Palmiyelerin gölgesindeki sessiz plajları, şifalı baharatlar veren bereketli toprakları, fillerin ve kaplanların serbestçe gezindiği vahşi yaşam parklarıyla Kerala bölgesi, ziyaretçilerini Hindistan’ın kalabalıklardan uzak, tropik yüzüyle buluşturuyor.

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte incecik bir sis Thekkady’e giden yolda dağların üzerini bir tül gibi kaplayacak. Güneşin ilk ışıkları vurunca yemyeşil doğa masalsı bir hâl alacak. Kochi Havalimanı'nda inip beni bu yeşille buluşturacak araca gecenin kör karanlığında biniyorum. Sonra uykusuzluktan gözlerim kapanıyor. Uyandığımda, şafak sökmüş, doğa da uyanmaya başlamış. Aşağıdaki büyüleyici manzara karşısında uyku ile uyanıklık arasındaki ince çizgiden sıyrılıyorum.
Hindistan, insana bildiklerini unutturur; şaşırtır, ezber bozar. İçindeyken belki anlamazsınız; ruhunuza işlediğini neden sonra hissedeceğiniz yerlerdendir. Özellikle Kerala!.. Başka hiçbir yerde bulamayacağınız güzellikte sürprizler sunan bu bölge Hindistan’ın güney burnuna dik uzanır ve ülkenin en büyük, işlek limanlarından Kochi Limanı’nın da ev sahibidir. Bu hareketli liman şehrine varmadan önceki birkaç günümü çay tarlaları, baharat bahçeleri, nehirlerde tekne gezintileri ve bembeyaz kumsallarla taçlandıracağım.
Idukki eyaletine bağlı Thekkady’e giden dağlık yol çok virajlı olsa da öyle güzel, öyle huzurlu ki bu durumu bir süre idare edebilirim. Birkaç saatin sonunda, baharat bahçeleri ile çevrili otele varıyorum. Bahçedeki gür bitki örtüsü ve ayurvedik terapilerin yapıldığı masaj odaları daha ilk andan rahatlatıcı sinyaller veriyor. Sanskritçede ‘yaşam bilgisi’ anlamına gelen ve bedenin kendi kendini iyileştirme gücünü temel alan 5 bin yıllık doğal şifa sistemi olan Ayurveda'nın doğduğu Kerala’nın müthiş doğasında arınmak, şifalı etkisi ile buluşmak, yenilenmek, çeşitli masaj ve terapiler almak için dünyanın dört bir yanından insanlar geliyor. 
Dünyanın en büyüleyici vahşi yaşam parklarından biri olan Periyar Ulusal Parkı ve Kaplan Rezervi’ne gidiyorum ertesi sabah erkenden. Ulusal Park'a giriş belli bir kişi sayısı ile sınırlı olduğundan internet üzerinden önceden rezervasyon yaptırmak gerekiyor. Sabahın bu erken saatlerinde beklemediğim bir hareketlilik var. Nehirdeki teknelerde yerlerini alan Hintli aileler neşe içindeler. Nehirde ilerlemeye başlamamızla kaplan ve fil gibi hayvanları doğal yaşamında görebilmek için teknenin bir sağına, bir soluna yığılıyor her yaştan insan. Herkes bir süre fotoğraf çekmekle meşgul oluyor.
Gezinti sonunda teknelerden inilen noktada bekleyen maymunlar yiyecek peşindeler. Bölgeye özgü büyük, uzun hollong ağaçlarının arasından geçiyorum. Sırada, Thekaddy çevresindeki baharat bahçelerinden birini ziyaret etmek var. Burada yetişen karanfilden elde edilen karanfil yağı diş de dâhil pek çok sağlık probleminin tedavisinde kullanılıyor. Bahçede kakule de var. Kakule dünyanın en pahalı baharatlarından biri ve Hindistan bu kıymetli baharatın üretiminde ilk sıralarda. Okaliptüs, aloe vera, Hindistan cevizi, orkide çeşitleri ve onlarca farklı bitki türü de yine bu bahçede. Kerala’yı benzersiz kılan unsurlardan biri de işte bu: Doğanın cömertliği ve coşkusu!
Ertesi sabah Thekkady'den Alappuzha’ya uzanan yol boyunca gördüğüm kasabaları, evleri, yemyeşil çay tarlalarını, insan manzaralarını büyük bir iştahla zihnime kaydediyorum. Geçtiğim her yer ayrı bir renk cümbüşü.
Alappuzha’ya vardığımda nehir kenarında yan yana dizili ahşap teknelerden biri beni bekliyor. Kerala Backwaters adındaki kanalların lagünler ve göllerle birbirine bağlandığı 900 kilometre uzunluğundaki muazzam su ağında geleneksel teknelerle nehir gezileri yapılıyor. Kettuvallam adı verilen geleneksel tekneler ahşap, palmiye yaprakları, kıvrılmış bambu ve Hindistan cevizi liflerinden yapılıyor. 
Kanallar arasında sessiz sakin süzülürken nehir kıyısındaki yaşantılara birebir tanık olmak beni oldukça etkiliyor. Yemek zamanı gelince teknenin miçosu bir muz ağacına uzanarak birazdan tabak işlevi görecek kocaman bir yaprak kesiyor. Kerala mutfağının temel besin maddeleri olan Hindistan cevizi, pirinç, muz ve baharatlarla yapılan çeşitli yemekler bu kocaman yaprağın üzerinde öğle yemeğim oluyor. Teknelerde kişilerin isteğine göre şekillenebilecek şekilde günlük, haftalık çeşitli rotalar çizilebiliyor. Burada geçirdiğim saatleri hayatın bana bir hediyesi olarak kabul ediyorum tekneden ayrılırken.
Alappuzha'da tekneden indikten sonra birbirinden güzel kumsalların yer aldığı Mararikulam bölgesindeki Xandari Pearl adlı ekolojik otelin sahilinde gün batımını izlemek harika bir his uyandıracak içinizde. Kumsalda yürürken yüzlerce beyaz yengeç adımlarımdan kaçıyor; güneş gökyüzünde muhteşem ışıltılar bırakarak okyanusun içinde kayboluyor. Hindistan'dayım ancak akıllardaki Hindistan izdüşümünden çok farklı bir resmin içindeyim. Palmiye ağaçlarıyla çevrili; sık yaprakların, dalların arasından gökyüzünü görebildiğim banyoda tropik kuşların türlü sesleri eşliğinde duş alıyorum. Şu anda Hindistan’da olduğumu kim söyleyebilir? Otelin geri dönüşümlü cam şişe kullanması ve kendi sularını filtre etmesi gibi  uygulamaları da gezegenimizi koruma adına ilham verici. Yarın Koçi’ye, bölgenin bu hareketli şehrine doğru yola çıkmadan önce ihtiyaç duyduğum enerjiyi burada topluyorum. 
Hindistan'a özgü görüntüler ve hareketlilik Koçi’ye yaklaştıkça artıyor. Bir gece önce okyanus tuzuna, beyaz kumlara çok çabuk alışmıştım. Şimdi sıcak hava, trafik ve kornalar geri döndü. Ancak şehrin Hollanda ve Portekiz mimarisinden izler taşıyan binalarını ve Mattancherry bölgesindeki sokaklarda dolaşırken rastladığım zevkli butikleri, sanat galerilerini ve fotojenik sokaklarını görünce bunların hiçbirini umursamıyorum. XVIII-XIX. yüzyıllarda baharat ticaretinin yapıldığı sokaklar pek çok inancın, kültürün katman katman sindiği şehrin en çarpıcı yerlerinden. Koçi’nin ikonik fotoğraflarının çekildiği Fort Kochi tarafına gidiyorum gün batmadan. Çinlilerin yüzyıllar önce geliştirdiği balık ağları iskelelerin ucunda kıyı boyunca sıralanıyor. Koçili gençler limanda el ele yürüyor, balıkçılar ağlarını geriyor; seyyar satıcıların tezgâhlarındaki renkler balık kokularına karışıyor.
Limandaki görüntüler, sesler ve kokularla duyuları canlandıran Hindistan’ın beni kendine bir kez daha  bağladığını,  aramızdaki bağın her defasında biraz daha güçlendiğini hissediyorum.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi