Kendi topraklarından kaçırılmış tarihî eserleri geri getirmek adına Türkiye’nin çalışmaları bütün hızıyla devam ediyor. Başarıya da ulaşan bu çalışmaların en son örneği Zeugma antik kentine ait 12 parçanın geri alınışı oldu.

Geçtiğimiz kasım ayının sonlarında Türk Hava Yolları çok değerli mozaik parçalarını Amerika Birleşik Devletleri’nden Türkiye’ye taşıdı. Şikago-İstanbul seferini yapan uçakla önce İstanbul’a getirilen eserler, daha sonra bu kentten yine Türk Hava Yolları tarafından Gaziantep’e taşındı. Gaziantep Havalimanı'nda bekleyen yetkililer, içinde 12 Zeugma mozaiği parçasının bulunduğu sandıkların yarım yüzyıl sonra ana yurduna dönüşünü izlerken nefeslerini tuttular. Gaziantep’ten kaçırılan parçalar arasında, Çingene Kızı Mozaiği’nin uzantıları kabul edilen ve üzerlerinde Hint tavus kuşu, gagasında bitki dalı taşıyan kuş, genç Satir, Pan maskesi, Maenad maskesi, kadın tiyatro maskesi gibi figürler olan eserler bulunuyordu. Bu değerli yükler uçaktan titizlikle indirildi. Zeugma antik kentinden çıkarılmış diğer mozaiklerin sergilendiği Zeugma Mozaik Müzesi’ne doğru yola çıktı sonra da.
Mozaiklerin bulunduğu Zeugma, Türkiye’nin güneydoğusundaki Gaziantep ilinin Nizip ilçesine bağlı Belkıs köyünde. Bu yerleşim alanı MÖ 300 yılları civarında Seleukos Nikator tarafından kurulmuş. Seleukos, Büyük İskender’in ölümünden sonra imparatorluğun topraklarını paylaşan dört generalden biriydi ve Helenistik dönemde kendi adıyla anılan bir krallığın da sahibiydi. Fırat Nehri'nin en sığ yerinde, iki yakayı birden tutacak iki kent kurdu. Batı yakasındaki bölüm, kralın adına ithafen Seleukia, karşı yakadaki ise kralın karısı Apama’dan esinlenilerek Apamea adıyla anılıyordu. 
Seleukia ile rekabete dayanamayan Apamea terk edilmiş. Askerî ve ticari bakımdan stratejik bir bölgede olan Seleukia ise iki yüzyıl sonra Roma hâkimiyetine girmiş ve Zeugma adını almış. İmparatorluk ekonomisine sağladığı katkılarla önemli bir ticari ve askerî sınır kenti hâline gelen, MS II. yüzyılda da en varlıklı dönemini yaşayan Zeugma, 253’te Sasanilerin eline geçmesiyle gücünü kaybetmeye başlamış. 
Zeugma’dan günümüze ulaşan kalıntılar MÖ I. ile MS III. yüzyıllar arasına ait ve büyük bir kısmını konutlar oluşturuyor. Avlulu ve Fırat manzaralı Roma evleri, Zeugma’daki konut alanlarının en göz kamaştırıcı olanları. Bu yamaç villalarının Türkiye’deki benzerleri sadece Efes antik kentinde. Sıcak bir günde, avludaki gölgeliğe oturup güneşin Fırat’ın üzerindeki ışık oyunlarını seyreden, akşam olunca mozaikli misafir odalarında yemek yiyen ve sedirlere uzanıp sohbet eden Zeugmalılara imrenmemek elde değil! Zeugma Mozaik Müzesi’ne doğru yola çıkan sandıkların içindekiler de işte böyle bir villaya aitti.  Sasani baskınından sonra Zeugma’daki villalar aniden terk edildi ama bu sayede ünlü mozaikler evlerin yıkıntılarının altında bozulmadan kaldı. 
Görenlerin nefesini kesen mozaikler Zeugma antik kentinde yaşamış insanların hayat tarzları ve entelektüel dünyaları hakkında ipuçları veren bir fotoğraf albümü gibi. Mozaiklerdeki sahneler odaların işlevine göre seçilmiş. Bazılarının zeminleri Antik Çağ’ın romantik çiftlerinin hikâyelerinden sahneler içeriyor. Eros ve Psykhe mozaiği bir dinlenme odasından çıkarılmış. Oceanos ve Tethys mozaiği gibi suyla ilgili mitolojik sahnelerin havuz ve benzeri alanları süslediği düşünülüyor. Yunan-Roma hayatının en önemli sosyalleşme vesilesi olan yemek davetlerinin verildiği misafir odalarında ise mitolojiden ve halk hikâyelerinden sahneler yer alıyor. Ünlü Çingene Kızı Mozaiği de Maenad Villası’ndaki bir yemek odasının tabanında bulunmuştu. 
Fırat Nehri üzerindeki Birecik Barajı’nın yapımı nedeniyle Zeugma’nın bir bölümünün sular altında kalacak oluşu arkeolojik kazıların seyrini de değiştirdi. Zamana karşı zorlu koşullarda yürütülen çalışmalar sonucu Roma yerleşim kompleksi kazıldı; çıkarılan mozaikler ve freskler Zeugma Mozaik Müzesi’ne taşındı. Çingene Kızı, Zeugma’da, 1998-1999 dönemindeki kurtarma kazıları sırasında bulundu ama buradaki 300 metrekarelik taban mozaiğinin çok büyük bir kısmı 1960’lı yıllarda tarihî eser kaçakçıları tarafından sökülüp götürülmüştü. Belkıs köyünün yaşlıları, çok sayıda başka döşeme mozaiğinin de o dönemde yurt dışına götürüldüğünü duyduklarını arkeolojik kazı yapan ekiplere söylediler. Çingene Kızı, devrilmiş bir sütun parçasının altında kaldığı için yağmalanmaktan mucize eseri kurtulmuştu. Kazı ekipleri sütun parçasını kenara alınca karşılarına saçları ortadan ikiye ayrılmış, eşarp takmış ve kulağında halka küpeler olan bir genç kadın yüzü çıkmıştı. Halka küpeleri nedeniyle ona Çingene Kızı adını verdiler.  Ancak onun aslında Dionysos kült şenliklerindeki Maenad’lardan (tanrının yanındaki kadınlardan) biri olduğu düşünülüyor. Mitolojideki yer tanrıçası ve tanrı soylarının anası Gaia olduğunu öne sürenler de var. Kimileri ise bir kadın değil erkek, hatta Büyük İskender olabileceğini söylüyor. Kimlik tartışmaları bir yana, birçok gezgin bu dağınık saçlı, çıkık elmacık kemikli yüzün büyüsüne kapılmış durumda. Mozaiğin boyu 78, eni 52 cm. Hangi açıdan bakarsanız bakın hülyalı kahverengi gözleri sizi takip ediyor. Bu hâliyle Çingene Kızı Antik Çağ’ın âdeta Mona Lisa’sı. 
Kısa sürede Gaziantep’in simgesi hâline gelen ve müzede özel bir bölmede sergilenen Çingene Kızı yüzyıllarca toprağın altında yatarken yalnız değildi. O, tıpkı kendisi gibi yere döşenmiş başka mozaiklerle birlikte büyük bir mozaiğin parçasıydı. Diğer parçalar çalındı ve 1965’te bu mozaiğe ait 12 parça New York'ta bir sanat galerisinde ortaya çıktı. Galerinin sahibi, Bowling Green State Üniversitesi’nin yetkilileri ile irtibat kurarak mozaiklerin Antakya'dan geldiğini ve iadesi konusunda herhangi bir resmî makamın talebi olmadığını belirterek parçaları üniversiteye sattı. Üniversite, mozaikleri restore ettirerek binalarından birinde sergilemeye başladı. 2012’de sanat tarihçisi Stephanie Hooper mozaiklerin Antakya değil Zeugma kökenli olabileceğini söyleyerek araştırmalara başlayınca yeni bir evreye geçildi. Türk yetkililer de eserlerin iadesi amacıyla hem üniversite hem de FBI ile irtibat kurdu. Öz vatanına da olsa eserleri geri getirmek kolay değildi, çünkü yurt dışına kaçak yollarla çıkarıldığının Türkiye tarafından ispatlanması gerekiyordu. Prof. Dr. Kutalmış Görkay  bu amaçla araştırmalara başladı.
Zeugma kazıları sırasında büyük taban mozaiğinin yerinde kalmış bordürleri bulunarak üzerlerindeki motiflerin kaçırılan parçaların kenarlarındaki motiflerle aynı olduğu kanıtlandı. Kaçırılan her parça tam olarak orijinal yerine oturtulabiliyordu. Hooper da, Görkay da mozaiklerin Zeugma’dan kaçırıldığından emin oldu. İade süreci başlatıldı. Üniversite, 2012 rakamlarıyla mozaiklere ödedikleri bedelin 260 bin Amerikan doları ettiğini bildiriyor ve bu meblağın kendilerine ödenmesini istiyordu. Görüşmeler sürerken Türk kamuoyu da sessiz kalmadı. Mozaiklerin iade edilmesi için Aktüel Arkeoloji dergisinin girişimi ile on binlerce imza toplandı. Zeugma için besteler yapıldı, mozaik sanatının yaşatılması için atölyeler kuruldu. Hukuk mücadelesi Türkiye’nin zaferiyle bitti. Kaçırılan parçaların replikalarının Gaziantepli mozaik ustalarınca yapılması ve üniversiteye verilmesi kararı alınırken orijinalleri de Zeugma Mozaik Müzesi’nde sergilenmek üzere Türkiye’ye getirildi.
Zeugma Mozaik Müzesi’nde sergilenen, toplamı yaklaşık 2 bin 500 metrekarelik mozaik görenleri şaşkına çeviriyor. Âdeta bir mozaik denizine dalıyor, binlerce minik taşın büyük bir ahenkle bir araya gelişine hayran kalıyorsunuz. Çingene Kızı Mozaiği, renkleriyle zamana meydan okuyan Zeugma mozaiklerinin sembolü oldu ve kardeşlerine kavuştu. Bu sevinçli habere karşın Çingene Kızı’nın gözlerindeki hüzün, Zeugma’dan kaçırılan ve çoğunun nerede olduğu bilinmeyen onlarca eser yüzünden midir? 

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi