Dünyanın en ünlü foto muhabirlerinden biri olan Ara Güler’e “İstanbul’un Gözü” de deniyordu. Bir dünya sanatçısı olarak kabul edilen Güler, ardında Picasso’dan Hitchcock’a uzanan portreler ve belleklerden silinmeyecek İstanbul fotoğrafları bıraktı.

Ara Güler ve İstanbul dendiğinde herkes bilir ki birbirine koparılamayacak bağlarla bağlanmış bir insan ile bir kentten söz ediliyor. Foto muhabirinin “makinesiyle tarih yazdığını” söyleyen Ara Güler, İstanbul’un binlerce yıllık geçmişini gözünün süzgecinden geçirip fotoğrafa dönüştüren biriydi çünkü. Bu fotoğraflardaki balıkçılar, vapurlar, kedilere yemek götüren yaşlı kadınlar, tramvaylar, atlar, işçiler, sahil kahveleri, güvercinler İstanbul’un bir daha tekrarlanamayacak görüntüleri olarak hem kentin hem de sanat tarihinin içinde yerlerini aldılar. Ara Güler unutuşa kafa tutan bir tanık olarak İstanbul’u kıyı kıyı, sokak sokak dolaşarak zamanının görüntülerini geleceğe bahşetti. Kendi deyimiyle, “gerçeğin takipçisi”ydi. Galata Köprüsü konuşurdu onunla, martılar dertlerini anlatırdı. Yüzyıllar önce İstanbul’u camilerle, çeşmelerle, su kemerleriyle donatan Mimar Sinan “güvercinlerle onun kulağına gelip fısıldayan adam”dı. Sinan’ın camilerini anımsayamayacağı kadar çok ziyaret etti, içlerindeki ışığa hayran oldu. Doğup büyüdüğü ve “Neresine dokunsan bir mücevher çıkar.” dediği İstanbul’a duyduğu sevgi öylesine güçlüydü ki, yaşamı boyunca onu fotoğraflamaktan vazgeçmedi.  

Kar yağdı İstanbul’a, beyazlara bürünen kenti çekti Ara Güler. Balıklar Boğaz’ın sularından akın akın geçerken balıkçı teknelerini çekti. Gün geldi, sabahçı kahvelerinde birbirlerine yaslanmış uyuyan insanları çekti. Saz çalanlar, kalaycılar, ışıklarını yakmış vapurlar, at arabası sürücüleri, hepsi sanki onun için İstanbul’da yerini almıştı. Bu yüzden Ara Güler, deklanşöre her basışında teşekkür etti İstanbul’a gönül gözüyle.
Ara Güler’in gazetecilik döneminde yaptığı röportajlar arasında üç göz ağrısı vardı: Nuh’un Gemisi, Nemrut Dağı ve Afrodisias antik kenti. Ama o Anadolu topraklarında var olan insanları da yaşadıkları çevreden koparmaksızın gerçekçi bir bakış açısıyla fotoğraflayarak evrensel bir görsel dile ulaştı. Ara Güler’in birçok Türkiye fotoğrafı yalnızca tarihî birer belge olarak değil, sosyolojik açıdan da çok büyük değer taşıyor.
Ara Güler dünyanın birçok ülkesine yolculuklar yapıp farklı kültürleri fotoğrafladı. Bangladeş’ten Borneo’ya, Endonezya’dan Tayland’a her yerde fotoğraf peşinde koştu. 1953’te tanıştığı Henri Cartier-Bresson vasıtasıyla Paris Magnum Ajansı’na katıldı. Fotoğrafları Time, Newsweek, Life gibi dergilerde ve dünyanın birçok ülkesindeki ajansların yayınlarında kullanıldı. Çok sayıda ödül kazandı. Yapıtları birçok müzede ve önemli koleksiyonda yerini aldı. Öte yandan, ünlü insanların portrelerini çekerek uluslararası saygınlığını perçinledi. Bu ünlülerin arasında Pablo Picasso, Indira Gandhi, John Berger, Bertrand Russell, Dustin Hoffman, Salvador Dalí, Maria Callas, Alfred Hitchcock, Sophia Loren, Ansel Adams, Abidin Dino ve Nâzım Hikmet de vardı. Geçtiğimiz ağustos ayında, Doğuş Grubu tarafından kurulan iki sanat kurumu da İstanbul’da kapılarını açtı: Ara Güler Müzesi ve Ara Güler Arşiv ve Araştırma Merkezi. Müze Güler’in arşivinden seçilmiş fotoğraf, kitap, hikâye ve videolardan oluşan bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Büyük ustanın arşivini geniş kitlelere ulaştırmak amacıyla çalışmalar da sürüyor.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi