1,5 milyon kilometrekarelik toprağında üç milyondan biraz fazla yerli halkıyla Moğolistan, dünyanın en seyrek nüfuslu ülkelerinden biri. Şehir dışına çıkınca başka bir insanla karşılaşmadan saatlerce yol alabilirsiniz. Ama insansız, ıssız yerlerde yolunuz atlarla mutlaka kesişecektir. Yeşillikte otlayan ya da ufka doğru dörtnala koşan atlar Moğol kültürünün ayrılmaz bir parçası.
Günümüzde Moğolların büyük bir kısmı şehirde yaşasa da yarı göçebe yaşam tarzı kentsel bölgelerin dışında varlığını sürdürüyor. Bozkırlarda hayat at, büyükbaş, deve, koyun ve keçi yetiştiriciliği üzerine kurulu. Atlar bu ülkede insanın en değerli varlığı olarak kabul ediliyor binlerce yıldır. Şehir dışında ana ulaşım aracı olarak kullanılmasının yanı sıra avcılık, iş ve eğlence alanlarında da başrol atların. İnsanlara hem gelir hem yiyecek hem de içecek sağlıyor.
Çayırlardaki otlar azalınca çobanlar yeni otlaklara gitmek zorunda kalıyor. Gittikleri yerde, ger adını verdikleri daire tabanlı ve gösterişli çadırlarda konaklıyorlar. Kolay taşınan bu geleneksel Moğol evleri 88 ahşap kalastan ve çatılarına yerleştirilen keçe katmanlarından oluşuyor. Ger’in kendisi insanların ve atların yaşamlarının ne kadar iç içe geçtiğinin bir kanıtı; zira ger’i dış etkenlerden koruyan keçe, yünden ve at kılından yapılıyor. İçeriye giren misafir sol tarafa oturtuluyor ve kendisine fermente kısrak sütünden yapılmış kımız ikram ediliyor. Girişe bakan bir sunakta en değerli eşyalar duruyor. Bunlardan biri, üzerinde detaylı ahşap oymaların yer aldığı ter bıçağı. Bu araç 15-40 kilometrelik yarıştan gelen atların terini temizlemek için kullanılıyor ve kazanan atın terinin iyi şans getirdiğine inanılıyor.
Moğol bozkırlarının zorlu koşullarında kuvvet, direnç ve konforu, genelde atlar sağlıyor. Onlar olmasa göçebe Moğolların gündelik hayatı imkânsız hâle gelirdi.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi