Emily Blunt farklı türde filmlerdeki rolleriyle izleyiciyi kendine hayran bıraktı. Barbaros Tapan, İngiliz oyuncuyla Los Angeles’ta buluşup kariyerini, evliliğini ve Mary Poppins karakterini canlandırdığı yeni filmini konuştu.

Yeni filminiz Mary Poppins Dönüyor’dan bahsedelim dilerseniz. 50 yıl önce çekilmiş filmin bugün izleyiciye büyüsüyle neler sunduğunu anlatabilir misiniz? İki film de çekildikleri dönemler itibarıyla çok farklı birbirinden.
Bu tür filmlerin ve aslında müzikal filmlerin sunduğu “gerçeklikten kaçma” fırsatı, büyülü atmosferler ve umut dolu sevinçler artık tamamen geçmişte kalmış gibi görünüyor. Rob Marshall’ın Chicago’yu çektiği günleri hatırlıyorum. Herkes “Bu film asla tutmaz.” diyordu ama En İyi Film Oscar’ını kazandı. Bu da bize gösteriyor ki, insanlar gerçeğinden daha iyi, masalsı ve heyecan verici bir dünyaya kaçma ihtiyacı duyuyor. İçinde bulunduğumuz dönemin hassasiyetlerini göz önünde bulundurursak hayatın birçok insan için zorluklarla dolu olduğunu anlarız. O yüzden umut veya mutluluk gibi kavramların önemsiz ya da hayata dair birer tercih olduğunu asla düşünmemeliyiz. 

Mary Poppins’in eğitim değerleri ve buna ilişkin yorumunuz bazı yönleriyle zor bir model önerebilir. Bir anne olarak çocuklarınıza öğretmek istediğiniz değerler neler?
Benim için eğitimli olmak “bir artı bir eşittir iki”yi bilmek, ismini mükemmelen yazmak ya da Amerika’daki tüm eyaletleri sayabilmek değil. Önemli düşünürler ve yenilikçi zihinler yetiştirmeliyiz. Mary Poppins her şeyin, hatta imkânsızın bile mümkün olduğu fikrini işliyor. Çok zengin bir hayal gücüne sahip çocukları eğitmek durumundakiler için bence bu çok değerli bir ders. Bu hayal gücünü kısıtlamamalı veya israf etmemeliyiz. Eğitime dair modern bir yaklaşımım var. Çocuklarımız için seçtiğimiz okul da son derece yenilikçi.

Mary Poppins ile ilk deneyiminiz nasıldı, adını ilk ne zaman duydunuz? Filme dair anılarınız ile rol teklifi geldiğinde hissettikleriniz arasında nasıl bir fark ya da benzerlik var?
İzlediğim ilk filmlerden biriydi sanırım. Altı yaşlarındaydım. Sonrasına gelirsek, bu rol teklif edildiğinde bir yetişkin olarak filmi tekrar izlememeye karar verdim, böylece bir anlamda zihnimde o anıyı mühürlemiş oldum. Çünkü bu benim versiyonum olmalıydı, Julie Andrews’u taklit etmemeliydim... Yeni rolü kabul edince kendime yeni bir alan açmam gerekeceğini fark ettim çünkü. Ama çocukken hiç unutamadığım bir filmdi ve eminim birçok çocuk da böyle hissetmiştir. Mary Poppins biraz disiplinli ve ciddi bir karakter. O geldiğinde her şey düzeliyor. Çocukken onu izlediğimde kendimi çok korunaklı ve güvende hissettiğimi hatırlıyorum.

John Krasinski ile iki çocuğunuz var. Bir yandan çalışıyor, bir yandan da çocuklarla ilgileniyorsunuz ve çok mutlu bir evliliğiniz var. Bu konudan biraz bahsetmeniz mümkün mü?
John çok yardımcı oluyor. Çok şanslıyım ki çocuklarımın babası o. Çok ilgili ve çocuklarını çok seviyor. Çalışan her ebeveyn gibi bizim için de çocuklarla zaman geçirmek zor. Dürüst olmak gerekirse kendimizi bu konuda biraz daha şanslı sayıyoruz çünkü çocuklarımızla geçirebileceğimiz zamanımız da oluyor. Bazen “ya hep ya hiç” hissine kapılıyorum; ya sürekli onlarlayım ya da çok çalışıyorum. Ama diğer ebeveynlerinkinden daha zor veya farklı bir iş yaptığımı düşünmüyorum. “Bir arada nasıl yürütüyorsunuz?” sorusu kadınlara sorulur genelde ama John için de oldukça zor bir durum bu. Elimizden geleni yapıyoruz. Benden en fazla bir, John’dan ise en fazla iki hafta uzak kaldılar.

Başka bir filminizden, Sessiz Bir Yer’den bahsetmek istiyorum. Bir oyuncu olarak, senaryoyu okuduğunuzda ve o çığlık dışında hiçbir repliğinizin olmadığını öğrendiğinizde ezber yapmak zorunda kalmadığınız için rahatladınız mı?
Hayır. Ezberleme konusunda endişelenen oyuncular varsa bu onlar için sorundur diye düşünüyorum.

Konuşmaktansa mimik ve jestlerle rol yapmanın avantajları var mı?
Diyaloğun daha fazla kullanıldığı sahnelerin ne kadar duraklatıcı olduğunu zaman içinde öğrendim. Sicario’yu çektiğimiz günleri hatırlıyorum. Benicio, filmdeki diyaloglarının neredeyse yüzde 70’ini attı. Çünkü onların rolü oynarken tutukluğa yol açacağını ve ne kadar az konuşursa o kadar tehlikeli ve gizemli görüneceğini biliyordu. Ve sonuç çok güzeldi. Hızlı ve akıllıca konuşma sahnelerinin insanların birbirleriyle konuşmanın bir yolunu aradığı sahnelerden daha sıkıcı olabileceğini yıllar geçtikçe fark ettim.

İngiltere’de genç bir oyuncu olarak bu işe başladığınız günlerde hayal ettiğiniz veya beklediğiniz hayatı sürüyor musunuz?
Başladığım dönemde çok hırslı bir oyuncu olduğumu düşünmüyorum. Bu meslekle nispeten geç tanıştım ve oyuncu olmak gibi bir arzum çocukluğum boyunca yoktu. Bunu planlamıyordum hiç. Annem harika bir dilbilimcidir; ben de onun gibi olmak, modern diller üzerine çalışmak ve tercüman olmak istiyordum. Oyunculuğa başlamam, bir menajerin okulda oynadığım bir piyesi izlemesiyle oldu. “Çok yeteneklisin, bu işe girmelisin.” dedi; ben de “Tamam.” dedim. 17 yaşındaydım, ne istediğimi bilmiyordum ve ilgilenmiyordum da. İlk oyunumu hatırlıyorum; Judy Dench’le çalışıyordum. Ortamda âdeta bir aile havası vardı. Şimdiyse, uzun yıllardır sinema endüstrisinde çalışmış ve kabul görmüş biri olarak minnettarım. Zor ve zaman zaman değiştirmeniz gereken yanları var. Planlamadığım ama yıllar içerisinde âşık olduğum bir iş bu!

Ünlü bir oyuncu olduktan sonra baş etmeniz gereken en büyük zorluk neydi?
Ünlü bir oyuncu olmak, sanırım. Kariyerinizde bir yere geldikten sonra insanlar size çok farklı duygularla yaklaşabiliyor. Harika proje tekliflerinden başlayıp fazla ilgiye ve eleştiriye dek uzanan bir yelpaze bu. Üstesinden gelmek zorunda kaldığım şey, tüm bunları “beyaz gürültü” olarak kabul etmekti. Yalnızca kendiniz için karar verme netliğini yakalayabilmek bir anlamda en zor kısımdı çünkü bir anda çok fazla şeyle karşı karşıya kalıyorsunuz. Aslında sahip olduğunuz tek şeyin tercihleriniz olduğunu ve bunları tam anlamıyla sahiplenmeniz gerektiğini görüyorsunuz.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi