Anadolu'nun kadim tekstil geleneğini uluslararası alana taşıyan Denizli, geçmişte olduğu gibi bugün de girişimci ruhu ile haklı bir üne sahip. Bir açık hava müzesini andıran kent; tarihi, kültürü, doğası ve daha nice zenginliği ile her seferinde ziyaretçilerini şaşkınlığa uğratıyor.

Merkezden ilçelerine uzanan geniş sınırları içerisinde sayısız güzelliği barındıran Denizli'yi layıkıyla tanımak için hangi konseptle gezeceğinize karar vererek gelmeniz gerekiyor. Niyetiniz arkeolojik bir rota ise sadece antik kentler için bile birkaç güne ihtiyacınız var: Tripolis, Eumania, Tabae, Hierapolis, Laodikeia, Attuda, Apollonia Salbace ve Herakleia Salbace antik kentlerinin her biri hem merkeze olan yakınlığı hem de içerdiği zengin envanterler ile geniş vakitler ayırmanızı ayrı ayrı hak ediyor. Ben tarih odaklı gezilerden ziyade doğal güzelliklerin peşindeyim, diyenlerdenseniz Kısık Kanyonu, Babadağ ve Bey-

ağaç ilçelerindeki yaylalar, sarkıtları ve dikitleri ile büyüleyici Güney Şelalesi, sarının hemen her tonunu görebileceğiniz mağara oluşumlarıyla Denizli’nin doğası fantastik bir film seti gibi. Geleneksel tezgâhlarda dokuma geleneğini sürdüren Buldan ise şehrin tekstil tarihinde bir yolculuğa çıkmanız için başlı başına bir gün ayırmanıza değer.  

Bulunduğu şehir henüz güne uyanmamışken yollara düşmeyi seven gezginlerdenseniz Denizli tam size göre alternatif rotalar sunuyor. Güne gökyüzünde olmanın heyecanıyla başlayalım diyorsanız yamaç paraşütleri sizi bekliyor. Hierapolis antik kentini ve Pamukkale'nin bembeyaz travertenlerini kuşbakışı görmek için, hava şartları da uygunsa Dinamit Tepesi'nden uçabilirsiniz. Bir başka uçuş noktası olan Çökelez Dağı’ndan uçmak için yamaç paraşütü konusunda daha deneyimli olmak gerekiyor. Üzerinde radar bulunduğu için özel izinle uçulan Honaz Dağı ise usta paraşütçüler için. Buradan uçtuğunuzda, rüzgârın yönüne bağlı olarak Denizli merkez, Sarayköy, Buldan ve Honaz görüş alanınıza girebilir.

Güne gökyüzünde değil de yeryüzünde başlamak isteyenler için ise Pamukkale erkenden kapılarını açıyor. Binlerce yıldır kırık fay hattından yeryüzüne çıkan termal suyun havayla temas etmesiyle çökelen kireç, dağın yamacına muntazaman istif edilmiş pamuk yığınları gibi duruyor. Yol boyunca uzaktan ve yaklaştıkça civarından hayranlıkla izlediğiniz bu tablonun ardından ayak bastığınız Pamukkale, bu sefer de giriş kapısından başlayarak UNESCO Dünya Mirası antik kenti Hierapolis ile sizi büyülüyor. Travertenlere rengini veren şifalı suyun kaynağında kurulu bu “Kutsal Kent”i  keşfetmek için en az birkaç saat ayırmanız gerektiğini de şimdiden belirtelim.

İlk çağlardan itibaren özellikle tekstil alanında çok canlı bir ticaret hayatı olan şehir, tüm dönemlerde bir "inanç merkezi" de olmuş. İlk örnekleri Roma devrinde inşa edilen ihtişamlı yapıları, şifa arayanların bugün de sularında yüzdüğü antik havuzları, Hz. İsa’nın (a.s.) 12 havarisinden biri olan St. Philippe’in hayatının son döneminde burada bulunması anısına kurulmuş martyrium’u  ve daha nice yapısı ile şehir, yaşayan bir tarih müzesi adeta. Hierapolis, günün ilk ışıkları ile meydanında ticaretin başladığı geçmiş günlerinde olduğu gibi bugün de tüm dünyadan ziyaretçileri ile capcanlı bir antik şehir. 

Arkalardan bir kümesten Denizli horozlarının uzun ötüşü sabahı müjdeliyor. Bir kafile Hierapolis’in Frontinus Caddesi'nden Agora’ya, tiyatroya, nekropollere uzanan yollar boyunca tarihin derinliklerinde gezinirken bir başka kafile travertenlerin ılık sularında yalın ayak dolaşmayı tercih ediyor: Dinamit Tepesi'nden, Çökelez Dağı’dan travertenlerin eteklerine süzülen rengârenk paraşütler, buranın beyaz zemininde dolaşan rengârenk kıyafetli insanlara dokunurcasına süzülüyor. Renkler, beyaz bir tuvaldeki fantastik fırça darbeleri gibi görünüyor.  Gün ilerledikçe bu beyazlığa gün batımının kızıllığı eşlik edecek. Tokyo’dan Seul’e, İstanbul’dan Kuala Lumpur’a uzanan coğrafyada dünyanın dört bir yanından insanlar bu büyülü güzelliğe tanıklık etmek için burada. 

Planımızda bugün hemen karşı yamaçtaki bir diğer antik kente, Laodikeia’ya  geçip Denizli horozunun ilk taş oymalarını yerinde görmek olsa da bu atmosferi biz de terk edemiyoruz ve tercihimizi gün batımını Pamukkale’de izlemekten yana kullanıyoruz. Neyse ki  krallar kenti  Laodikeia, şehir merkezine çok yakın. Tekrar gelebilmeyi umarak Pamukkale’den o gün ayrılıyor ve kendimize merkezdeki Saraylar Mahallesi’nde tandır kebabıyla bir ziyafet veriyoruz. 

Denizli merkezde Ömür-Fatih Duruerk çiftinin eseri cam horoz heykelinin bulunduğu meydanda merhaba diyoruz ikinci günümüze. Kahvaltı için geldiğimiz tarihî Osmanağa Konağı'nda hummalı bir keşkek hazırlığı var. Haftada üç gün keşkek hazırladıklarını ve menülerinde bu lezzete yer verdiklerini söylüyorlar. Öğlen yemeğinde keşkeğe niyetlenerek devam ediyoruz yolumuza. 

Düzenli merkezi ve güler yüzlü esnafı ile bir ticaret şehri olduğunu bir kez daha ispatlıyor Denizli. Bakırcılar Çarşısı’nda, Buldan işi ürünleri bulacağınız Babadağlar İş Hanı’nda geçirdiğimiz birkaç saat içinde sıkı pazarlıklar ediyor, hayran kaldığımız Buldan işlerini fotoğraflamak için esnaftan sık sık izin alıyoruz. Denizli esnafı, şehrini yıllardır tüm dünyaya tanıtmayı kendine görev bilmiş. Babadağlar İş Hanı'ndaki dükkânlar, tüm Buldan işlerini aynı zamanda online satış kanalları ile de ulaştırıyor dünyaya. Niyetimiz, Denizli’yi ziyaret edecek misafirler için güzel bir Denizli sofrası kurmak olduğundan çarşıdan bir masa örtüsü alıyor; bizler için zahmete girip yemekler hazırlayan Nuray ve Metin Ayhan Yiğit çiftiyle buluşmak üzere yola koyuluyoruz.

Tarifler

Gönlü zengin Denizli halkının mevsim sebzelerinden yoğurda, etten pekmeze çeşit çeşit yerel malzemeler ile evlerinde hazırladıkları yemeklerden sizler için bir sofra açtık... 

Çaput Aşı Çorbası

Dört kişilik

250 gr kuzu kuşbaşı / 200 gr bağ yaprağı filizi / 1 fincan pirinç / 100 gr sıvı yağ / 50 gr salça / 1 diş sarımsak / 1 ufak boy soğan / 1 yeşil biber (ufak) / 1 tutam karabiber, kimyon ve  tuz 

Kuzunun kemiklerini haşlayıp et suyunu hazırlayın. Kuzu etini yağda 10 dakika kavurun. Doğranmış soğanı, biberi, sarımsağı; salçayı ve baharatları ekleyin. Üç su bardağı et suyunu ve pirinci ilave edin. Elle doğranmış bağ yaprağı filizleriyle bir taşım daha kaynatarak sıcak servis edin. Sadece bahar aylarında bulunabilen ve ekşi bir tat veren bağ yaprağı filiziyle bu çorba, mevsimi dışında yapılamaz.

Çağla Ezmesi 

Dört kişilik
500 gr çağla (badem) / 250 gr lor peyniri / 150 gr zeytinyağı / 50 gr nar ekşisi / 2-3 adet kuru yufka / 1 demet dereotu / 1 demet maydanoz / 1 dal taze soğan / Bir tutam tuz

Kuru yufkaları suyla hafifçe ıslatıp katlayın ve yumuşamaya bırakın. Çağlaları iyice yıkayıp kurulayın. Fazla ezilmeyecek şekilde doğrayıcıdan geçirin. Tüm yeşillikleri ince ince doğrayın. İçerisine nar ekşisini, yağı ve lor peynirini de ilave ederek karıştırın. Hafif ıslatılan kuru yufkaların yumuşamasını bekleyin; malzemeyi yufkaların içine yerleştirerek dürüm yapın. İsteğe göre ayranla ya da sıcak bir içecekle servis edin. 

Biber Tatarı

Dört kişilik 
100 gr kuru biber / 500 gr koyun yoğurdu / 50 gr zeytinyağı / Kızartma için 1 su bardağı ayçiçek yağı / 2 diş sarımsak / Bir tutam tuz, kırmızıbiber 

Biberleri haşlayın ve doğrayın. Soğuduktan sonra çıtır çıtır olana dek ayçiçek yağında kızartın. Ayrı bir tabakta sarımsaklı yoğurdu hazırlayın ve kızarmış biberleri ekleyin. Üzerine zeytinyağında kavrulmuş kırmızı biber serperek servis edin.  

Pekmez Bulamacı

Dört kişilik
1,5 su bardağı dut pekmezi / 200 gr su / 1 kaşık tereyağı / 1 fincan un / 5 ceviz 

Tereyağını ve pekmezin bir bardağını ocağa koyun; su ilave edip kaynatın. Bu esnada sürekli çırparak karıştırın.  Ayrı bir kapta yarım su bardağı pekmezi ve unu çırpın. Kaynamakta olan pekmeze ekleyin. Birlikte bir-iki dakika kaynattıktan sonra cevizleri ilave edin. Kâselere alıp soğuk servis edin. 

Börülce Böreği

Dört kişilik
Yarım kilo börülce / 1 adet kuru ev yufkası / 1 çay bardağı zeytinyağı / 1 dal taze soğan / 1 baş kuru soğan  / 1 demet dereotu / 1 demet maydanoz / Bir tutam karabiber, kimyon ve tuz 

Börülceleri haşlayın, süzün, soğutun.Soğanı doğrayıp hafifçe kavurun. Yufkayı hafif ateşte kıtır hâle getirin ve bir kapta hafifçe ufalayın. Börülceyi yufka ile birlikte bir kapta karıştırıp ateşte bir süre kavurun. Soğuduktan sonra da doğranmış yeşillikleri katarak servis edin.   

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi