Jodie Foster, 1970’li yılların yetenekli çocuk oyuncusu olarak başlayan yolculuğunu Oscar’a uzanan yetişkin bir kariyere dönüştürmeyi başarmış bir isim. Barbaros Tapan, iki kez Akademi Ödülü’nü kazanan Foster ile Skylife için bir araya geldi.

Hotel Artemis ne kadar da merak uyandırıcı, gizemli ve ilginç bir film!..
Güzel, bunu duyduğuma sevindim. 

Filmdeki karakteriniz de öyle. Bu rolü nasıl kabul ettiğinizi ve hakkında ne düşündüğünüzü anlatır mısınız? Diğer rollerinizden son derece farklı çünkü.
Evet, eğlenceli ama, değil mi? Öncelikle filmin en sevdiğim yanı özgün olması. Sizi bilmem ama ben ana akım film sektöründe aynı filmleri tekrar tekrar izlemekten yoruldum. Nostaljik, retro ve vintage bir evreni bilim kurgu-korku unsurlarıyla bir araya getiren güzel bir yapım oldu bu. Enerjisi çok yüksek, genç bir film. Evet, sevdiğim yanı bu oldu. Karakter de seçmemde bir etkendi. Senaryo gizemli bir şekilde elime geçti ve daha duyurulmadan ben onları aradım.

Kontrolcü kişiliğinizle yönetmen olma konusunda endişeleriniz bulunsa da birçok güzel filminiz var. Yönetmenlik anlamında geleceğinizden söz eder misiniz? Oyunculuktan ziyade yönetmenliğe mi odaklanmayı düşünüyorsunuz?
Sanırım aralarında bir denge olacak hep. Oyunculuğu asla bırakmayacağım; bu nedenle aralarında bir denge olacak. İlk filmimi 27 yaşında yönettim, ki üzerinden çok zaman geçti. Çok gençtim. O zamandan bu yana yalnızca dört film yönettim. Ama 80’lerimde oyunculuk yapmak için de sabırsızlanıyorum çünkü 70’li, 80’li yaşlarınızda da yapmaya devam edebileceğiniz bir iş bu. Büyük reklam panolarında görünemezsiniz belki ama yine de yaşlandıkça sıra dışı ve ilginç işlerde yer alabilirsiniz.

Kontrol konusunda sizi katı bulanlar var.
Ne istediğinizi hep biliyor muydunuz?
Evet, bunun hem iyi hem kötü yanları var. Fazla kontrolcü olabiliyorum. Çocuklarımdan biliyorum; aşırı kontrolcü olmamdan şikâyet ediyorlar hep. Bunu düzeltmeye çalıştım. Özellikle yönetmenlik anlamında denedim çünkü yönetmen olarak iki içgüdüyü dengelemeniz gerekiyor. Bunlardan biri tüm cevaplara sahip olmak, bir plan yapmak ve kararlar vermek; diğeri de insanlara özgürlük tanımak. Onlara sanatsal özgürlük vermelisiniz ki kendilerini geliştirebilecek ve size yeni, şaşırtıcı şeyler sunabilecek şekilde ilham alabilsinler. Kontrolcü olmak ile insanları özgür bırakmak arasında bir denge bulmaya çalışıyorum.

Dünyadan umutlu musunuz? Sizce insanlar iyimser mi?
Siyasi anlamda iyi bir sözcü olmadım hiç, çünkü oyuncuların dünyaya dair yorumda bulunacak kadar özel bir birikime sahip olduğunu düşünmüyorum. Filmlerimiz aracılığıyla bir şeyler söyleme konusunda iyiyiz. Üzerinde konuşup tartışabileceğimiz, söyleyecek bir şeyi olan filmlerde yer almayı çok seviyorum.

Oynadığınız rollerde daha yaşlı görünmeyi tercih etmeniz ilginç bir durum. Genelde bu meslekte daha genç görünmeye dair bir çaba var. Bundan bahseder misiniz?
40 yaş üstü tüm oyuncular için ilginç bir mesele bu. Olduğum kişiden tamamen farklı birine dönüşmek istedim. Oyunculuğa dair heyecanım yaş aldıkça daha da büyüyor. Trajik ve komik olaylar yaşamış bir insanın yüzünün kendine has bir zenginliği ve özgünlüğü oluyor. Kariyerini dış görünüşüne göre belirlemeyen biri olarak kendimi hiçbir zaman o roldeki masum kadın ya da kız arkadaş olarak değerlendirmedim. Öncelikle oyuncu oldum hep.

Dış dünyanın yalnızca genç görünme değil, mümkün olduğunca muhteşem de görünme baskısı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bu konuda bir baskı hissetmiyorum. Karakterim değil bu; belki de hiçbir zaman olmadı. İşimi çok ciddiye alıyorum ve çok seviyorum. Ama bu benim işim; karakterim değil. Oyuncu olarak zor bir ayrım bu, çünkü yaptığınız işlerin çoğu fiziksel görünüşünüze göre yargılanıyor. Bununla barışmak için bir ömür gerekiyor. Daha mutlu ve sağlıklı bir insan olmak için “Gözünüzde nesne olmayacağım.” veya “Güzellik standartlarınıza uymayacağım.” demek gerekiyor. Ama benim karakterime uymuyor bu zaten. Alışveriş yapmayı sevmiyorum, bu tür şeyler ilgimi çekmiyor. Bazen “Keşke öyle biri olsaydım.” diyorum. Ben ilgilenmediğim için bunlarla ilgilenen birilerini işe almam gerekiyor. Etkileyici bir oyuncu olarak hayatın anlamını arayan ya da zor şeylerle baş eden karakterler dışındaki rollerle hiç ilgilenmedim.

Son olarak, iş ve özel hayatınız arasındaki dengeyi nasıl kurduğunuzdan bahseder misiniz? Sizi gerçekçi tutan kim?
Los Angeles’ta izole olmak çok kolay, özellikle içe dönük biriyseniz, iflah olmaz derecede bağımsızsanız ve kimseden yardım istemiyorsanız... Ama ailem bu konuda benden daha ileride. Çocuk sahibi olmak da hayatınızı çok değiştiriyor. Mesela geçen gün bir filmin prömiyerine gittik. İki oğlum da geldi ve birer arkadaş getirdi. Bu sizi gerçekçi tutmuyorsa, başka ne tutabilir? 

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi