İstanbul’a ilk kez giden, önce Kapalıçarşı’ya uğrar. Bu çarşı Osmanlı İstanbul’unun özeti gibidir ama yarına da bakar. Eskiyi de, günün modasını da içinde barındırır. Düğün hazırlığı burada başlar, güngörmüş çiftler buradan deri ceket alıp gençleşir. 557 yıldır Kapalıçarşı, İstanbul'da ticaretin hayat ağacıdır.

İstanbul’dasınız ve alışverişe çıkacaksınız. Listenizde ne var? Giyecek, ayakkabı, çanta, mont, radyo, kitap, baharat, antik eşya, tablo, aksesuar, telefon, saat, mücevher, halı, geleneksel ürünler ve aklınıza gelmeyen ama görünce mutlaka almak isteyecekleriniz... 
Her gün birkaç yüz bin kişi, sizinkinden daha uzun ya da kısa bir listeyle Kapalıçarşı’ya gidiyor; böylece İstanbul’un görkemli tarihinde yolculuğa çıkıp şehrin dününü, bugününü, kokusunu ve ruhunu hissediyor. Yani yaptıkları sadece alışveriş değil!
Dünyanın birçok şehrinde turistler için oluşturulan yapay çarşılar var. Buralarda müşterinin karşılanışından sunulan hizmetlere kadar her şey belirli bir senaryo çerçevesinde yapılır. Ama Kapalıçarşı öyle değil… O, İstanbul’un değişmeyen yüzüdür; burada işler geleneksel esnaflığın yazılı olmayan ama herkes tarafından bilinen ve uyulan kurallarıyla yürür. Müşteri asla kandırılmaz; güler yüzle ağırlanacak bir misafir olarak görülür. Çay, kahve ve zahter (kekik çayı) ikram edilir. İngilizce, Arapça, Almanca, Korece, İspanyolca, Fransızca, Yunanca, İtalyanca gibi yabancı dilleri de konuşan esnafın dükkânında İstanbullu ile bir turist aynı anda aynı koşullarda alışveriş yapar. 
Bugünün Kapalıçarşı’sı 110 bin metrekarelik alana yayılmış, 45 bin metrekarelik kapalı alana sahip devasa bir Osmanlı mirası. Yoğun zamanlarda günde 500 bin, yılda ise 90 milyon ziyaretçiyi ağırlamaktan memnun.
Kuyumcusundan dericisine, halıcısından çinicisine, aktarından antikacısına kadar onlarca esnafın üssü olan çarşı, İstanbul’u ziyaret eden turistlerin hemen hemen tümünün görülecekler listesinde ilk üçtedir ve dahası buradan sadece bir halı ya da mücevher almak için İstanbul’a gelenler bile vardır. 
3 bin 600 dükkâna ve 14 hana sahip çarşının irili ufaklı 60’ı aşkın sokak ve caddesini keşfetmek istiyorsanız başlangıç noktanız, üzerinde Sultan II. Abdülhamid’in tuğrası ile hat sanatı şaheseri bir kitabe bulunan görkemli Nuruosmaniye Kapısı olsun. 
Kapalıçarşı’nın baharatçılar, kuyumcular ve mücevher mağazalarının sıralandığı ana caddesinde 150 metre yürüyünce çarşının çekirdeği Cevahir Bedesteni’ni bulacaksınız. Bizans döneminde inşa edilen ve İç Bedesten olarak da bilinen bu alan hemen her türlü gümüş dekoratif eşyadan enfes tespihlere, eski saatlerden antika eşyalara, hat ve minyatür sanatı örneklerinden özel mücevherlere uzanan etkileyici bir zenginlikle etrafınızı sarar. 
Çarşının diğer bedesteni Fatih Sultan Mehmed’in çarşıya eklettiği Sandal Bedesteni. Çok kubbeli ve kemerli Türk mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan bu bedestene verilen Sandal ismi, ipek ve pamukla dokunan "sandal" isimli kumaştan geliyor. Ancak artık bu geleneksel kumaşın erbabı ve pazarı kalmadığından bedesten deri ve çanta üstüne hem tasarım hem de işçilik yönünden usta esnafın merkezine dönüşmüş.
Kapalıçarşı el dokuma halı ve kilim meraklıları için de binlerce seçenekle dolu. Anadolu, İran ve Orta Asya halılarının İstanbul’daki önemli merkezlerinden biri olan çarşıda Konya Sarısı, Yağcı Bedir, Bünyan ve Ladik halıları arasında tercih yapmak sizin için zor ama keyif verici bir iş olabilir. 
Sağlı sollu sıralanan kısa sütunlarıyla tümüyle oryantal, mistik ve gizemli bir görünüm sergileyen Halıcılar Caddesi gezisinin ardından sıra, çarşının meşhur Şark Kahvesi’ne gelsin. Orada vereceğiniz mola sırasında çarşı ile bütünleşecek, kendinizi tarih kokan bir atmosfer içinde bulacaksınız. 
Kuyum ve mücevherlere göz atmak, antika eşyaları karıştırmak, hediyelik eşya almak gibi işler emin olun sizi dünyadan uzaklaştıracak. Camili Han, Zincirli Han, Kızlarağası, Pastırmacı, Yolgeçen Han ve daha onlarcası saklı bahçe tadındadır, her gün arı kovanı gibi işler. 
Kapalıçarşı’nın çevresi de öyledir: Eğer biraz gün ışığı isterseniz Fesçiler Kapısı’ndan geçip kalabalığa karışarak Bakırcılar Çarşısı’na ve oradan da Sahaflar Çarşısı’na varabilirsiniz. Sırası gelmişken bir not düşeyim; Bakırcılar’dan geçerken Lütfullah Sokak’ı görmeyi sakın unutmayın. Bu sokaktaki antikacıların vitrinlerini süsleyen göz alıcı objeler her bütçeye uygun çeşitlilikte. Gelmişken, tombak üreten ve bronz, altın gümüş işleyen Güner Liman ustaya da selam verebilirsiniz. 
Buradan Süleymaniye yönünde ilerlediğinizde çarşının çok az bilinen ve önünüze ferah, geniş avlusuyla bir vaha gibi çıkacak olan Cebeci Han’a ulaşırsınız. Cebeci Han’ın diğer bir kapısı çarşıya açılır ve etraf geleneksel kumaşların satıldığı dükkânlarla doludur. Gaziantep kutnusu, Denizli Buldan kumaşı, Bursa havlusu ve daha nice rengârenk kumaş türü meraklılarını bekliyor. 
Özlü ve hacimli bir kitaba zor sığacak bu çarşıyı birkaç cümle ile anlatmak ne yazık ki imkânsız. Doğrusunu isterseniz burada kaybolmak güzeldir. Çıkış aramak için girdiğiniz her sokakta yeni bir şey görürsünüz ve çıkmak istemezsiniz. Yol üstünde veya döneceğiniz her köşede iç içe geçmiş farklı âlemlerle, gezip soludukça büyüyen bir dünya ile karşılaşacaksınız. 
Bu kadar gezip hâlâ bir şey yemediyseniz ara sokaklardaki ve hanlardaki esnaf lokantalarından söz edeyim; küçük kebapçılar şekle değil de lezzete düşkün olanlar için ziyadesiyle tatmin edici menülere sahip. Müşterileri süreklidir. Titizlikleri de…
“Kapalıçarşı İstanbul’un özüdür.” derler. Biriktirmek için altın veya düğün için takı almaya gelenlerin, saatini, dede yadigârı tespihini tamir ettirmek için uğrayanların, ülkesine hatıra hediyelik eşya ile dönmek isteyen meraklı turistlerin gözdesi olan bir çarşıyı gezeceksiniz. Bazı şeyleri hayatınızda ilk kez burada göreceksiniz. Alışverişin, kısa bir çay sohbetinin ardından belki de kalıcı dostluklar kuracaksınız. Bir dünya fotoğrafla döneceksiniz. Kapalıçarşı böyledir. 

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi