Beyrut 7 bin yıllık tarihinde belki bin kez yıkılıp binbir kez yeniden kuruldu. Kadim ve bilge şehrin hâlâ dipdiri bir ruhu var. Fazlasını isteyenler için sayalım: dünyaca ünlü mutfağı, Akdeniz'in büyülü mavisi ve Feyruz'un ruha dokunan şarkıları…

Beyrut Orta Doğu’nun en renkli şehirlerinden biri. Akdeniz'in kadim kenti tarih boyunca ticaretin ve yüklü gemilerin merkez limanıydı. 1970’li yıllara kadar Orta Doğu'nun Paris'i unvanıyla bölgenin ticaret ve finans üssüyken sonradan çalkantılı bir dönem yaşadı. Ancak kadim kentler ayağa kalkmasını bilir. Ve Beyrut, eski günlerini geri getirmeye başladı. Farklı etnik ve dinî grupları sayesinde renkli bir dokuya sahip  Beyrut, bünyesine günümüz trendlerini yerleştirmekle meşgul uzunca bir süredir.  Tasarımcılarıyla; yeni açılan kafeleri, şık restoranları, müzeleriyle eski enerjisine kavuşurken ziyaretçileri de çoğalıyor. 
İstanbul-Beyrut yolculuğum bir saat 50 dakika sürüyor. Havaalanı ile şehir merkezi arası 10 kilometre fakat metro veya otobüs gibi toplu taşıma araçları olmadığından ulaşım sadece taksiyle yapılıyor. 20 dakikalık yolu kısa bir pazarlıkla 20 dolara indirip otele geliyorum.
Otel tercihini konfor yönünde yapanlar üzerinde Warwick Palm Beach Hotel'in de bulunduğu sahil şeridi Raouché'yi seçiyor, gezgin ruhlularsa Hamra Bölgesi’ni… Ama şehirle tanışmak isteyenlerin adresi belli: Güvercin Kayalıkları. Bu kayalıklar gerçekte bir tabiat harikası ama söylenceler, onları bir trajedinin kahramanına dönüştürmüş. Efsaneden aktarayım: Farklı dinlere mensup Beyrutlu sevgililer, evlenmek için ailelerinden onay alamayınca bu kayalıklardan el ele ölüme gidermiş. İşte onların anısını yaşatmak isteyenler, güvercinlerin eşlerini terk etmemesinden yola çıkarak buraya Güvercin Kayalıkları ismini vermiş.
Şehrin alışveriş merkezi Hamra kalabalık.  Bu cadde bir zamanlar sanatçı ve yazarların da rağbetiyle Beyrut’un havalı muhitlerinden biriymiş. Şimdi eskisi kadar parlak değil ama sıra sıra butiklerin, kafe ve restoranların bolluğu dikkatimi çekiyor, bir de fiyatların yüksekliği… 
Sırada ‘Beyrut'un özeti’ diyebileceğim şehir merkezi var. Eski-yeni ne varsa hepsi burada ve her biri diğerinin bir adım uzağında. Tam göbekte duran mavi kubbeli Muhammed El-Emîn Camii, mimarisi ve süslemeleriyle harika görünüyor ama benim gözüm içerideki dev avizede. Bu göz kamaştırıcı avizeyi anlamlı kılan, Türkiye Cumhuriyeti'nin hediyesi olması. Caminin yanındaki alanın adı Şehitler Meydanı. I. Dünya Savaşı'nda hayatlarını kaybeden Lübnanlılara adanmış bronz anıtın üzerinde iç savaştan kalma mermi izlerini görmek mümkün. Bu izler, savaşın acı sonuçları unutulmasın diye özellikle kapatılmıyor.
Beyrut'ta ezan ile iç içe çan sesi sizi şaşırtmasın. 18 farklı inanç grubuna ev sahipliği yapan şehirde, çok dinliliğin bir göstergesi bu. Muhammed El-Emîn Camii'nin arkasında şehrin en eski katedrali St.George, onun arkasında ise Roma hamamı bulunuyor. Yani cami, katedral ve hamam kucak kucağa. 400 yıl boyunca Lübnan'da hüküm süren Osmanlı'nın eserleri ise daha dün bırakılmışçasına capcanlı. 1853’te Sultan Abdülmecid'in isteğiyle kışla olarak yapılıp Fransız döneminde yönetim binası olarak kullanılan Grand Serail şu anda hükümet binası. Grand Serail'in devamındaki Osmanlı yapıları arasında ise parlamento ve bakanlıklar yer alıyor. Bu yüzden çevrede yüksek güvenlik önlemleri var, fotoğraf çekmek ise yasak. 
Şehirdeki tarihî mirası bir anda gözden geçirmeye çalışmak elbette yorucu. Bir kahve molası için Yıldız Meydanı’na yöneliyorum. Burası şehir merkezinde soluklanmak için en iyi adres. Beni meydanda yine bir Osmanlı anıtı olan saat kulesi karşılıyor. Sultan II. Abdülhamid'in tahta çıkışının 20’nci yılı onuruna yaptırılan ve şehrin bugün de simgesi olan kulenin karşısındaki kafeye oturuyor, çektiğim fotoğraflara bakarak kahvemi yudumluyorum.
Beyrut, akşam yemeği için sabırsızlanmaya değer bir şehir ancak tarih “sayfasını” son bir adresle noktalamam gerek: Beyrut Ulusal Müzesi. Tarih öncesinden Helen, Roma, Bizans ve Arap dönemlerine ait eserlerin sergilendiği müzede Balbek ve Biblos’tan getirilen eşsiz kral lahitlerini görmek gerçekten harika.
Beyrut'ta insan ne yerse yesin asla pişman olmaz; bunu daha ilk gün öğrenmiş oldum. Dünyaca ünlü Lübnan mutfağının temelini oluşturan fettuş ve tabbule gibi salataların; humus, muhammara, babagannuş gibi zeytinyağlı mezelerin tadı damağıma çok kazındı. Günün yorgunluğunu unutmak için El Hamra Caddesi’ndeki Mezyan Restoran’a kuruldum, Beyrut’un kebap kültürü de son derece gelişmiş ama kıbbe denilen içli köfte ve bir tür kızartma olan falafel bir başka.
İkinci günümde rotam şehir dışına çevrili. Dünyanın en önemli doğa harikalarından Jeita Grotto adlı mağaralar Beyrut’a 20 kilometre uzaklıkta. Universal Stüdyoları'nı aratmayacak görünümüyle iki katlı mağara etkileyici bir ışıklandırma ile daha gizemli hâle gelmiş. İçeride sarkıt oluşumu bugün de devam ederken 8 metre 20 santimlik sarkıt, 'dünyanın en büyüğü' olarak kayıtlara geçmiş. Alt katı tekneyle gezdikten sonra ikinci katı adımlamaya başlıyorum. Dev mantarları, zencefil öbeklerini andıran oluşumlar  fantastik bir film izlettiriyor bana âdeta. 
Jeita mağaralarının yakınındaki Harissa Tepesi, Beyrut'u panoramik olarak gören muhteşem bir konuma sahip. Teleferikle yukarı çıkarken Beyrut küçücük mavi-yeşil bir küreye dönüyor. Tepedeki devasa Meryem Ana heykeli tüm ülkeyi kucaklarcasına kollarını açmış, şehre bakıyor. Bu heykel, dünyada yüz hatları en belirgin Meryem Ana heykeli olarak biliniyor.
Ve antik kent Biblos… Eskiden deniz ticaretinin merkezi olan bu bölgede bugün küçük bir balıkçı limanı var. Hemen yanında da Haçlılardan kalma bir kale. Biblos, okunabilir ilk alfabenin kullanıldığı yerdi. Alfabeden kitaba uzanan yolculuk, kale içindeki sergide anlatılıyor. Çarşı ise hem hediyelikler hem de sedir yağı veya kokusu gibi özel siparişler için doğru adres.
Şehirler de insanlar gibi; tanıdıkça sevilir ve ayrılması zor olur. Kordonboyundan Güvercin Kayalıkları'na son bir yürüyüş yapıp Beyrut’a palmiyeler altındaki marina Zaitunay Koyu'nda veda ediyorum. Bu ilk ziyaretim tanışma mahiyetindeydi. Sohbet için ayrıca geleceğim… 

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi