Kıpır kıpır şehir hayatı, tropikal ormanlarda keşifler, toprağın sunduğu egzotik lezzetler, göz kamaştıran tarihî eserler… Tüm bunlara sahip Tayland'da, Bangkok ve Chiang Mai'deyiz.

Gözlerimi aralıyorum. Şehir merkezine varmak üzereyiz; etrafımda ışıltılı gökdelenler, asfalt yolun metrelerce üstünden geçen gökyüzü treni (Skytrain), caddelerde gezen gençler, vızır vızır turist taşıyan üç tekerli motor taksi tuk tuk'lar, yüzlerde bir tebessüm... Akşam saatleri ama, Bangkok’un da tıpkı New York, Tokyo, Londra gibi hiç uyumayan bir şehir olduğu belli!
Otelim Bangkok’un ortasından geçen Chao Phraya Nehri’nin hemen kıyısında. İçeri girdiğim anda etkileyici bir “hoş geldiniz” seremonisi başlıyor. Beni karşılayan otel görevlisi “Sah wah dee khrap!” (“Merhaba!”) dedikten sonra saçları egzotik beyaz çiçeklerle süslü, geleneksel kıyafetleri içinde bir kadın, ellerini birleştirip “Khop khun ka” (“Teşekkürler.”) diyor. Teşekkür edecek bir şey olmasa bile, biliyorum, Taylandlılar teveccühlerini her seferinde bu kelimeyle dile getiriyor.
Akşamı otelin âdeta küçük bir orman gibi düzenlenmiş bahçesinde noktalayacağım. Buradaki devasa ağaçlar, lotus çiçeklerinin tabloya çevirdiği göletler ve etrafı sarmış aromatik kokular sıra sıra gelip bana sanki bir masaldan satırlar okuyor. Bir metropol olmasına rağmen tropikal hayatı da içinde yaşatan Bangkok kendini daha ilk günden sevdiriyor. 
Ertesi sabah bir nehir turuyla kenti keşfe başlıyorum. Kuyruklu ahşap teknelerle kısa ve uzun süreli olmak üzere iki ayrı kanal turu yapılıyor; ben yerel yaşamın daha çok içinde olan kısa tura katılıyorum. 
Su üstünde kurulu ahşap evlerin terasında sohbet eden kadınların; balık tutanların, suya dalmadan önce bana el sallayan çocukların neşesine ortak oluyorum tekne süzülerek ilerlerken. Nehir kıyısında beliren kocaman bir kertenkele hepimiz için bir sürpriz oluyor! Tabii, ürküyoruz da biraz. Bununla birlikte, kaptanın söylediğine göre, bu nehirde birçok büyük kertenkele hatta timsah varmış. Doğal hayatın şehirle bütünleştiği bir fotoğraf karesi daha böylece nakşoluyor zihnime. 
Tayland mutfağına biraz aşina olsam da hakkında övgüyle bahsedilen ve sokak tezgâhlarında taze malzemelerle pişirilen Thai lezzetlerini yerinde tatmak için sabırsızlanıyorum. Noodle, soya filizi, limon otu, yumurta ve soğan ile yapılan meşhur pad thai’nin tadı tek kelimeyle muhteşem. Başka ülkelerde benzerleri yapılan karidesli tom yum çorbasının Tayland’daki orijinal versiyonu son derece lezzetli. Enerji kadar ilham da veren güzel bir yemeğin ardından allı pullu ipek kumaşların, ejderha figürlü lambaların, heykelciklerin ve el boyaması kâğıt şemsiyelerin rengârenk bir dünyaya çevirdiği ünlü Chatuchak Pazarı'na dalıyorum.
Bangkok’ta 1782 yılında Kral I. Rama döneminde inşa edilen ihtişamlı bir saray var: Büyük Saray. Zikzaklar çizerek ilerleyen tuk tuk, Tayland’ın büyüleyici geleneksel mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan bu yapıya ulaştırıyor beni. Yüksek duvarlarla çevrili sarayda, kraliyet konutunun yanı sıra devlet daireleri ve tapınaklar bulunuyor. Altın işlemeli yapılar, cam mozaiklerle kaplanmış duvarlar ve süslü upuzun sütunlar, geleneksel sahnelerin tasvir edildiği rölyefler ve ihtişamlı dev heykeller Taylandlıların sabır dolu sanatkâr ruhunu yansıtıyor. Saray kompleksinin içindeki Wat Phra Kaew Tapınağı’nda zümrüt taşından yapılma, Wat Pho Tapınağı’nda ise 46 metre boyunda ünlü Buda heykelleri var. 
 Tayland değerli taşlar konusunda zengin kaynaklara sahip. Khwaeng Silom Caddesi üzerindeki Jewellery Trade Center’da bir takı dükkânına uğrayıp oldukça uygun fiyata pembe safir taşlı bir yüzük aldıktan sonra Bangkok’a veda vakti geliyor. Sıra Tayland’ın kuzeyindeki Chiang Mai’de. 
Bir saatlik uçuşun sonlarına doğru, Buda’nın “Bırakmayı öğren. Mutluluğun anahtarı budur.” öğretisi zihnimde dönüp dururken bir mücevher ışıltısıyla Chiang Mai beliriyor bulutların arasından. Himalaya Dağları’nın eteklerinde elle çizilmiş gibi yumuşak kavisli çatılı evler, sivri uçlarıyla gökyüzüne uzanan tapınaklar yeni bir masal başlatıyor. 
Yerleştiğim otel Yaang Come Village, geleneksel Tayland mimarisiyle inşa edilmiş. Dışarıdaki eğlenceler de geleneklerden besleniyor; Chiang Mai’de ormanlarda fillerle gezmekten yerel hayatı gözlemleyebileceğiniz köy ziyaretlerine, gece safarisinden 2 bin 500 metredeki Doi İnthanon Dağı’ndan şehir manzarasını izlemeye kadar uzun bir aktivite listesi yapılabilir.
Benim tercihim Tayland’ın benzersiz doğasıyla iç içe olabileceğim “Gibbon Maymunu Uçuşu” aktivitesi, yani zipline. Yağmur ormanlarının içinde onlarca metre yükseklikte ağaçlara kurulu platformlar arasında hızla süzülürken Tayland’ın ünlü sarı renkli Gibbon maymunlarıyla da karşılaşma şansını yakalıyorum. Meraklı gözlerle bir yandan bize bakarken bir yandan da uzun kollarıyla daldan dala korkusuzca sıçrıyorlar.
Doğadaki bu eğlenceli sınavdan sonra güzel bir yemeği hak etmiş olmalıyım. Thaan Aoan Restaurant’ta başlangıç olarak tatlı ekşi soslu sebzeli börek, ardından kırmızı köri soslu, Hindistan cevizi sütlü tavuk sipariş ediyorum. Doğadan sofraya gelen her meyve ve sebze bu ülkede çok lezzetli. 
Chiang Mai’de en göz alıcı yerlerden biri şehir merkezinden 10 km uzaklıktaki Royal Flora Rajapruek Orkide Çiftliği. Burası âdeta cennetten bir köşe; göletler, peyzajıyla bir sanat eserini andıran bahçeler ve her yerde rengârenk orkideler size görsel bir şölen sunuyor. Çiftlikteki orkideler bakımı özen gerektiren türlerin aksine hem daha egzotik hem de son derece uzun ömürlü. Bunun nedeni ise Tayland’ın ikliminin orkide yetiştirmeye elverişli olması. Parkı gezdiren rehber her yıl baharın başladığı şubat ayında kentte sokakların, parkların, yerden göğe hemen her yerin çiçeğe büründüğü üç günlük bir festival düzenlendiğini söylüyor. Bu yılki etkinlik ise 1-3 Şubat tarihlerinde yapılacak.
Akşam yemeği için tercihim Jarid Thai Restaurant. Menüden meyveli ve domates soslu ördek penang ped lycee ve üstüne mangolu pirinç tatlısı söylüyorum. Egzotik meyvelerle yapılan Thai yemekleri damağımda unutamayacağım tatlar bırakıyor.
Ayaklarınıza kara sular inecek; Tayland’da uzun bir gezinin kaçınılmaz ve bir o kadar doğal sonucu bu. İşte tam bu anlarda size tavsiyem ayak masajı yaptırmanız. Taylandlılar bu konuda uzman. 
Dönüş yolunda Tayland’da çektiğim fotoğraflara bakarken, etrafında arıların ahenkle uçuştuğu pembe lotus çiçeğine dalıp gidiyorum. Mutluluğun anahtarının telaşlı hayat tarzını bırakıp ilham dolu coğrafyaları keşfetmekte olduğunu söylüyor sanki bana Tayland bu kareyle. “Khop khun ka!” diyorum içimden, her Taylandlı gibi! Teşekkürler Tayland!

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi