Goa, Umman Denizi’nin sıcak sularına açılan güneşli sahillerinde mutlu bir tatil arayanlar için gittikçe popülerleşen bir destinasyon.

Alçalan güneş geniş Mandovi Nehri’nin dalgalı suyuna yansırken Goa’nın eyalet başkenti Panjim’den yakınlardaki Dr. Salim Ali Kuş Cenneti’ne doğru yola koyuluyorum. Bu küçük doğa rezervi Hindistan’ın önde gelen kuş bilimcisinin ismini taşıyor. Nehrin iki yakası arasında gidip gelen arabalı vapurun güvertesinden Charão Adası’nın batı ucundaki sık yeşilliği seçebiliyorum. Bu koruma alanındaki mangrov ormanları timsahlara ve çakallara yaşam alanı olsa da bu sabah erkenden uyanmam için beni motive eden şey, Hindistan’ın kuşlarını gözlemleyebilme fırsatıydı.
Mandovi’nin cezirle ortaya çıkan nehir yatağının parıltılı yüzeyinde çamur zıpzıpları oturuyor. Bir Hint karabatağı, bereketli geçmiş bir balık avının ardından kanatlarını açmış, güneş ışınlarını emercesine hareketsiz duruyor. Benekli kanatlı yeşil bir çulluk, uzun gagasıyla yakalayabileceği bir av arayışında, çamurda dikkatlice geziniyor. Sıcak hava akıntılarına yol alan avcı kuşları incelerken yarı saklanmış bir ishak kuşu yüksek bir daldan bana bakıyor. Ağaçta oturan bir Malabar gri öküzburnu, güneşten rengi solmuş şapkamın modası geçmişliğiyle dalga geçer gibi kıkırdıyor.
Güneş açık ve mavi gökyüzünde yükselirken ellerinde çantalar taşıyan çiftler görüyorum. Belki de Panjim’in ucundaki Miramar Plajı’nın yumuşak kumlarında bir gün geçirmeyi planlıyorlar. Hele akşamüzerinin romantik atmosferi muhteşem bir gün batımıyla tamamlanınca Goa kıyıları yeryüzünün en güzel yerlerinden birine dönüşüyor. Onların aksi istikametinde, Fontainhas bölgesinin rengârenk cephelerine doğru devam ediyorum. Ev numaralarının ve sokak isimlerinin mavi-beyaz renkli çiniler üzerine işlendiği dikkatimden kaçmıyor. Bu bölge, yerli halkın güneşli günlerde gölgede oturup keyif yaptığı ahşap balkonlu tarihî binalarla dolu. Evlerin sofraları paneer adlı peynir, tikka masala soslu tavuk, biryani, sebze ve peynirle yapılan malai kofta gibi yemeklerle donatılmış. Tropikal meyveler günün her saatinde yeniyor.
Verandah Restaurant (January 31 Yolu) adlı lokantanın mermer masalarından birine oturuyorum. Beyaz pirinç pilavıyla sunulan acı Hindistan cevizi soslu balık körisiyle öğle yemeğini biraz erkene alıyorum. 
Goa’nın kıyı bölgelerinde, mavi-beyaz balıkçı teknelerinin bu muhteşem lezzete dönüşecek balıkları yakalamak üzere kıyıdan uzaklaşışını sık sık görmek mümkün. Hindistan cevizi ağaçlarının gölgesi kıyıya vuran dalgaların köpüklerine kadar uzanıyor. Yerliler gövdelerine açtıkları çentikleri merdiven gibi kullanarak bazılarının boyu 20 metreye ulaşan bu ağaçlara kolaylıkla tırmanıyorlar. Bazılarının altında eğri bıçaklarla Hindistan cevizi kabuklarından bardak yapan Goalıları görebilirsiniz. Hatta kumların üzerinde kriket oynayanları da...
Yemeğin üstüne bir de kahve içtikten sonra bir taksiye atlayıp denizden birkaç kilometre içeride, Mandovi Nehri’nin güney kıyısında yer alan Eski (Velha) Goa’ya doğru yola koyuluyorum. Vakti zamanında Goa’nın başkenti olan şehir, şaşaalı günlerinde görkemli binalarıyla ve Lizbon’dan veya Londra’dan daha kalabalık nüfusuyla tanınıyordu. Çok uzun zaman önce terk edilen bu hayalet şehrin kalıntıları şimdilerde her gün binlerce ziyaretçiyi ağırlıyor. Eskiden armalı gemilerin demir attığı rıhtımın yakınlarındaki Naip Takı’nda taksiden iniyorum. Deniz ticaretiyle elde edilen gelirler sayesindeyse Velha Goa’nın UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmesini sağlayan anıtsal binalar inşa edilmiş. Altı basamağın üstünde duran bir oyma taş geçidin yanına geliyorum. Bir zamanlar bölgeyi hâkimiyeti altına alan güçlü han Adil Şah’ın göz alıcı sarayından geriye yalnızca bu yapı kalmış.
“Sé Katedrali, Asya kıtasındaki en büyük kilisedir.” diyor yanından geçtiğim gruba hitaben tur rehberi. 1776’da bir yıldırım sonucu kulelerinden birini kaybettiğini anlattıktan sonra duyuş mesafemden çıkıyor; ben de Azize Katerina’nın hayatını anlatan altın sunağı görmek için devasa binanın serin iç kısmına geçiyorum.
Parkın karşısındaysa Bom Jesus Bazilikası yer alıyor. 500 yıl önce yaşayan önemli Cizvit Aziz Francis Xavier’in şapelinde dua etmek için toplanan hacıların arasına karışıyorum. Kendisinin kalıntılarıysa aşağısında açık renkli sari giymiş, çıplak ayaklı Hintli kadınların toplandığı cam kenarlı bir tabutun içinde sergileniyor.
Goa'ya yolculuk yapanların favori noktaları arasında Palolem Plajı’ndan tekneyle gidilen Agonda ve Kelebek plajları, Dudhsagar Şelalesi de var. Colva Plajı’na komşu, ağaçlarla kuşatılmış gölde tekne gezileri yapılıyor. Arambol ormanlarında dolaşanlar sessizce yürüyorlar sık ağaçların arasında. Doğal yaşam merkezlerinin orman içindeki gözetleme kulelerinden vahşi hayvanlar doğal ortamlarında, nefesler tutularak izleniyor. Bitpazarları ise Goa’nın geleneksel yüzünü yansıtıyor. Anjuna, Arpora’daki Cumartesi Pazarı, Mapusa Cuma Pazarı yalnızca bitpazarı değil, yerel halkın el emeğiyle yaptığı eşyaların da satıldığı yerler. Boynunuza asılan yasemin çelengi ve bu çiçeğin çayının ikramıyla başlayan baharat çiftlikleri  gezileri Goa’da ilgi çeken etkinliklerden. Buralardaki çiftliklerde sırtına bindikleri filin hortumundan püsküren su ile yıkanan turistleri görebilirsiniz. Vanilya ve kakule çiçekleri, palmiye kökleri, kuş sesleri ve çevrenizde uçuşan kelebeklerle gezeceğiniz bu çiftliklerde fotoğraf meraklılarının parmakları deklanşöre basmaktan yorulabilir.
Bir öğle sonrasında bacaklarımın yürümekten ağırlaştığını hissedince, konakladığım Bogmalo Plajı’na gitmek üzere bir taksi çeviriyorum. Ayakkabılarımı çıkarıp şezlonglardan birinde yer bulmak üzere kumda yürümeye başlıyorum. 
Güneş ufukta kaybolurken gökyüzü altın rengine bürünüyor. Umman Denizi’nin sahile vuruşunu dinlerken acıktığıma dair ilk sinyaller beni baharatlı ve soslu Goa yemeklerini düşünmeye sevk ediyor. Bugünkü keşfimi tavuklu xacuti veya karides balchao’yla bitirmek sizce nasıl bir fikir?

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi