Yoğun baharat kokuları, renkli su altı faunası, sultanlara mesken olmuş sarayları ve labirenti andıran sokaklarıyla Zanzibar, insanın hem zihnini hem de ruhunu besliyor. Zanzibar terapisine hazır mısınız?

Zanzibar’ın mütevazı havalimanında bavullar küçük bir el arabası ile uçaktan getiriliyor, önümüze bir bir diziliyor. Bunu yaparken, çalışanlar gece yarısı olmasına rağmen gülümseyerek bana “Hakuna Matata!” diyor. "Hakuna Matata!", Svahili dilinde “Hiç üzülme, sorun yok!” anlamına gelen ve sıkça kullanılan bir kalıp. “Jambo” diye selam veren yerli halk, adaya gelen turistlere bu cümleyle “Ne kadar sorunun, stresin varsa hepsini geride bırak; Zanzibar'dasın, yavaşla ve anın tadına var!” diyor aslında. Hint Okyanusu’nun dalgaları karşıda Tanzanya kıyılarına vururken, Zanzibar Adası’nda tarihî taş evlerin yan yana dizildiği sokaklar sizi bambaşka bir zamana davet ediyor. Afrika, Arap, Fars, Hint ve İngiliz izleri kâh bir kapının motifinde, kâh yerel halkın elbiselerinde ya da gözlerine çektikleri sürmede karşıma çıkıyor. 
Zanzibar'daki gezim baharat kokuları eşliğinde, 2000 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan Stone Town'da başlıyor. Baharat ticareti adanın en önemli geçim ve ihracat kaynağı. 1800'lerde getirilen baharat tohumları ile başlamış hikâyeleri. Adanın her yerinde baharat bahçeleri bulunuyor. Bu bahçeler rehberli turla gezilebiliyor; çeşit çeşit baharatı yakından tanıyıp tadabiliyorsunuz. Özellikle tarçın, karanfil ve vanilyanın tadına doyamayacağınız kesin!
 Ev sahibinin zenginliğini ve statüsünü göstermek için özel yapılmış kapılarıyla Stone Town’ın taş evlerinin önünden geçerken, sağlı sollu küçük dükkânlarda satılan ilginç hediyelik eşyalar ve kıyafetler başımı döndürüyor. Püfür püfür esen okyanus rüzgârı adanın arka sokaklarında yerini sıcağa ve neme bırakıyor; ama gördüklerimin dokusu, rengi ve tarihi o denli özel ve etkileyici ki, bu durumu pek de umursamadan, labirentvari sokaklarda kaybolmaya devam ediyorum. Belki de hayatımda hiç almadığım kadar selam alıyorum yerli halkın güler yüzlerinden. Bir süre sonra benim de dilimden, yüzümden eksilmez oluyor bu selamlama. Bu da bende âdeta bir terapi etkisi yapıyor: Zanzibar Mutluluk Terapisi!
Sokak arasındaki turumda karşıma ünlü rock grubu Queen’in solisti Freddie Mercury çıkıyor! Asıl adı Farrokh Bulsara olan Mercury’nin doğum yeri Stone Town. Doğduğu ve çocukluğunu geçirdiği ev otel olarak kullanılıyor. Mercury doğum yerinden, çocukluğundan hayatı boyunca fazla bahsetmemiş olsa da Zanzibarlılar, onun ününü övünerek paylaşıyor misafirleriyle. Adanın geçmişini öğrenmenin yolu ise, Umman Sultanı’nın burada ilk kez elektriğin ve asansörün kullanıldığı malikânesi Beit-al-Ajaib, dış saldırılara karşı yapılmış Arap Kalesi ve Zanzibar sultanlarının rezidans olarak kullandıkları Saray Müzesi’nden geçiyor.
Gün batımında delikanlılar şehrin merkezinde denize nazır Forodhani Bahçeleri’nde sulara kıyafetleri ile atlayarak hem eğleniyor hem de eğlendiriyorlar. Zanzibarlılar şarkı söylemeyi, dans etmeyi çok seviyorlar. Bir deniz kabuğu ile saatlerce vakit geçirip şarkılar söyleyen, kumsalda taklalar atan çocukları ve mutluluklarını gördükçe insanın Zanzibar'da çocuk olası geliyor. Çocuk olamıyorum elbette, ama mutluluğun sürekli peşinden koştuklarımızdan farklı anlarda gizli olduğunu hissediyorum. Stone Townlıların buluşma yeri olan bu parkta kurulan Forodhani Pazarı hayli renkli: seyyar tezgâhlarda mangalda etler, deniz mahsulleri, patates, pilav çeşitleri ve döner. Yanında tropikal meyve suları, şeker kamışı suyu ve şerbet... 
Zanzibar'da görmeniz gereken en ilginç yerlerden biri Michamvi’deki The Rock Restaurant. Hint Okyanusu’nun bir bakıyorsunuz içinde, bir bakıyorsunuz kıyısında bu restoran! Eskiden kayalıklar üzerine kurulmuş bir balıkçı barınağı olan The Rock'ı ilginç kılan, yürüyerek gidip buradan yüzerek ya da küçük bir tekne ile geri dönebiliyor olmanız. Bunun nedeni ise, Zanzibar'da her gün öğle öncesi başlayan ve akşama kadar devam eden gelgit! Deniz ve kumsal her gün belli saatlerde barışıp birkaç saat sonra bozuşuyor sanki. Bu nazlanmalar ile usta bir ressamın elinden çıkmış bir tablo gibi büyüleyici renkler sunan manzara, bölge halkının da başlıca geçim kaynağı. Yüzlerce metre çekilen suların ardından kumsalın üzerine pudra şekeri misali serpilmiş yeşil, sarı, kahverengi deniz bitkileri ve kabukları arasında balıkçılar yerel türküler, mahallenin son dedikoduları eşliğinde, gelgitin sunduğu nimetleri topluyor. Balıkçıların bu kıyı mesaisine denk gelirseniz şanslısınız; rehberim toplanan yosunların hem yemeklerde hem de gözlük çerçevesi yapımında kullanıldığını söylüyor.
Zanzibar'da denizin tadını çıkarmak üzere adanın kuzeyine, en güzel plajlarının olduğu Nungwi'ye geçiyoruz. Burada denizin, kumsalın, gökyüzünün rengi ve hâli, “Rüya gibi.” derler ya hani, işte tam da öyle! Turkuaz denizin, bembeyaz kumsal ve deniz yosunları ile valsine bir de uzaklardan bir dhow, kelebek misali eşlik edince paha biçilmez bir tablo çıkıyor karşınıza. Dhow, bölgeye has, geleneksel ahşap yelkenlilere verilen ad. Zanzibar'a gelmişken adanın çevresini de gezmeye karar verip dhow’lar ile çevredeki küçük adalara yapılan, Safari Blue denilen günlük gezilere katılıyorum. Bu eski ahşap teknede denizin her hâlini seyredebiliyorum, mercan kayalıklarının güzelliğini keşfetmek harika bir his. Meşhur baobab ağacının azametini görmeden Zanzibar’dan ayrılmamak gerek. Antoine de Saint-Exupéry’nin mutlulukla okuyup içinden dersler çıkardığımız eseri Küçük Prens’te andığı baobab ağacı işte tam karşımda... Devasa ağacın dibine oturduğunuzda şu satırlar acaba sizin de kulaklarınıza çalınacak mı?: “Vereceğim sır çok basit: İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez.”
 Adada yaşayan hayvanlardan bazılarıyla tanışma fırsatım da oluyor ayrılmadan önce. Yalnızca Zanzibar’da yaşadığı bilinen, diğer maymunlardan farklı olarak beş değil dört parmaklı, kırmızı sırtlı, sükuneti seven Colobus maymunlarını Jozani Ulusal Parkı’ndaki habitatlarında ziyaret ediyorum. Yunusları görmek, eğer nazlı günlerinde değillerse birlikte yüzmek isterseniz adanın güneyindeki Kizimkazi köyünden başlayan turlara katılmanız gerekiyor. Zamanında cezaevi ve salgın hastalıklara karşı karantina merkezi olarak kullanılan "Hapishane Adası", ürkütücü adından çok farklı ve keyifli bir deneyime sizi davet ediyor. Dev Aldabra kaplumbağaları elinizden lahana yemek için sizleri bekliyor! 1919’da bir çift kaplumbağa hediye edilmiş buraya; şimdi sayıları 200’e varmış. Yaşları da 100’ün üzerinde.
"Olgun meyveyi ancak sabırlı olan yer." diyen ve doğa ile barışık yaşayan Zanzibarlılar beni çok etkiledi. “Dünyaya bir daha gelsen neler yapardın?” diye sorsalar tereddütsüz şu cevabı veririm: “Zanzibar'a bir daha, bir daha ve bir daha giderdim. O güzel renkler, insanlar ve ‘Hakuna Matata!’ hayatımda tekrar olsun isterdim.”

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi