Ortaokulda öğrenciydim; Batman’ı ilk o zaman duymuştum. Petrol çıkarmışlardı topraklarında. Hasankeyf ve adına türkü yakılan Malabadi Köprüsü de oradaydı. Artukluların ve Eyyubilerin tarihini de okuyunca kafama koymuştum: Gidip Batman’ı görecektim.

Mezopotamya’nın ticaret yolları üzerinde hareketli bir merkez olan Batman, bu yolların yönü değişince sessizliğe bürünmüştü. 1940’larda Raman bölgesinde ve dağlarında petrol bulununca tekrar canlandı. Petrole dayalı iş alanlarıyla ekonomisi gelişen ve göç almaya bile başlayan Batman “küçük bir ilçe” değildi artık. Hele bugün, 550 bin civarında nüfusuyla Batman, dinamik bir şehir. Ve insanı yine dost canlısı, yine misafirperver. Son zamanlarda tekstil ile büyürken lüks otellerin, kamu kurumlarının ve kolejlerin sıralandığı Diyarbakır Caddesi, akşamları ışıl ışıl. 
Batman şehir merkezine yarım saat uzaklıktaki tarihî Hasankeyf ise günümüzde 700 hanesi, 3 bin civarında nüfusuyla canlı bir yerleşim. Türklerin yönetimine 1085’te geçen şehirde XII-XV. yüzyıllar arasında inşa edilen yapılar Türk-İslâm şehir modelinin en güzel örneklerini sunuyor. 
Bugünlerde ilçede hummalı bir çalışma var: Dicle Nehri üzerinde inşa edilen Ilısu Barajı’na yıl sonuna doğru su verilmeye başlanacak. Hasankeyf de dâhil bölgede geniş bir alan sular altında kalacak. Bu sebeple çarşı içindeki pek çok tarihî yapı, özel bir yöntemle yeni şehre taşınıyor; bir yandan da Hasankeyf’in sular altında kalmayacak bölgeleri için yeni bir turizm modeli geliştiriliyor. Sular iyice yükselmeden ve taşınma süreci bitmeden tarihî şehri bir kez daha yerinde görmek için bizler de diğer ziyaretçiler gibi önce Hasankeyf’e geçiyoruz. 
Şehrin Roma döneminden beri canlı olan çarşısında bizi 1409 yılından kalma Er-Rızk Camii karşılıyor. Caminin ilerisindeki mağara oluşumlarının ve Roma dönemi agorasının büyük bir kısmı bu yıl sonunda sular altında kalacak. 
Şehrin sırtını yasladığı, fantastik bir film setini andıran doğal mağara oluşumlarını gezmeye geçmeden önce bir mola veriyor ve manzaraya hâkim bir noktada “hilve kahvesi” içiyoruz. Bal, süt ve ceviz katılarak yapılan bu orijinal kahveye farklı bir tat veren asıl unsurun ceviz olduğunu söylüyor kafenin sahibi. 
Oturduğumuz noktanın doğusunda, şehrin içlerine doğru, minaresi Er-Rızk Camii’ne çok benzeyen bir başka camiyi fark ediyoruz. Rehberimiz Ercan Tarhan, Eyyubi Sultanı Süleyman adına yaptırılan caminin hikâyesini anlatıyor: Rivayete göre, bu iki cami, bir usta-çırak rekabetinin eseri. Usta, Eyyubi Sultan Süleyman Camii’nin inşasına başlarken çırağı ayrılmak ve ustasının yaptığının daha iyisini yapmak istiyor. Çırak, kendi eserini 1407’de, usta ise 1409’da bitiriyor. Dediğim gibi, bu bir söylenti. Yapıya bakıldığında aynı ustanın elinden çıkmış iki eser izlenimi uyandırıyor. 
 Eyyubi dönemine ait olan Koç Camii, Kızlar Camii ve Küçük Cami de şehrin önemli tarihî eserleri arasında. Dicle kıyısındaki eserler içinde en önemlisi ise Uzun Hasan’ın torunu Zeynel Bey’in yeni yerine nakledilen mezarı. 
Şehrin tarihine ilişkin bu detayların ardından, içlerini görmek için sabırsızlandığımız mağaralara geliyor sıra. Yol arkadaşlarımız Melih Torlak ve Masum Keserci yolumuzun uzun olduğunu söylüyorlar. Bölgedeki çalışmalar sebebiyle dağın sadece bir yüzündeki mağaraları gezebileceğiz. Bu doğal yapılar, yüzyıllar boyunca Hasankeyflilerin evi olmuş. Çarşıya yakın yerlerdekiler hamam, dokuma atölyesi olarak hizmet vermiş. Yazın serin kışın sıcak odaları, mutfağı, kileriyle tam bir yaşam alanı olarak dizayn edilmiş. Dağın yamaçlarına doğru ilerledikçe depo veya barınak olarak kullanılan yerlere rastlıyoruz. 
Mağaraların ardından rotamızı, bölgenin Robin Hood'u olarak da bilinen Alo Dino'nun Kumluca istikametindeki köyüne çeviriyoruz. Tabiat, son günlerdeki yağmurların etkisiyle ince bir yeşil örtüyle kaplanmış. Alttan alta kızıllığı fark edilen tepelerin sıralandığı nehir kıyısı boyunca keyifle yürüyoruz. Kümelenen bulutların bir süre sonra getirdiği yağmur şiddetini arttırdıkça arttırıyor. Biz de bunun üzerine köye ulaşamadan Batman’a dönmek zorunda kalıyoruz. İçimiz biraz buruk olsa da bu dağlar arasında birkaç saat yürümenin tadını çıkarmış olmaktan gayet memnunuz.
İkinci gün programımızda çileğiyle meşhur Sason var. Sason’a geçmeden, yolumuz üzerindeki Malabadi Köprüsü’nü de görüyoruz. İki yakasında dağların sıralandığı vadi boyunca uzanan yoldan geçerek görülmeye değer orijinal yapısını korumuş Malabadi Köprüsü’ne vardığımızda yoğun bir ziyaretçi trafiğiyle karşılaşıyoruz. Başkaları da benim gibi türküsünden bildiği bu köprüyü görmeye gelmiş belli ki. Dicle’nin suladığı bereketli toprakların kenarına kurulu Sason’a vardığımızda tarlada dalından çilek ziyafeti vermek için Yasin ve kardeşleri bizi bekliyor. Bu misafirperver ve gönlü zengin insanların soğuk ayranlarını yudumlarken, coğrafyamızın bu güzelliklerinin verdiği hazzı iliklerimize kadar hissediyoruz.
Sason dönüşünde görülmeye değer yerlerden biri de güzergâhımız üzerindeki Saklı Cennet. İsmi ile müsemma bir yer! Yöreyi iyi bilen  rehberlerimiz bile girişi ilk seferde kaçırıyor.
Bu denli yoğun bir günün akşamında sıra şehrin mutfağını keşfe geliyor. Şehre yıllar önce ilk gelişimizde Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) tesisinin restoranında yediğimiz ve tadı damağımızda kalan akşam yemeğini yâd edince gideceğimiz yer de belli oluyor: Tesisin meşhur şefi Abdülmenaf Özkan emekli olup kendi yerini açmış meğer. Şef Abdülmenaf Bey, şehrin ziyaretçilerine sunduğu Batman mutfağının leziz yemeklerinden bir seçki hazırlıyor. Bizi yine bütün içtenliğiyle sıcacık karşılayan Batman, şüpheniz olmasın ki, ziyaretiniz sırasında sizleri de gönülden karşılayıp ağırlayacak.

Tarifler
Bereketli sofrasını kadim misafirperverliği ile sunan Batman’da güneydoğu mutfağının lezzetleri sizi bekliyor.

Mercimek Çorbası
Altı kişilik
300 gr mercimek/1,5 lt kemik suyu (3 saat süresince haşlanmış kemikten)/1 bardak sıvı yağ/1 kaşık domates salçası/Tuz/Karabiber/Nane/Pul biber
Mercimek iyice yıkanır ve tencerede sıcak et suyunda tamamen eriyinceye kadar pişirilir. Tel süzgeçten geçirilir. Salça, pul biber, nane ve karabiber sıvı yağda kavrularak sos yapılır. Süzülen mercimeğe ilave edilerek kısık ateşte bir taşım kaynatılır. İsteğe göre ek sos ile sıcak servis edilir.

Kuzu Tava
1 porsiyon
200 gr kuzu but kuşbaşı (süt, kivi suyu, sıvı yağ, tuz, karabiber ve soda karışımında 24 saat demlenmiş)/Kavurmak için 25 gr kuyruk yağı/1 adet sivri biber/1 orta boy domates/Bir tutam siyah pul biber 
Kuyruk yağı doğranır ve sacda kızarıncaya kadar eritilir. Kızgın yağa et ilave edilir ve harlı ateşte 5 dakika pişirilir. Ardından küp küp doğranmış biber ve indirmeye yakın da domates ilave edilir. En son siyah pul biberle sıcak servis edilir. Arzuya göre, tavaya soğan, sarımsak, mantar gibi sebzeler de ilave edilebilir.

İçli Köfte
10 kişilik
Harcı için: 1 kg dana ve kuzu karışık kıyma/Yarım kg kuru soğan/300 gr iri kıyım ceviz içi/1 demet maydanoz/1 yemek kaşığı siyah pul biber/1 yemek kaşığı kırmızı pul biber/Tuz 
Dışı için: Yarımşar kg içli köftelik ince ve kalın bulgur/1 kg süt/100 gr un 
Kıyma 20 dakika kavrulur. Küp küp doğranan soğan ilave edilir. Pembeleşene kadar kavrulur. İndirmeye yakın, ince kıyılmış maydanoz eklenir. Soğuduktan sonra baharat ve ceviz ilave edilir. Dışı için bulgur, kaynatılmış sütte ıslanır. Un ilave edilerek ele yapışıncaya kadar iyice yoğrulur. Hamurlar açılarak, içine et konularak köfteler hazırlanır. Tercihe göre haşlanarak veya pembeleşinceye kadar sıvı yağda kızartılarak sıcak servis edilir. 

İrmik Helvası
Altı kişilik
2 su bardağı irmik/250 gr tereyağı/50 gr çam fıstığı 
Şerbeti için: 2 su bardağı şeker/1 su bardağı süt/1 bardak su 
Şeker, su ve süt karıştırılıp 15 dakika kadar kaynatılarak şerbet hazırlanır. Kenarda soğumaya bırakılır. Tavada eritilen yağa irmik katılır. Kısık ateşte yavaş yavaş yarım saat kadar kavrulur. İrmik kavrulduktan sonra fıstık ilave edilir. Rengi pembeleşinceye kadar kavrulur, şerbeti ilave edilerek suyu çekilinceye kadar karıştırılır. 15 dakika demlenip isteğe göre kaymak ve fıstıkla ya da dondurmayla servis edilir.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi