Antalya Film Festivali’nin onur konuğu olarak Türkiye’ye gelen ödüllü oyuncu Vincent Cassel ile Skylife için keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Mesleğine tutkuyla bağlı olan Cassel, oynayacağı roller için gözlem yaparak ve karakterleri içselleştirerek hareket ettiğini de anlattı.

Öncelikle Türkiye’ye hoş geldiniz. 
Teşekkürler.

Türkiye’yle ilgili ilk izleniminiz nedir?
Daha önce İstanbul’a bir defa geldim, çılgın bir şehir… Çok büyük ve kalabalık; ancak  bütünüyle pek bilmiyorum.

Sinema sizin için ne  ifade ediyor?
Bir sinefil değilim ama çok fazla film izlerdim ve fark ettim ki film yapmak çok karmaşık bir iş. Bunu gerçek bir iş gibi düşünmüyorum, birlikte yaşadığım bir hobi gibi daha ziyade. Bu, eğlendiğim bir iş. Eğer çok ciddiye dönerse problem olur.

Kariyerinizin başlangıcında gerilim, macera türlerine yoğunlaşırken sonrasında dram ve romantik komedilere yöneldiniz.  Hangi tür filmlerde kendinizi daha iyi ifade ettiğinizi düşünüyorsunuz?
Bence tarzdan ziyade, yönetmenle alakalı bir durum bu. Türe bakılmaksızın, eğer yönetmeni iyiyse ve konuyu da dikkate alırsak her şey daha ilginç hâle gelir. Korku, macera, dram; hepsi geçerli. Yeter ki yönetmenin bir vizyonu olsun, o bir filme dönüşür.

Türkiye’de film yapmayı ya da Türk yönetmenlerle çalışmayı ister miydiniz?
Projeler konusunda açık fikirliyim. Daha önce Kore, Brezilya, İspanya, İtalya, Rusya gibi birçok ülkede çalıştım. Proje uygun olduğu sürece tekliflere açığım.

Şimdiye dek 80’den fazla filmde rol aldınız; aralarında en çok hangisini sevdiniz?
Hiçbir fikrim yok çünkü bu işi yapma yolum böyle. Yani yaptığım şeyler üzerine de, yapacağım şeyler üzerine de düşünmüyorum. Sadece şu an ne yaptığıma odaklanıyorum. Çünkü bir proje ya da film ortaya çıktığı andan itibaren artık sizin değildir.

Yani daha çok o anki rolünüze odaklanıyorsunuz.
Rolden çok “an”a konsantre oluyorum. Yani demek istediğim şu: Film sizin değil, bir şeyi yaparsınız, birileri ardından onu kurgular ve film çıkar, gider. Sanki bir evlat gibi... Bir oğlunuz olur ya da çocuk yaparsınız ama onların da kendi hayatları vardır, size ait değildir.

La Haine (1995) filminde bir tür katil, Mesrine’de (2008) bir Fransız gangsteriydiniz ve çok başarılıydınız, Black Swan’da bir balet, Beauty and Beast’te prens gibi çok çeşitli rol ve personaları canlandırdınız. Sizin için en zoru hangisi oldu ve bunlara nasıl hazırlandınız?
Aslında zorlanıyorsanız bu bir problemdir. Oynamak kolaydır. Sette yapmanız gereken şeyle eğlenmenin yolunu bulmak gerekiyor sadece. Hiçbir rol zor değildir fakat yolu bulmak bazen zorlaşabilir, ancak bir kez bulduğunuzda film kötü hava şartlarıyla, ortamıyla zor olsa da oyunculuk kolaylaşır.
Babanız Jean Pierre Cassel da bir aktördü ve Fransız Yeni Dalga'sı yönetmenleriyle çalışıyordu. Size profesyonel anlamda, bir oyuncu olarak yardımı oldu mu?
Oyunculuk yapılan bir ailede büyüdüğünüzde insanların size söylediklerinden ziyade, gözlemledikleriniz önemli hâle geliyor. Her şeyden öğrenebiliyorsunuz, zaten oyunculuk gözlemle ilgilidir. Babanız oyuncuysa onun kariyerinde ne yaptığını, nasıl seçimler yaptığını görürsünüz. İnsanları gözlemlemek ve yeniden canlandırmak meselesi!.. Yani gözlemler, kopyalar ve  analizini yapıp kendinizin kılarsınız.

Vincent Cassel şu an genç bir aktör olarak karşınızda olsaydı ona ne söylerdiniz?
“Sakin ol, her şey güzel olacak.” derdim. Çünkü, her ne kadar endişelensem de iyi bir şeyler olacağından da emindim... Başlarda çok fazla enerjiniz oluyor ama sonrasında fark ediyorsunuz ki, eğer rahat olursanız, neler olduğuna dikkat ederseniz ve kendinize güvenirseniz başarırsınız. Başlangıçta referansınız olmuyor, bir okyanusta yüzüyorsunuz. Bu yüzden “Rahatla, sakinleş, acele etme ve zamanını boşa harcama.” derdim.

Bu belki de herkes için güzel bir öneri olabilir. Peki hangi aktörleri beğeniyorsunuz?
Aslında çok fazla var; yeni jenerasyonda Javier Bardem, Benicio del Toro, Michael Fassbender, Tom Hardy… Eskilerden Marcello Moastroianni, Jean Rochefort, Gerard Depardieu ve Robert De Niro. Aktör olmak yeterince özel bir şey; kendinizi, olduğunuz şeyi geliştirmek için o insanları görmelisiniz.

Oyuncular ya da oyuncu olmak isteyenler için tavsiyeleriniz var mı?
Ne istiyorsanız onu yapın. Sisteme uymayın, bir işi sadece ticari başarısı için yapmayın, neyi seviyorsanız ona yönelin. Çünkü günün sonunda bu sizin hayatınız ve yaptığınız iş sizi temsil ediyor. Kim olduğunuzu seçimleriniz aracılığıyla anlayabilirsiniz. Bazen kötü seçenekleriniz olur ama seçim yapmanın bir yolu hep vardır. Oyunculuğunuzu bu şekilde keşfedersiniz. 
The Great Mystical Circus son projenizdi. The World Is Yours ve Black Tide yine son filmlerinizden. Bunlarda hem oyuncu hem de bir yapımcı olarak çalıştınız. Oyunculukla birlikte yapımcılığa nasıl karar verdiniz ve sürdürmeyi düşünüyor musunuz?
Bu, projeleri gözeterek yapmak zorunda olduğum bir iş. Kendimi bir yapımcıdan çok oyuncu olarak tanımlıyorum. Yapımcılık yapıyorum çünkü kimse bu projelere kolayca destek vermiyor. Yapımcılık kumar oynamak gibi; bir işe güveniyorsunuz, ona milyon dolarlar yatırıyorsunuz. Bu yüzden ilginç de...

Yeni projeleriniz var mı?
Evet, şu an Olivier Nakache ve Eric Toledano ile bir film çekiyoruz. Bilirsiniz, The Intouchables’ın yönetmeni.  Sanatsal bir dünya sunan Hors Norme adlı bir yapım.

Son söz olarak seyircilerinize ne söylersiniz?
Yargılamakta acele etmeyin. Film hakkında önemli olan şu an düşündüğünüz değil, gördükten sonra sizinle kalandır.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi