Anadolu Yakası'ndaki Kadıköy’ün en renkli noktası olan tarihî çarşı, haftanın yedi günü alışveriş imkânı sağlayan yerlerden biri. Çevresindeki sosyal ve kültürel mekânlarla sinemaseverlerden gurmelere ve kitap kurtlarına kadar herkesi kendine çekiyor.

Yemeğin sadece evde pişen bir şey olmadığına, dışarıda da bir masaya oturup lezzetli şeyler yenebileceğine dair ilk fikrim 35 yıl önce, ilkokula başladığım yıllarda Kadıköy çarşısında oluştu. Annemle beraber Tarihî İnegöl Köftecisi’nde birer porsiyon köfteyi bitirdikten sonra caddenin karşısına geçer, Hacı Bekir’de profiterol yerdik... Kaç yaşıma gelirsem geleyim o iki masa, leziz menüler ve caddenin hareketli atmosferi hafızamdan silinmeyecek. 
Kadıköy çarşısı o zaman da İstanbul’un Anadolu Yakası’nın gözbebeği noktalarından biriydi, hâlâ öyle. Geleneksel ile yeninin iç içe geçtiği, kendine has bir kitleye sahip özel bir hikâye yazmaya devam ediyor.
Kadıköy çarşısı dediğimiz bölgeyi şöyle tanımlayabiliriz: Büyük Postane’nin önünde durup Beşiktaş iskelesine sırtınızı döndüğünüzde sağda Sarraf Ali Sokak, solda Söğütlüçeşme Caddesi, yukarıda ise Moda Caddesi’yle belirlenen bir alan. Ve burada, Kadıköy Tarihî Çarşı Derneği Başkanı Ali Geçgel’in verdiği rakamlara göre ‘esnaf olgusuna sahip’ 300'den fazla ticari işletme yer alıyor. Ama sadece krokilerle, haritalarla sınırlanabilecek bir yerden değil, bir ortak ruhtan söz ediyoruz aslında. Dolayısıyla çarşının etrafında yer alan ve Altıyol’a, Bahariye Caddesi’ne, Moda’ya elini uzatan etki alanındaki tiyatrolar, sinemalar, spor alanları da buranın birer parçası olarak düşünülmeli. Belki de bu ruhla her türden esnaf dayanışma içerisinde yoluna devam ediyor. Kitapçılar, balıkçılar, antikacılar, şarküteriler… Her bir sayfasıyla geçmişin bir başka noktasına yolculuğa çıkaran eski dergi fasikülleriyle sizi içeri çağıran İmge Sahaf sözgelimi… Eşiğinden içeri adım atar atmaz sizi huzurla sarıp sarmalayan bir oda âdeta. Eski bir bebek arabasına bakarken başınızı kaldırdığınızda orijinal bir Bedri Rahmi Eyüboğlu resmiyle karşılaşacağınız Antikacılar Sokağı günün her saati şen. Çarşının "tecrübeli genç"lerinden kitapçı Mephisto, özünü muhafaza ederek yenilenmeyi başaranlardan… Bunun bir diğer örneği ise çarşının üst tarafında yer alan ve "Reks" olarak başladığı serüvenine "Rexx" ismiyle devam eden sinema salonu. 
Ama tabii efsanelerin yeri bambaşka… Örneğin Muvakkıthane Caddesi’nde karşılıklı birer anıt gibi duran Hacı Bekir Şekercisi ve Baylan Pastanesi... Aynı caddede daha önce Kars Pastanesi ve Cemilzade de varmış, artık "tatlı rekabet"i bu iki lezzet klasiği yürütüyor. 1961’den beri kup griye (vanilyalı ve karamelli dondurmaya karıştırılan krem şanti, bal badem, karamel sos) ve adisababası (meyveler, dondurulmuş krema, vanilya ve fıstıklı parfe) ile ağzımızı tatlandıran Baylan’ın arka tarafındaki bahçesi de hâlâ huzur verici. 54 yıldır burada çalışan Ligor Sistrini, Kadıköy çarşısının pek çok dükkânında benzerini duyacağımız bir cümle kuruyor: “Eşiyle burada tanışan müşterilerimiz şimdi torunlarını getiriyor. Bunun mutluluğu başka hiçbir şeyde yok.”
Aynı caddeden devam edip meydanda durduğunuzda, karşınıza çıkan timsah heykelinin ilginç bir hikâyesi var. Yunan tarihçi Strabon, Kadıköy’ü anlatırken “Denizden biraz içeride, içinde küçük timsahların yaşadığı bir pınar”dan bahsetmiş. Bahsettiği pınarın büyük ihtimalle Kurbağalıdere olduğu düşünülüyor. 2007’de heykelin yerleştirilmesinden sonra, Strabon’un bahsettiği hayvanın kertenkele olduğuna dair itirazlar yükselse de  timsah heykeli bir simge olarak kendini kabul ettirmeyi başarmış. 
Tarih ve birlikte yaşam kültürü, bölgedeki ortak ruhun en belirleyici faktörleri arasında. 400 yıllık geçmişleri ile birbirlerine komşuluk eden dinî yapılar da bunun en açık kanıtı. Osmanağa Camii, çarşının kuzeye bakan kapısı gibi. Yanından girip biraz ilerleyerek ilk meydana geldiğinizde Ayia Efimia Rum Ortodoks Kilisesi çıkıyor karşınıza. Diğer meydanda ise XVIII. yüzyılda Surp Asdvadzadzin adıyla açılan, şimdi ise Surp Takavor olarak anılan Ermeni kilisesi yer alıyor. 
Muvakkıthane Caddesi ile Güneşli Bahçe Sokağı’nın kesiştiği noktaya geliyorum. Kimileri bu noktayı bir "eskiler-yeniler sınırı" gibi görüyor. Sağa yani Moda tarafına dönersem son beş altı yılda sayıları dikkat çekici şekilde artan kafe ve restoranların ağırlıkta olduğu yöne doğru ilerlerim. Sola dönmeyi tercih ediyorum. Yani balıkçıların, manavların ve diğer esnafın yoğunlaştığı kısma… 
Şarküterilerin pırıl pırıl zeytinlerini, Brezilya Kuruyemişçisi’nden buram buram yayılan kahve kokusunu, etraftaki rengârenk baharatçıları geçip Özcan Turşuları’ndan içeri giriyorum. Müessesenin dördüncü kuşak temsilcisi Levent Özcan, içeri giren herkes gibi beni de bir bardak turşu suyu ikram ederek karşılıyor. Özcan, çarşıyı yeni keşfedenlerin ve turistlerin geleneksel alışverişle burada tanıştıkları düşüncesinde: “Alışverişten sonra ‘Bereket versin.’ denildiğini bilmeyen ya da unutanların bu dükkânda yüzü gülüyor.”
Uzun bir geçmişi olduğu bilinen çarşı, nesilden nesile aktarılan alışveriş kültürü sayesinde ayaklarını yere günümüzde de çok sağlam basıyor. Önemli bir kısmı bu rutini anne-babasından öğrenmiş. Et için Yalçındağ’a, ciğer için Pak’a uğrayan; hem balığını hem yeşilliğini bulup biraz da şuradan buradan lafladıktan sonra Halil’de lahmacun yiyip evine dönen sadık bir kitle var. 
Elbette burası sadece bir yeme içme bölgesi değil. Çeşit biraz azalsa da hem her türlü ihtiyacı karşılamak hem de dolu dolu bir gün geçirmek için ideal bir yer. Biraz yokuş  çıktığınızda sizi karşılayan Tellalzade Sokak, yan yana antikacılarıyla vaktin nasıl geçtiğini anlamadığınız bir koridor gibi. Daha modern örnekler arayanlar için tasarım ve hediyelik eşya dükkânları küçük birer sürpriz gibi beliriyor bir anda! 
Kadıköy, Türkiye’nin en popüler spor kulüplerinden Fenerbahçe’nin merkez üssü. Maç günleri, yaklaşık bir kilometre uzağındaki Fenerbahçe Ülker Stadyumu’nun heyecanı çarşıyı da sarıyor. Çarşının zaten hiç kaybolmayan rengini taraftarlar da sarı-lacivert formalarıyla cilalıyor âdeta. Çarşının üst sokak komşusu Caferağa Spor Salonu da heyecanlı basketbol karşılaşmalarına sahne oluyor. 
Kültür-sanat bağlamında da her zaman yakından takip edilmesi gereken bir bölge olan Kadıköy’ün çarşısı da farklı değil. Kitapçılar, Kadıköy’ün kültürel çeşitliliğini yansıtan eserlerle dolu. Özellikle Akmar Pasajı’ndaki dükkânlar hem kitap hem müzik yelpazesi açısından bir maden. Biraz müzik dinlemek isterseniz, Neşet Ömer Sokak’ta sıra sıra mekânlar, hareketli geceler vadediyor. Geleneksel olarak bölgeyi hem besleyen hem de buradan beslenen tiyatroyu da unutmamalı elbette! Çarşıyı deniz kenarından sakince izleyen Haldun Taner Sahnesi’nden başlayıp Bahariye Caddesi’ndeki Süreyya Operası’na dek uzanan irili ufaklı özel tiyatrolar olmadan Kadıköy, Kadıköy olmuyor.
Çarşı turunu noktalama vakti! Beyaz Fırın’da bir milföy yemeyi hak ettim. Ama bir eksik var: Telefonu alıyorum, oğlumu arıyorum. Bizden sonrakilere aktarmazsak gelenek nasıl yaşayacak? 

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi