Dağ insanlarının yüzlerine baktığınızda soğuk rüzgârların, karın ve yakıcı güneşin o yüzlerde ne kadar farklı yansıdığını görürsünüz; çünkü yükseklerde hayat hep daha çetindir. Hmongların yüzleri de kendi hayatlarından birer kesit sanki. Kökleri Çin’e kadar uzanan bu etnik topluluğun nüfusça büyük bir kısmı yaklaşık 200 yıl önce Çin'den göç ederek Tayland, Burma, Vietnam gibi coğrafyalara yerleşmiş ve buralardan da dünyanın  başka yerlerine gitmiş. 
Hmong geleneklerini sürdürmeyi en çok başaran ise Vietnam'a göçenler olmuş. Güzel bakışlı Hmongların dağ köylerinde kız çocukları dikiş dikmeyi  küçük yaşlarda öğreniyor; kadınlar ise el emeği göz nuru kumaşlarını kendi elleriyle dokuyup geleneksel motiflerle süslüyor. Onların dünyasında paranın pek hükmü yok; klanlar kendi aralarında alışverişlerde “takas" yöntemini kullanıyor. Hmongların besin kaynaklarının başında pirinç, mısır ve sebzeler geliyor. Tarım, yamaçlardaki teraslarda yapılıyor. 
Bambu kamışından yaptıkları khen adlı enstrüman ise Hmonglar için bir çalgıdan çok  daha fazlası. Tarlalarda çalışırken khen’in sesini duyan Hmonglar, o gün içinde gerçekleşecek olayların haberini dağlardan yankılanan bu müzik aletinin ezgilerinden alıyor.
Modern hayattan uzak, yalın yaşamlarıyla Hmonglar, doğayla gelen sade bir duruşu, telaşlı kalabalık şehir hayatına tercih ediyor. Görünen o ki, etmeye de devam edecekler.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi