Köroğlu adına kebap, Bolu Beyi adına tatlı yapan Bolulular yemeklerindeki lezzeti “kendin yetiştir, kendin pişir”e bağlıyorlar. Elbette aşçılık hünerleriyle gurur duyduklarını da saklamadan…

Bolu denilince kimi insanın aklına önce kartpostal güzelliğindeki göller gelir: Abant, Gölcük, Sünnet gölleri, Sülüklü Göl, Yedigöller ve diğerleri… Sonrasında kayak merkezlerinin, Kartalkaya ve Esentepe’nin adları anımsanır. İstanbul ile Ankara arasında, ormanlarla kucaklaşmış Bolu’nun ve ilçelerinin değerini daha iyi anlayabilmek için bu bakış açısının dışına çıkmak gerekiyor. Bolu çam sakızı kokar. Elmasının tadı önce dağlara, sonra Seben’e mührünü vurmuştur. Kıbrıscık bülbüllerin evi, Yeniçağa binbir çiçeğin yurdudur. Göynük, Saat Kulesi ile zamanın hesabını tutar. Mudurnu ahşap konaklarıyla geçmişe göz kırpar. Mengen aşçıların memleketi ve ormanların tahtıdır. Dağların çocuğu Dörtdivan ve kar beyazlığıyla yaşayan Gerede, Bolu merkezini tamamlar. Yaylalarda erkekler keserle çıra ayıklarken, kadınlar soğanları verandaya dizer, kırmızı biberleri kurutur. Memleketlerinden uzakta yaşayan Bolulular hemşehrileriyle “Hacet Bayramı” denen buluşmalarda hasret giderirler. Etli pilav ve bulgur pilavı hep birlikte kaşıklanır. Sofralar beraber kurulur, yemekler imece ile pişirilir. Herkes yemeye dalmışken yaramaz çocuklar saray helvası dilimlerini kaşla göz arasında kapıp kaçarlar. Bolulular mutfakta hünerlidir. Köroğlu yaprak kebabını kiremit tabaklarda pişirirler. Bolu Hızır kebabının, cincile böreğinin, Mengen pilavının, Bolu Beyi tatlısının, kedi batmazın, Yedigöller kebabının adı bile duyana lezzet vadeder. İşin sırrı biraz da “kendin yetiştir, kendin pişir”den geçer çünkü Bolu mutfaklarında hazırlanan yemeklerin malzemeleri yöredeki bahçelerde ve tarlalarda yetiştirilir. 
Bolu ve yemek sözcükleri yan yana geldiğinde de elbette Mengen’in adı “bir kaşık” öne çıkıyor. Osmanlı saray mutfağında Mengenli aşçıların namı alıp yürümüştü. Yakup Ağa, Mengenli ilk saray aşçısı olarak biliniyor. Bu aşçılar usta-çırak usulü ile sonraki kuşaklara hünerlerini aktarınca sarayda Mengenli aşçı geleneği doğmuştu. Bugün Mengenliler haklı olarak kazandıkları bu ünü yaşatmak için çaba gösteriyor. Mengen Aşçılar Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi bu çabanın somut bir örneği olarak 1985'te açıldı. Okulda yalnızca pişirme değil, servisin inceliklerinden malzeme hazırlamanın püf noktalarına kadar mutfakla ilgili her şeyin eğitimi veriliyor. Mengen’de 1981'den beri “Uluslararası Aşçılık ve Turizm Festivali”nde aşçılar arasında yemek yarışması yapılıyor. Buna bir de kadınlar arasında yapılan yöresel yemek yarışmasını eklemek gerek. Geçtiğimiz yıllarda usta şefler down sendromlu çocuklarla birlikte ocakbaşına geçmiş ve çocuklar değme ustalara parmak ısırtan yemekler yapmışlardı. Bu festival süresince kurulan stantlarda birçok il kendi yemeklerini de tanıtıyor. 
Mudurnu ise Osmanlı mimari dokusunun hâlâ korunduğu bir ilçe. Eski konakları ve Saat Kulesi onu ayrıcalıklı kılıyor. Yarışkaşı Konağı’nda Nevzat Anlıtan bize Mudurnuluların kızılcığa neden “hekimdöndü” de dediklerini anlatıyor: “Bir tarihte Mudurnu’ya çalışmak için gelen bir hekim at üstünde kasabaya yaklaşırken yol boyunca kızılcık ağaçlarını görünce, ‘Burada insanlar hasta olmaz, aç kalırım!’ diyerek Mudurnu’ya girmeden geri dönmüş.” Gerçekten de Mudurnulular ev halkından biri hastalandığında, kızılcıktan yapılan korova macunu kabını raftan alıyor ve hastaya şifa niyetine yediriyorlar. Anlıtan, kat kat yufkadan yapılan bal kabağı gözlemesini anlatırken yanında turşu ve hoşaf yendiğini de sözlerine ekliyor. 
Mudurnu’da yedi yüzyıldan beri süregelen esnaf duası geleneği her hafta cuma namazından önce yeniden yaşanıyor. Ahilik kültürünün bir parçası olan bu dua için esnaf Orta Çarşı ve Demirciler Çarşısı’nda bir araya geliyor. Mudurnulular da onlarla beraber hayırlı ve bereketli kazançlar diliyor. Bu gelenekte ekmek lokmaları da paylaşılıyor. Perşembe günleri ise herkes erkenden uyanıyor çünkü o gün pazar kuruluyor. Kadınlar geceden tarhana, peynir, çökelek, mantar, muşmula ya da kaymakla ağzına kadar dolu sepetlerini kapı yanında hazır ediyorlar. Pazaryeri kadınlar için bir nefes alanı. Bahçelerinde yetiştirdikleri sebzeleri, elleriyle yaptıkları ev eriştelerini, kızılcık şerbetlerini, pekmezleri, süzme yoğurtları, odun ateşinde pişirdikleri bal kabaklarını, zeytinli ekmekleri, tavuklarının yumurtalarını burada satıyorlar.
Göynük, ak sakallı dedelerin çalıştırdıkları bakkal dükkânlarıyla, evlerde dikiş diken terzileriyle, kurutulmak için kaldırımlara serilen iri taneli fasulyeleriyle, "Fatih Sultan Mehmed’in lalası Akşemseddin’in diyarı" namıyla anılan bir Bolu ilçesi. Sanki Mudurnu ile kardeş gibi. Aslında Bolulular için hayatın anlamı bu “kardeş” sözcüğünde gizli. Aşlarını açlarla ve dostlarıyla paylaşmayı erdem sayan Bolulular, ona lezzet vermenin sırrını da çoktan keşfetmişler. Bunu anlamanız için ister göl kenarında alabalık ister konak sofrasında kaşık sapı ister çarşı lokantalarından birinde Kartalkaya kebabı yiyin fark etmiyor. Yeter ki tadına vararak lokma lokma yiyin!

Tarifler
Bolu'nun her bir ilçesi ayrı bir lezzet katıyor sofrasına. Farklı yörelerinden yemekleri hazırlarken de en az yerken olduğu kadar keyif alacaksınız.

Kaşık Sapı
Dört kişilik
1 kg un / 1 yumurta / Tuz / 1,5 su bardağı rendelenmiş keş-öğütülmüş ceviz karışımı / 1 fincan sıvı yağ veya 100 gr tereyağı
Mantı hamurunu yoğurup ince yufka açın. Yufkayı küçük kareler hâlinde kesin. Her birini, kaşığın veya tahta bir çubuğun            (parmak kalınlığında) sapına dolayın, elle hafifçe sıyırarak çıkarın ve tepsiye dizin. Kaynar suda haşlayıp suyunu süzün. Servis tabağına bir miktar alın. Üzerine, rendelenmiş keş-öğütülmüş ceviz karışımını serpin. Bir kat kaşık sapı, bir kat ceviz içi şeklinde devam edin. Kızdırılmış tereyağına keşli ceviz ilave edip kavurarak kaşık sapının üzerine dökün.

Kabaklı Gözleme
Dört kişilik
Hamur için: 1 kg un / 1 yumurta / Yeteri kadar tuz ve su
İç için: 1 kg rendelenmiş tatlı kabak / 2 baş kuru soğan / 1 avuç toz şeker / Karabiber / 100 gr tereyağı / Süt / Kaymak
Tatlı kabağı rendeleyip soğanla kavurun. Karabiber ve arzu ederseniz bir miktar toz şeker ilave edin. Hamuru yoğurup ince yufkalar açın. İki yufkanın arasına, önceden hazırladığınız rendelenmiş kabağı koyup tandırda pişirin. Pişen yufkaları ısıtılmış süt-tereyağı-kaymak karışımı ile iyice ıslatarak üst üste dizin. Keserken arzu ettiğiniz şekli vererek servis tabağına alın.

Kesme Makarna
Dört kişilik
500 gr kesme makarna / 1,5 su bardağı rendelenmiş keş-öğütülmüş ceviz karışımı / 1 fincan sıvı yağ veya 100 gr  tereyağı
Kesme makarnayı haşlayıp suyunu süzün. Servis tabağına bir miktar alın. Üzerine, rendelenmiş keş-öğütülmüş ceviz karışımını serpin. Bir kat makarna, bir kat cevizli iç şeklinde devam edin. Kızdırılmış tereyağına yine keşli ceviz koyup kavurun. Makarnanın üzerine dökün.

Un Helvası
Dört kişilik
750 gr un / 1 yumurta / 1 fincan sıvı yağ veya 100 gr margarin / 1 avuç ceviz içi
Şerbet için: 300 gr toz şeker / 2 su bardağı su
Unu ve yağı kısık ateşte kavurun. Biraz pembeleşince, bir miktar şeker ve çırpılmış yumurta ilave edip kavurmaya devam edin. Arzu ederseniz, bir avuç ceviz içi serpiştirin. Yeteri kadar kavrulunca, kaynatılan şerbeti ilave edip şerbetini tamamen çekinceye kadar pişirin. Dinlenmeye bırakın. Spatula ile şekil vererek servis tabağına alın. 

Kızılcık Tarhanası
Dört kişilik
1 su bardağı kızılcık tarhanası / 4 su bardağı su / 4 diş sarımsak / 100 gr tereyağı
Tencerede su kaynatın. Kaşıkla sürekli karıştırarak suyun içine kızılcık tarhanasını ekleyin. Sekiz on dakika kaynatın. Ocaktan aldıktan sonra, sarımsak dövüp çorbaya ilave edin. Kızdırılmış tereyağı ile tatlandırın. Arzu ederseniz yağın içine çekilmiş ceviz veya kıyma ekleyebilirsiniz. 

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi