Huzur iklimi şüphesiz on bir ayın sultanı Ramazan-ı Şerif'te İstanbulluların gönül evlerinde daha derinden hissediliyor. Şehrin yedi tepesinin üzerinde her biri hassas bir sanatkâr marifetiyle inşa edilen selâtin camileri bu ay yine ışıl ışıl.

İstanbul… Asırlar boyunca ibadethanelerinin ihtişamıyla da gündemde kalan naif şehir. Fetihten sonra İstanbul’da peş peşe inşa edilen selâtin camileri bu şehri İslambol kılan, dört bir yanına Müslüman Türk damgasını vuran padişahların ve vâlidelerin yadigârı, armağanı... İstanbul’un dinî mimarisinde en çok bu camiler öne çıkar şüphesiz. Padişahların, vâlidelerin, hanım sultanların yaptırdığı ve şehzadeler için inşa ettirilen camiler anlamında kullanılan; alametifarikaları birden fazla minare olan selâtin camilerinin isimleri İstanbul ile birlikte anılır. İstanbul’a yüzyıllardır ruh ve mana üflemeye devam eden selâtin camileri bir yandan Osmanlı Devleti’nin ihtişamını bir yandan da ecdadımızın dinî merkezlere kazandırdığı sanatsal ve estetik boyutları gözler önüne seriyor.
Bu yazımızda İstanbul’un Avrupa Yakası’ndaki selâtin camilerinden Süleymaniye ve Nuruosmaniye’ye; Anadolu Yakası’ndakilerden ise Vâlide-i Atik ve Büyük Selimiye’yi ziyaret ediyoruz.

Süleymaniye Camii
Fatih semtindeki; cami, medrese, kütüphane, aşevi, imarethane, han, hamam ve sıbyan mektebinden müteşekkil Süleymaniye Külliyesi için tek bir sıfat kullanılacak olsa bu sıfat “muhteşem” olurdu mutlaka.
Süleymaniye, İstanbul’un yedi tepesinden biri. Caminin inşa edildiği yıllarda Süleymaniye İstanbul’un önemli bir merkeziydi. Hemen her merkezin ve mekânın doğru okunması için gerekeni burada da yapmak ve içeriden dışarıya değil, dışarıdan içeriye yönelip Süleymaniye’yi keşfetmeye çevresinden başlamak gerekir. Biz de öyle yaptık. Gömleğimizin kollarını sıvayıp kurnalarından su ile birlikte tarihin aktığı şadırvana uzandık. Şadırvan, o devrin şartlarında Istranca derelerinden getirilen suyu doğal kule prensibi ile hava akımı oluşturarak oksijenle arıtan, tarihin ilk içme suyu hazırlama istasyonu. O zamanın teknolojisi ile pirinçten dövme usulü ile yapılan lülelerin her biri özenle tasarlanmış… Şadırvanın oluklu demir döküm, duvara benzeyen, ancak hava akımını sağlayan cepheleri ise başlı başına bir hesap harikası… 
Bu kez tefekkürü kendimize yoldaş kılıp cami içine giriyoruz. Müezzin mahfilinde ellerimizi dizlerimizin üzerine koyup huşû içerisinde 470 yıl öncesine; ulu mabedin temellerinin atıldığı günlere gidiyoruz. Sanat, estetik, kabiliyet, ihtişam, dinginlik, adalet, huzur, tevazu, ihlas, altın oran Süleymaniye Camii’ne dair kavramlardan yalnızca birkaçı olsa gerek. Kubbesi, is odası, ses sistemi, mühendisliği ve harikulade tasarım uygulamalarıyla Muhteşem Süleymaniye’ye dair yazılacak, konuşulacak pek çok husus varken, gözlerimizi mıhladığımız yerden, ana kubbeyi sülüs yazıyla tezyin eden Fâtır Suresi’nden almamız bir hayli vaktimizi alıyor. 
Yavuz Sultan Selim ve Şehzadebaşı camilerini de el ve gönül birliğiyle inşa etmiş Kanuni Sultan Süleyman’ın ve Mimar Sinan’ın ruhlarına mütevazı türbelerinin ayakucu tarafından defalarca Fatiha okuduktan sonra mermer, taş, toprak zeminlerden, Arnavut kaldırımları üzerinden yürüyerek Nuruosmaniye Camii’ne varıyoruz.

Nuruosmaniye Camii
Nuruosmaniye Camii’ne dair tek bir satır yazılacak olsa “ticaretin canlılığı içerisinde dünya-ahiret dengesini gözetmeye çağıran mekân.” denmesi sezâdır. Bu cami İstanbul'un en hareketli noktalarından birinde; Kapalıçarşı'nın Cağaloğlu ve Çemberlitaş'a açılan kapısının önünde yer alır. Süleymaniye’nin dar, ahşap evlerle çevrili etrafından uzaklaşıp Nuruosmaniye’ye geldiğinizde burada mekân âdeta genişler. 
Sultan I. Mahmud döneminde yapımına başlanan cami, hünkâr kasrı, kütüphane, aşevi, sebil, türbe, çeşme ve dükkânlardan oluşan Nuruosmaniye Külliyesi, padişahın ömrü vefa etmeyince Sultan III. Osman tarafından tamamlanır. İstanbul’un ikinci tepesini taçlandırmakta olan Nuruosmaniye Külliyesi klasik mimari birikimin üzerine eklemlenen modern mimari tarzı ve Barok süslemeleriyle dikkat çeker. 
Nuruosmaniye Camii Osmanlı’da XVIII. ve XIX. yüzyıllarda inşa edilen camilerde sıkça rastlanacak olan Batı tarzı cami tezyinatının ilk uygulama alanı olması hasebiyle Batı'nın Barok, Ampir ve Rokoko stillerinin mahalli karakterlerle meczedilerek Türk Rokokosu adı verilen yeni bir üslubun doğmasına kapı açan başarılı bir mimari tezyinat örneğidir. 
Kapalıçarşı’nın hemen yanında, ticaretin tam orta yerinde haziresindeki servilerin minareleriyle söyleştiği cami dünya-ahiret dengesini daima hatırlatmaktadır. 

Büyük Selimiye Camii
Avrupa Yakası’ndan sonra Boğaz’ın engin sularını seyre dalarak şehir hatları vapuruyla Anadolu Yakası’na geçiyoruz. Üsküdar semtinde bulunan Büyük Selimiye Camii bir tarafına ahiret iklimi Karacaahmet kabristanını diğer tarafına Boğaz’ın serin sularını ve engin rüzgârını alarak heybet ile tevazuyu aynı yapıda bir araya getirmeyi başarmış. Hünkâr dairesi, sıbyan mektebi, muvakkithane, sebil, çeşme ve türbeden müteşekkil ibadethanenin banisi Sultan III. Selim’e buraya defnedilmek nasip olmamış. 
Bir zamanlar daha çok Selimiye Kışlası sakinlerinin ibadet mahalli olan Büyük Selimiye Camii, Şakirin Camii inşa edilinceye kadar, Karacaahmet’e defnedilecek mevtaların cenaze namazlarının kılındığı ibadethane olma hususiyetini de haizdi. 
Oldukça ferah, aydınlık bir iç mekâna sahip olan cami, huzur veren sıcak yapısıyla Osmanlı’dan günümüze şahit olduğu 214 yıllık hikâyesini anlatmak üzere sizleri Üsküdar’a bekliyor.
Vâlide-i Atik Camii
Vâlide-i Atik Camii, namıdiğer Eski Vâlide Camii Mimar Sinan’ın İstanbul’un yedi tepesinin en güzelinin üzerine özene bezene inşa ettiği tarihî, ulvi ve uhrevi güzellik, saklı cennet ve yine Üsküdar semtinde… Miladi takvimin yaprakları 1570-1579 yılları arasını gösterirken Sultan     III. Murad’ın annesi, Sultan II. Selim’in hanımı Afife Nur-Bânû Vâlide Sultan tarafından yaptırılan Vâlide-i Atik Camii İstanbul’un maneviyat odaklarından biridir.
Cami, tekke, medrese, aşevi, darüşşifa, kervansaray, sıbyan mektebi, darülhadis ve darülkurra gibi bölümlerden meydana gelen külliye, asitanenin sesinden, gürültüsünden, günlük koşturmacalardan uzakta, kendi ilahi atmosferi içinde yaşıyor. Külliyenin içinden, etrafındaki binalar gözükmüyor; bahçesinden Üsküdar’ın gökyüzünü izlemek insanı gerçekten başka bir yere taşıyor.
Yakın zamana kadar külliyenin çay ocağını işletmekte olan Dersimli derviş meşrep Haydar Amca’ya yetişenler, onun semaverinde sadece çay değil, muhabbet, Ahilik kültürü ve fütüvvet ahlâkı da demlediğini biliyor.
Selâtin camileri gönül evlerinin yufka gibi inceldiği oruç ayında geniş bahçeleri; şadırvanları, minareleri, şerefeleri, kandilleri, mahyaları, tekbir ve ezan sesleriyle İstanbulluları kubbelerinin altındaki huzura davet ediyor.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi