Yüzölçümünün yarısı doğal rezerve adanmış, kalabalık dâhil her şeyden uzak, göz alıcı adalar… Seyşeller yeni evlilerin, denizcilerin, balıkçıların, dalış meraklılarının ve hafif bir bavulla seyahat etmeyi sevenlerin tercihi.

Ratnakara, Sanskritçede hem Hint Okyanusu’nun adı hem de “mücevher madeni” anlamına geliyor. Okyanustaki adaların birkaçını ziyaret ettikten sonra Seyşeller’in, aralarındaki en zarif mücevher olduğuna karar verdim. En yakın kıyı 1600 kilometre mesafedeki Kenya olduğundan 115 adalı bu ülke Afrika kıtasına ait sayılıyor. Yalnızca üç adası yerleşime açık; diğerleri ya özel ya da oluşumlarından bu yana el değmemiş.
1972 yılında İngiltere Kraliçesi Elizabeth, ana adadaki Mahé Havalimanı’nı açtı ve yepyeni bir çağın başlamasına önayak oldu. Nüfusun yüzde 90’ı adadaki tek şehir olan ve yalnızca iki trafik lambasının bulunduğu Victoria’da huzur içinde yaşıyor. Şehrin abidevi sembolü Saat Kulesi, Londra’daki Big Ben’in daha küçük bir replikası. Birkaç blok ötesindeki Sör Selwyn-Clarke Pazarı “kentli duyularım” için bir renk ve koku cümbüşü sunuyor: tarçın çubukları, vanilya çekirdekleri, yıldız anason, müskat, zerdeçal, tropik meyveler, yeşil papağan balığı, gümüş aslan balığı ve burada “balıkların kralı” olarak nam salan kral uskumru! Bunların yanı sıra, yeni lezzetler keşfetme noktasında daha cesur gezginler için -ki ben hiç olamadım- köpek balığı turşusu ve yarasa pate gibi “tuhaf” lezzetler bulmak da mümkün.
Kuzey Yarım Küre’de yaşayanlar için Seyşeller bu aylarda mükemmel bir tatil destinasyonu çünkü en büyük ada Mahé’de 60’tan fazla plaj bulunuyor. Türk Hava Yolları’yla harika bir uçuşun ardından gün ortasında adaya varıp güneye, Four Seasons Hotel’in yer aldığı özel Petite Anse’ye doğru yola çıkıyorum. Odama yerleştikten sonra sıra Mahé’yi keşfe geliyor. Kuzeyde bulunan üç kilometre uzunluğundaki Beau Vallon, Mahé’deki en uzun ve sessiz plaj. İlk otellerin 1980’lerde inşa edilmeye başlandığı sahil, adada su sporlarına müsaade edilen tek nokta.
Adanın dağlık kalbindeki 940 metrelik Morne Seychellois, Mahé’nin en yüksek zirvesi. Dağ yollarında çıktığım yürüyüş sırasında beni şaşırtacak birçok şeyle karşılaşıyorum: üç metre genişliğinde palmiye yaprakları, ismini yuvarlak ve ağır meyvelerden alan gülle ağacı, tırnaktan bile küçük endemik kurbağalar, bukalemunlar, kırmızı başlı mavi güvercinler, portakal renkli minik kuşlar… En sulu meyveler (özellikle mangolar) için yarışan ve daha önce hiç görmediğim bir türle göz göze geliyorum: meyve yarasaları. Gün ortasında dallardan sarkan bu canlılar ya mango ve kaju elması yiyor ya da yaklaşık bir metre genişliğinde kanatlarıyla gökyüzünde geziniyor. Seyşeller’e has bu türü, körili meyve yarasası adlı yöresel yemeğin esas malzemesi olması sebebiyle mutfakta görmek de mümkün. Yarasa benim için fazla radikal bir yemek olduğundan satini (rendelenmiş malzemelerle hazırlanan bir tür salata) adlı başka bir yerel lezzeti tercih ediyorum. Bu yemek olgunlaşmamış papaya veya sarı elma gibi meyvelerle hazırlanıp baharat ve soğanla lezzetlendiriliyor.
Ertesi sabah Victoria'nın uluslararası limanından bir sürat teknesine binip nüfusun yüzde 10’unun yaşadığı, en yakındaki Praslin ve La Digue adalarına geçiyorum. Bir saatlik bir okyanus yolculuğunun ardından Praslin’in güneyine, Sainte Anne Körfezi’ne varıyoruz. Burada da şehir merkezi dağlık; rakım 330 metre. UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Mai Vadisi Doğa Rezervi daha önce ziyaret ettiğim ormanlara hiç benzemiyor. Gezegenin yalnızca bu köşesinde yetişen, hepsi birbirinden farklı ve devasa 10’dan fazla türde palmiye ağacının ortasında buluyorum kendimi. Topraktan yükselen ve genişliği iki metreyi bulan “yelpaze” yapraklı; 30 metre boyundaki uzun ve kalın saplı orkide çiçekli; tepesi toz fırçasını andıran zayıf gövdeli; şemsiyeye benzeyen kırmızı yapraklı; aralarına serpiştirilmiş kocaman eğrelti otları ve turuncu, beyaz çiçekli kısa boylu başka bitkilerle çeşit çeşit… Bu göz alıcı bitki türünün bir diğer üyesiyse coco de mer adıyla da bilinen deniz cevizi. Dünyanın en büyük tohumu olan deniz cevizinin gelişmesi için 25 yıl gerekiyor ve olgunlaştığında ağırlığı 20 kiloyu bulabiliyor. Buradaki palmiye ağaçlarının tüm türleri koruma altında ve bu meyveleri ülkeden çıkarmaya çalışanlar hapis cezasına çarptırılabiliyor. Fiyatı 500 avroyu geçen pek az deniz cevizi olsa da bu tohumu ülkeden çıkarabilmek için gerekli sertifikalara sahip olmanız gerek.
Praslin'den katamaranla yarım saatte La Digue Adası'na varabilirsiniz. Seyşeller’in en çok fotoğraflanan adasında yaşam, buradaki en popüler ulaşım aracı kadar hızlı akıyor: kağnı ve adaya varır varmaz kiraladığım bisiklet. Tüm adanın bisikletle yalnızca bir saatte gezilebileceğini öğreniyorum. Ama adanın turkuaz sulara açılan 15 plajının her birinde ayrı ayrı mola verip dalma isteğine kim karşı koyabilir ki? Adanın kaçırılmaması gereken güzelliği; denizin ve rüzgârın milyonlarca yılda şekillendirdiği ve çağdaş sanatçıları kıskandıracak tuhaf kaya heykelleriyle Anse Source d’Argent Plajı. Ama benim favorim, adanın diğer ucunda yer alan ve sık bir bitki örtüsünün eşlik ettiği yolda 15 dakikalık bir bisiklet yolculuğuyla ulaştığım Grand Anse oldu. Burada turistler yerine ada sakinleri top oynayıp reggae şarkılar dinliyor. Seyşeller’de denize girmek için bahaneye ihtiyaç yok; herhangi bir aktivitenin öncesinde veya sonrasında kendinizi Hint Okyanusu’nun ılık ve aşırı şeffaf sularında bulabilirsiniz. Sainte Anne, Frégate, Desroches, Denis, Alphonse adaları ile George Clooney’nin balayını geçirdiği Kuzey Adası, değerli taşlardan yapılmış bir kolyeyi andıran bu takımadanın özel adalarından yalnızca birkaçı.
El ele yürüyüşe çıkan ve gün batımını izleyen çiftler, Seyşeller’e gelmek için yalnızca bu iki nedenin bile yeterli olabileceğini düşünüyor. 120 kiloluk heybetli merlin balıklarıyla mücadeleden hoşlananlar da balayı çiftlerinin mutluluğunun sırrını çözmekte zorlanıyor. Benim gibi serbest ve tüplü dalış meraklılarıysa herkesin bu adalara balık ve eşsiz su altı manzaraları için geldiğine inanıyor.
Denis’te de birkaç gün geçiriyorum. Adaya vardığımda gördüğüm ilk şey, üzerinde “Bu ada sizin; diğerlerini rahatsız etmediğiniz sürece istediğinizi yapabilirsiniz.” yazan bir tabelaydı. Burada bahsi geçen “diğerleri” deniz kaplumbağaları, vatozlar ve elle boyanmış gibi görünen tuhaf balıklar. Hiçbiri varlığımı umursamayıp Ratnakara’nın gerçek sahipleri kendileriymiş gibi kendi dünyalarında gezinmeye devam ediyor. Ilık sularının sessizliğinde yaşam ve renkle dolu bu mutlu adalarda birkaç gün geçirebildiğim için onlara minnettarım.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi