözleşmesi’ni imzaladıktan sonra 1867’de Paris’te düzenlenen sağlık sergisine ve Milletlerarası Kızılhaç Sıhhiye  Konferansı’na katılmak üzere Mekteb-i Tıbbiye muallimi Miralay Abdullah Bey’i görevlendirmiştir. Milletlerarası Yaralılara Yardım Komitesi Başkanlığı, Cenevre Sözleşmesi’nin tatbiki için Abdullah Bey’e yetki verir; 11 Haziran 1ac868’de Mecrûhîn ve Marda-yı Askeriyeye İmdat ve Muavenet Cemiyeti (Osmanlı Yaralı ve Hasta Askerlere Yardım Cemiyeti) Dr. Abdullah Bey, Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa, Marko Paşa ve Kırımlı Aziz Bey’in girişimleri ile kurulur. 

Hilal’i Dünyaya Armağan Eden Kurum
Kırmızı ay sembolü, Dr. Besim Ömer Paşa tarafından Londra’dan sonra Lahey Konferansı’nda da önerildikten sonra, 10 Mayıs 1912’de toplanan 9. Washington Salib-i Ahmer Konferansı’nda resmen bütün devletler tarafından onaylandı.
Bugün Uluslararası Kızılay-Kızılhaç hareketinin etkin bir  üyesi olan aynı zamanda Uluslararası Kızılhaç  Kızılay    Dernekleri   Federasyonu Başkan Yardımcılığı’nı yürüten Türk Kızılayı, 1868 yılında dünyadaki ilk Kızılay olarak kuruldu. Osmanlı İmparatorluğu’nun en zor döneminde askerlere yardım amacıyla kurulan Hilal-i Ahmer, uluslararası harekete “kızıl ay” amblemini de kazandırmış, “Hilal”i dünyaya armağan eden kurum olmuştur.

Osmanlı-Rus Savaşı’nda Hilal-i Ahmer 
Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti, kurulduğu günden itibaren özellikle savaştaki yaraların sarılmasında aktif rol alır. 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi (93 Harbi) ile ilk büyük sınavını verir. Cemiyet, cephe gerisinde dokuz seyyar hastane ile İstanbul’da dört hastane açar ve 25.000’den fazla yaralı ve hasta asker burada tedavi görür.  Bir yıl içerisinde cemiyet adına hem ülke içinden hem de İslam ülkelerinin bazılarından yardım başlar; bu yardımlarla toplanan paralarla Anadolu Kavağı Hastanesi, Beylerbeyi Hastanesi ve Yıldız Hastanesi gibi hastaneler açılır.

Savaşlarda oldukça etkin faaliyet gösteren cemiyet, 1897’deki Türk-Yunan Savaşı’nda iki vapur kiralar ve bu vapurları  hastaneye dönüştürür. Böylelikle yaralı ve hasta askerler İstanbul’a nakledilir. 
Meşrutiyet Yıllarında Yeniden Yapılanma  II. Meşrutiyet’in ilanından sonra cemiyetler toplumda oldukça etkin olmaya başlar. Bu süreçte güçlendirilen ve yeniden yapılandırılan Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nin kurucu meclis üyeleri arasında devletin ve toplumun her kesiminden etkili şahısların ve doktorların bulunması, Hanımlar Merkezi’nin oluşturulması gibi faktörler, Hilal-i Ahmer’in kısa sürede toplumun tüm kesimlerince benimsenip tanınmasını sağlar.  Hastabakıcılık Okulu ve Hanımlar  Merkezi’nin Kurulması  XX. yüzyılın ilk yıllarında Osmanlı topraklarında başlayan savaşlar ve büyük göçler, yaraların hızla sarılmasını da zorunlu kılar. Bu konularda artan ihtiyacı karşılamak üzere Hilal-i Ahmer Cemiyeti hastabakıcılık kursları açar, hanımların da cephe gerisinde hizmet vermesi için teşkilatın yapısında düzenlemeler yapar.

1911 yılında Besim Ömer Paşa tarafından Kadırga Veladethanesi’nde, savaş şartlarında hastabakıcı ihtiyacını geçici olarak karşılamak amacıyla kadınlar ve erkekler için 4-5 aylık hastabakıcılık kursları düzenlenir. 
20 Mart 1912 tarihinde Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti bünyesinde “Osmanlı Hilal-i Ahmer Hanımlar Merkezi” kurulur. Bu teşkilatla kadınların daha yoğun ve etkili bir şekilde Hilal-i Ahmer faaliyetlerine katılımları sağlanır. Askerler için giysilerin, çamaşırların, yatak-yorganların dikilmesi; eldivenlerin, kaşkolların örülmesinde yüzlerce kadın hiçbir karşılık beklemeksizin geceli gündüzlü çalışır. Merkeze üye hanımlar cephede askerlere bakar; yiyeceğinden giyeceğine ve sağlığına kadar askerlerin tüm ihtiyaçlarıyla ilgilenirler. Cephe gerisindeki sivillere destek verilir; Osmanlı topraklarına sığınan binlerce göçmenin sorunlarına çözüm üretilir. Hanımlar Merkezi, cemiyete gelir getirici bir dizi etkinlik hazırlar; kartpostallar, piyango biletleri, rozetler ve çiçekler satılır; sergiler ve müsamereler düzenler.

Hilal-i Ahmer’in iyilik melekleri arasında Türkiye tarihinde iz bırakan, Halide Edip Adıvar, ilk Türk hemşire Safiye Hüseyin Elbi, Fatma Hüseyin Elbi, Fatma Seher Hanım, Selma Rıza Feraceli, ilk kadın şairlerimizden İhsan Raif Hanım, Şair Nigar gibi önemli isimler aktif rol almıştır.  Trablusgarp’tan Millî Mücadele’ye Uzanan Savaşlarda Hilal-i Ahmer Cemiyeti  Bu yıllarda İtalya’nın Trablusgarp’ı işgal etmesiyle Bingazi ve Humus’a iki sağlık ekibi gönderilir; burada 3013 yaralı ve hasta tedavi edilir. Savaş sırasında Derne’deki Hilal-i Ahmer Hastanesi, yıllar sonra Türklerin kaderini değiştirecek bir hastaya baktı. Bu hasta binbaşı, Ocak 1912’de Derne’de Şark Kolordusu Komutanı olarak görev yapıyordu. 1912’de Hilal-i Ahmer Hastanesi’nde tedavi olan bu binbaşı, yıllar sonra cemiyete “Kızılay” adını verecek olan Mustafa Kemal’den başkası değildi.

Balkan Savaşı’nın başlaması ile  yaralı askerlere, göçmenlere,  yoksullara,  göçlerle gelen savaş dullarına, yetimlere yardım ve elverişsiz koşullar dolayısıyla  hızla yayılan bulaşıcı hastalıklarla mücadele için cemiyet çalışmalarda bulunur. İstanbul’un Cerrahpaşa, Topkapı, Eyüp, Üsküdar, Cibali  semtlerinde aşevleri açılır. Çoğu 1000 yataklı on beş Hilal-i Ahmer Hastanesi’nde yaralılar tedavi edilir, Gülnihal Vapuru seyyar bir hastaneye dönüştürülür. 

Hilal-i Ahmer, Osmanlı İmparatorluğu’nun birçok cephede  savaştığı Birinci Dünya Savaşı’nda açılan her cephede askerin sağlık sorunları, yaralıların bakımı, beslenme ve giyim gereksinmelerini etkin şekilde karşılamak için devletin en önemli temsilcisi olur. Cemiyet, harp boyunca üç kıta gibi geniş bir coğrafyada imkânsızlıklar içerisinde faaliyet yürütmüş, ordusunun ve halkının yanında yer almıştır. Hilali-i Ahmer tüm bu faaliyetlerini Osmanlı’nın üç kıtadaki geniş coğrafyasında yürütür. Çanakkale, Filistin Cephesi, Suriye Cephesi, Irak Cephesi, Doğu Cephesi’ne sağlık heyetleri gönderilir. Erzurum, Erzincan, Sivas, Samsun, Gelibolu, Şarköy, Tekirdağ, Medine, Bağdat, Kudüs, Şam ve İstanbul’da tesis edilen hastanelerin yanı sıra sahra hastaneleri (çadır hastane), çayhaneleri, nekahethane ve hastane gemileri ile hizmetler kesintisiz biçimde  sürdürülmeye çalışılır. 

I. Dünya Savaşı’nın ardından Anadolu’da başlayan Millî Mücadele yılları Hilal-i Ahmer’in hizmet ve fedakârlığının zirveye ulaştığı, kesintisiz 24 saat çalıştığı, tarihinin en şerefli dönemleridir. Anadolu nüfusunun savaşlar ve yokluklarla günbegün azaldığı Milli Mücadele döneminde 33.172 yaralı ve hasta tedavi edilmiş; birçok yerde çok kısa zamanda kurulan Hilal-i Ahmer hastaneleri, nekahethaneleri, dispanserleri, aşhaneleri, çayhaneleri o günün olağanüstü şartları içinde ilaç ve malzeme kıtlığına ve tüm zorluklara rağmen Türk milletinin yaralarını saran en büyük destekçisi olmuştur. Kızılay, kurulduğu günden beri tam 150 yıldır, savaşlarda, mübadele yıllarında, depremlerde; yüzlerce afet bölgesinde, açlık ve yoksullukla mücadele eden topraklarda, ülkemizde ve uzak coğrafyalarda merhametin ve şefkatin temsilcisi olmaya devam ediyor. Geçmişte Osmanlı’nın üç kıtasında sürdürdüğü faaliyetlerini bugün tüm dünya vatandaşlarına taşıyor. Nerede bir felaket olsa, Türk milleti adına, önce o yardıma koşuyor. Kırmızı Hilal; kan temini, afet, sosyal hizmetler, uluslararası yardım, göç, ilk yardım, sağlık, eğitim ve gençlik hizmetleri alanlarında tarihine yakışır izler bırakmaya  devam ediyor. 

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi