Amsterdam kanallardaki suya yansıyan karakteristik mimarisiyle etkileyici bir manzara çiziyor. Hollanda'nın başkentinde rengârenk çiçek pazarlarını ve dünyaca ünlü müzeleri yürüyerek veya bisikletle keşfedebilirsiniz.

Varınca

Amsterdam’ın kalbi Dam Meydanı, havaalanını kente bağlayan Merkez Tren İstasyonu’nun birkaç blok ötesinde. Meydan, 1808’den beri kraliyet ailesini ağırlayan Neoklasik stildeki Amsterdam Kraliyet Sarayı ve kraliyet törenlerinin düzenlendiği, içinde devasa bir org bulunan 600 yıllık Gotik yapı Nieuwe Kerk’le çevrili. İrili ufaklı birçok dükkân ve De Bijenkorf adlı lüks alışveriş merkezi de burada yer alıyor.
Öğle
Şehirle tanışmanın en güzel yolu bisiklet kiralamaktan geçiyor. Prinsengracht’ta, evlerindeki gizli bölmelerde ailesiyle birlikte 761 gün boyunca Nazilerden saklanan Anne Frank’in müze-evini ziyaret edebilirsiniz. Ardından Ulusal Denizcilik Müzesi’ne geçip buradaki rıhtımda XVIII. yüzyıldan kalma kargo gemisinin replikasını görebilirsiniz. Müzedeki interaktif sergiler denizin Hollanda kültürünün şekillenmesinde ne denli önemli bir rol oynadığını gözler önüne seriyor.
Akşam
De Pijp Mahallesi’nde yaşam Albert Cuyp sokak pazarında akıyor. 250 tezgâhta peynirden laleye, ayakkabıdan kozmetiğe dek her şey satılıyor. Eski bir işçi yerleşkesi olduğu mimarisinden anlaşılan bölgede bugün öğrenciler yaşıyor. Amsterdam School mimarisinin çarpıcı örneklerini özellikle Pieter Lodewijk Takstraat’ta görebilirsiniz. Akşamsa kanal turlarından birine katılıp ışıklandırılmış binaların ve köprülerin manzarası eşliğinde romantik bir yemek yiyebilirsiniz. 
Sabah
Müze Meydanı yemyeşil bir alanı çevreleyen bir müzeler kompleksi aslında. Rijksmuseum’da Rembrandt’ın başyapıtı Gece Devriyesi’ni görebilir ve Sütçü Kız tablosunda Vermeer’in doğal ışığı tasvirdeki ustalığını inceleyebilirsiniz. Gelmişken, 1895’te inşa edilip kapsamlı bir restorasyonun ardından “Küvet” adlı ek bir binayla 2012’de yeniden açılan Stedelijk’i de ziyaret ederseniz, şubat sonuna doğru bitecek True Luxury ve Metahaven: EARTH sergilerini de gezebilirsiniz.
Öğle
Hollanda’nın efsanevi ressamına ithaf edilen Van Gogh Müzesi’ni de ziyaret ettiyseniz yemek için mekân seçmenin vakti gelmiş demektir. Birkaç blok ötedeki “food truck (yemek kamyoneti)” Food Crib’e veya kapalı pazar Foodhallen’e yürüyerek gidebilirsiniz. Pazarda Meksika yemeklerinden sushi’ye birçok atıştırmalık alternatifi var.
Ayrılmadan Önce
Hollanda’nın sembolü laleyi hediyelik eşya olarak her renkte görmek mümkün. Farklı bir deneyim için, yüzen çiçek pazarı Bloemenmarkt’a gitmenizi tavsiye ederim. İster değirmen ister klog ayakkabısı şeklinde olsun, Delft’in çömlek işleri bir klasik. Gouda peyniri de tescilli bir ürün ve küçük tekerler hâlinde satılıyor. Bisiklet sahipleri de korna, sele ve sepet gibi her türlü parçayı burada bulabilir.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi