Sevgi ve hoşgörü üzerine kurulu Mevlevilik ile tüm dünyayı etkileyen büyük mutasavvıf Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî, 745’inci ölüm yıl dönümünde pek çok etkinlikle anılıyor. Biz de bu ay İstanbul’daki mevlevihanelerin tarihinde bir yolculuğa çıktık.

Bazı kişiler ya da bazı kitaplar vardır ki izleri asırları aşar. Güneşin doğuşuyla her sabah yeniden başlayan bir hayatın tazeliğini andırır içindeki bilgi ve ibret öyküleri. Bu eserler, misalleri ile ince düşünmeye, küçük hadiselerden daha büyük işlerin özünü kavramaya aracılık eder. Rûmî’nin Mesnevi’si de böyle bir eserdir. Zamanın gerisinde kalmayan, her çağın insanına öğüt veren Mesnevi’ye gönül veren arifler İstanbul’un fethinden itibaren şehri şenlendirip mevlevihanelerle de manevi iklimine tesir etmişler. 
Fatih Sultan Mehmed’in Kalenderi dervişlerine zaviye olarak tahsis ettiği Kalenderhane Camii’nin ardından İstanbul’da ilk dergâhlar Sultan II. Bayezid zamanında kuruldu. Kurulan ilk dergâh ise günümüzün Galata Mevlevihanesi. Fatih Sultan Mehmed’in komutanlarından İskender Bey’in vakfettiği, kendisine ait arazide 1481 senesinde kurulmuş. İnşa edildiği dönemde Karaköy sahilinden başlayıp Haliç kıyısındaki Sokullu Mehmed Paşa Camii’ne kadar devam eden tarihî Galata surlarının içinde kalan mevlevihane, o zamanlar gayrimüslimlerin çoğunlukta olduğu bir noktada bulunuyordu. Bir irfan yuvası olarak farklı dinlere mensup olanların da yoğun ilgisi ve ziyareti ile önemli bir mesuliyet taşımaktaydı. Vakfedildiği dönemde oldukça geniş bir araziye sahip olan Galata Mevlevihanesi’nden günümüze kalan kısımlardan biri de semahane. Mekânın ulvi havası sizi daha içeri girer girmez sarıp sarmalıyor. 
Galata Mevlevihanesi denilince akla gelen ilk isimler kuşkusuz Şeyh Galip ve talebesi Esrâr Dede. Hüsn ile Aşk’ın sevdasında sufiliğin gönül dünyasının kapılarını burada aralamıştı Şeyh Galip. Duvarlarının ardında nice gönül erlerinin kıymetli hatıralarını saklayan mevlevihanenin mezarlığında metfun önemli bir isim de ilk Osmanlı matbaacısı İbrahim Müteferrika. Sultan Abdülmecid dönemindeki onarımlarla bugünkü hâlini alan mekân pazartesi günleri hariç her gün ziyaret edilebilir.
İstanbul, Mevlevilik için her zaman Konya kadar önemli ve değerli bir yer olagelmiş. XVI. yüzyıl sonlarında şehrin en büyük mevlevihanesi olarak açılan Yenikapı Mevlevihanesi bu noktada farklı bir öneme sahip. Kesintisiz açık olduğu 350 sene boyunca İstanbul’da Mevleviliğin merkezi olmuş ve çok sayıda Mevlevi büyüğü yetiştirmiş. Hatta İstanbul’daki diğer mevlevihanelerin Şeyh Galip, Hammamizade İsmail Dede Efendi gibi önemli isimleri burada yetişmiş. Bu satırların yazarı olarak kendimi oldukça talihli kabul ediyorum. Zira Yenikapı’nın son muhafızı diyebileceğimiz, burada yetişen birçok son devir Mevlevi büyüğünü bizzat tanımış merhum “Polis Burhan Amca’’ ile mevlevihaneyi oda oda gezmiş ve nice hatıraları ilk ağızdan dinleyebilmiştim. Galata’da Şeyh Galip ne ise kuşkusuz Yenikapı’da Hammamizade İsmail Dede Efendi odur. Ali Nûtki Dede Efendi'nin derslerine katılan, klasik Türk musikisinin en değerli isimlerinden İsmail Dede Efendi’nin “Yine Bir Gülnihal’’ adlı bestesini bir de Yenikapı’da yâd edin. 
Semahane, harem ve selamlık, hünkâr mahfili, muvakkithane gibi kısımları günümüze ulaşan Yenikapı Mevlevihanesi’nin türbeleri ve Mevlevi mezarlığı buraya gönül veren kıymetli isimleri sırlar. Yenikapı Sultan IV. Murad, II. Mahmud, Sultan Abdülmecid gibi Osmanlı sultanlarının yanı sıra Mihrişah Valide Sultan, Abdurrahman Nafiz ve Zuval Paşa gibi çok sayıda devlet adamının da iltifat ettiği bir mekân olarak gönüllerde taht kurmuş.  Yaşadığı en büyük talihsizlik ise yakasını bırakmayan yangınlar olmuş. Bugünkü mimari üslubunun büyük kısmına ise 1903 yangınının ardından Mimar Kemaleddin Bey’in çalışmasıyla kavuşmuş. Yenikapı Mevlevihanesi’nde günümüzde de çeşitli zamanlarda sema gösterileri düzenleniyor.
Eyüp semti ise İstanbul’da ayakta kalıp faal olan Bahariye-Beşiktaş Mevlevihanesi’ne ev sahipliği yapıyor. 1867 yılına kadar Beşiktaş’ta bulunan bu merkez Maçka ve Fındıklı semtlerinden sonra 1877 yılında Eyüp’e taşınmış. Bahariye Mevlevihanesi denildiğinde hatırlara ilk gelen isim Hüseyin Fahreddin Dede Efendi’dir. Musiki talimini meşhur üstatlardan Yenişehirli Avni Bey ile yaptıktan sonra kendi üslubunu kazanan Neyzen Hüseyin Fahreddin Dede Efendi, Bahariye’nin unutulmaz isimlerinden.
Haliç kıyısından bakılınca suların sakinliği ile yan yana gelen Bahariye Mevlevihanesi ayrı bir güzelliğe bürünüyor. Kesme küfeki taşı kullanılarak yapılan heybetli cümle kapısı Bahariye’nin alametifarikası. Kapının mukarnas süslemesi tasavvufta Allah’ın sonsuzluğunu temsil etmekte. Bahariye Mevlevihanesi’nin dikkat çeken özelliklerinden biri de bağımsız selamlık binası. Avludan içeri girince sol tarafta bulunan mescit Bahariye’nin restorasyon öncesinde ayakta kalabilen yegâne yapısı. Kütüphane binası yapıldığı dönemde olduğu gibi günümüzde de kütüphane olarak değerlendiriliyor. Mevlevi geleneğinde dede unvanı alan kişilere tahsis edilen dedegân hücreleri, Bahariye’nin mimari estetiğini tamamlayan unsurlardan. Mevlevilikte mimariyi belirlerken sayılara da ayrı bir hassasiyet gösteriliyor. Bahariye Mevlevihanesi’nde bulunan toplam 18 hücre ve 18 ahşap direk Mesnevi’nin ilk 18 beytine işaret eder. 
İstanbul mevlevihanelerinde hat, musiki, tezhip gibi birçok sanat dalında dersler verilmiş. Kültürümüze derin etkileri bulunan Mevlevi geleneğinin hâlen canlı tutulduğu bu güzel mekânları keşfetmek için aralık son derece anlamlı bir ay.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi