Öfke, patlamaya kapı açan kızgınlık hâlidir. Tahrik ve tahrip gücü yüksektir. İnsanı yoldan çıkararak sonradan pişmanlık duyacağı işler yapmasına sebep olur. Gelgelelim öfke dolu bir dönemde yaşıyoruz ve hepimiz bu duygunun etkisine bazen ister istemez giriyoruz. Böyle durumlarda ne yapmalıyız?

Amerikalılar politikaları ve kendi sosyal konumları söz konusu olduğunda artık her zamankinden fazla öfkeliler. Bu öfkeyi sosyal medyada paylaşmaksa işi daha da kötüleştiriyor. Çevrim içi ortamda öfkelerini dile getirenlerin yüzde 55’i, bu eylemden sonra kendilerini daha da öfkeli hissettiklerini söylüyor. 
Sanki tüm dünyanın öfke kontrolü dersleri alması gerekiyor. Ne yazık ki bütün bir toplumun davranış kalıplarını değiştirecek güce sahip değiliz fakat ben dâhil hepimiz, kendi kişisel duygularımızı kontrol altına alacak beceriye sahibiz. Gerekli olan şey basit: irademizi kontrol ve sağduyu yönünde kullanıp buna uygun davranmak. Kırmızı ışığı gördüğünüzde yavaşlamazsanız, yaşamınıza büyük zarar verebilirsiniz. 

Gözünüz dönmüşken tweet atmanız tehlikeli! Uğradığınız hakarete anında nükteli bir karşılık vermek bir anlığına tatmin olmanızı sağlayabilir ama sonuçta bu mesajı okuyan herkesin stres seviyesi yükselir ve morali bozulur. Facebook’ta düşünmeden gönderdiğiniz bir mesaj, gündelik hayatta veya iş hayatınızda arkadaşlık ilişkilerinizi olumsuz etkileyebilir. Onların saygınlıklarını zedeleyecek eylemleriniz, herkesin size karşı olumsuz hisler beslemesine yol açabilir.

Aceleyle mail göndermek felakete davetiye çıkarabilir. İş yerinden veya arkadaşından gelen düşüncesizce yazılmış, kaba veya ısrarcı bir mesajı okuyan herkes öfkelenir. Böyle bir mesaj aldığınızda zavallı ve masum klavyenizi kullanarak anında cevap yazmak ve füze ateşler gibi “gönder” butonuna basmak size çok çekici gelebilir. Ancak uzmanlar, cevap vermeden önce en az bir saat beklenmesi gerektiğini söylüyor. Bu süre zarfında öfkeniz hatta varsa nefretiniz azalacak ve yeniden mantıklı davranmaya başlayarak duruma daha pozitif yaklaşacaksınız. Ayrıca haklı kızgınlığınızı anlatmakta kullanacağınız doğru kelimeleri bulmak için kafa yorarken daha az zaman harcamış olacaksınız. 

Hakarete karşılık verme isteğinize karşı koyun. Biri size durup dururken hakaret ettiğinde ya da mesela iş toplantısında hakaret etme eğilimi gösterdiğinde, aynı şekilde karşılık verme yoluna gidebilirsiniz. Neden saygısızlıklarına boyun eğesiniz ki? Ama bunu yapmakla elde edilecek sonuç daha önemli; filmin sonunda sizin, benim gibi insanlar bu şekilde hapse düşüyor ya da kendilerini acil serviste buluyor… Yapılan araştırmalar şunu gösteriyor: Olayları kafaya takmazsanız hem daha sağlıklı hem de daha mutlu olacaksınız. Bırakın onlar ülser olsun, siz değil. 

Ateşi körüklemeyin. Biri kötü davrandığında bunu fark eden tek kişi tabii ki siz olmazsınız. Haksızlığa uğrayan diğer insanlarla birlikte duygularınızı açığa vurmanın uyandırdığı his de intikam ile neredeyse özdeştir. Ancak bu davranış neşenizi yerine getirmek yerine diğer insanların o kişiye karşı beslediği olumsuz duyguları körükler. Sınırı zamanında çizmezseniz içinde sizin de olduğunuz bir grubun anlık söylenmeleri dedikoduya ve çekiştirmeye kadar varır. 

Kin beslemek acı çekmenize yol açar. Herkes sinirlenir ancak uzun süre böyle kalmak kendi gelişiminiz ve hedefleriniz için kullanabileceğiniz enerjiyi ve gücü tüketir. İçten içe köpürürken cana yakın, nazik ve yardımsever olmak zordur. Öte yandan, diğer insanlar neden kaba ya da ilgisiz davrandığınızı anlamaya çalışma zahmetine girmez; saygısızlık yaptığınızı düşünür sadece.

Hıncınızı nasıl çıkaracağınızı planlamayın. Dante için öç, “intikam ve kine dönüşmüş adalet aşkıdır”. Kötü birinin kendi davranışlarının cezasını çektiğini görmeyi istemek yanlış değildir. Adalet, mümkünse yerini bulmalı ancak bu sizin sorumluluğunuz değil… Bırakın nasıl ve ne zaman hareket edileceğine patronunuz ya da başka bir yetkili karar versin. Karar veremezlerse, kendi çapınızda adil, merhametli olmaya odaklanın ve kötülük yapan kişinin yol açtığı etkiyi azaltmaya çalışın. 

Kendinize kötü davranmayın! Öfkenin en sinsi, en tahripkâr hâli belki de budur. Birçok insan başkalarını kendisini affettiğinden daha kolay affederken kendi başarısızlığı karşısında kahrolur ve kendine öfkelenir. Geçmiş hatalarınızı düşünmekle çok zaman harcarsanız çabalayacak özgürlüğünüz ve cesaretiniz kalmaz. Kendinize duyduğunuz öfke, nefrete dönüşür ve bu da çoğu zaman madde bağımlılığına ve diğer zarar verici davranışlara yol açar. 
Bir Türk atasözüyle bitirelim: Keskin sirke küpüne zarar!

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi