Karadeniz kıyısındaki Odessa kurulduğundan beri her milletten insana anne sıcaklığıyla kucak açmış. Ukraynalılar ona boşuna “Odessa Ana” demiyorlar. Üstelik Odessa ressam, yazar ve müzisyenlerin de ilham kaynağı…

Beni havaalanından şehre götüren taksinin şoföründen radyoyu açmasını istediğimde, muzipçe gülümseyerek sordu: “Mendelssohn? Abba? Sonny Rollins? Astor Piazzola? Justin Timberlake?” Odessa hakkında okuduklarımdan, bu şehrin Ukrayna’nın “espri merkezi” olduğunu, 1 Nisan’ın büyük bir festival ile kutlandığını öğrenmiştim. “Ukrayna Halk Müziği!” dedim. İkimiz de kahkahalarla güldük. Bu minik antrenman sayesinde şakacı Odessalılara ayak uydurmaya hazırdım!
Yüzyıllar boyunca Odessa’da özgürce yaşayan yabancılar, kendi kültürlerini yerel halkınkiyle harmanlamış; ortaya kendine özgü espri anlayışı, renkli folkloru, değişik aksanı ve hoşgörüsüyle yeni bir toplum çıkmış. Bulgar, Polonyalı, Moldovalı, Alman, Yunan diye adlandırılmış caddeleri, İtalyan ve Fransız tarzı binaları, büyük limanı, tesislerle dolu geniş kumsalları, nostaljik tramvayları, hareketli ve eğlenceli yaşamıyla Odessa’nın yıldızı her geçen gün biraz daha parlıyor. 
Kentteki ilk kahvemi dev Batı çınarlarının gölgesinde, Arnavut kaldırımlı Puşkinskaya Caddesi’ndeki Bristol Hotel'in kafesinde yudumluyorum. Otelin yanı başında Puşkin Müzesi var. Şair, Odessa’daki sürgün günlerini bu evde geçirmiş. Puşkin’in Yevgeni Onegin’in bir bölümünü de yazdığı bu evde eşyaları ve elyazmaları sergileniyor. 
Doğu ve Batı Sanatları Müzesi buraya bir dakikalık yürüme mesafesinde, Filarmoni Tiyatrosu da öyle… 1894’te açılan tiyatronun temeline, içinde o günün gazetesi ve bozuk paraları, son nüfus sayımı verileri, Odessa tarihini anlatan broşür ve kitap olan bir zaman kapsülü yerleştirilmiş. Tiyatro salonu sanatseverlerin; yapının mimarı Bernardazzi’nin adını taşıyan restoranı ise gurmelerin akınına uğruyor.
Yürüyerek vardığım Opera Binası'nın önünde duran, sürücüsünün yanında bir de kemancı oturan fayton benim için güzel bir sürpriz. Odessa’yı keman ezgileri eşliğinde gezmek harika olur düşüncesiyle faytona yaklaşırken, erken davranan başka yolcuların bindiğini görüyorum. Neyse ki aynı yerden kalkan ve vakti az olanlara araçlarla şehrin belli başlı bütün simgelerini gezdiren rehberli turlar var. 
Turun sonunda yeniden Opera’dayım. Bir zamanlar Çaykovski, Rahmaninov gibi şeflerin, Caruso, Chaliapin, Isadora Duncan gibi sanatçıların sahne aldığı Opera'da, gece sahnelenecek baleye ilgi o kadar büyük ki bilet bulamıyorum. Ama Opera’nın fıskiyeli havuzu ve etrafındaki hareketlilik, ilginç kostümler giymiş sokak sanatçıları, Arkeoloji Müzesi’nin önündeki Laokoon heykeli bana bileti ânında unutturuyor. Arkeoloji Müzesi’nde kalabalık turist gruplarıyla beraber Mısır mumyaları ile altın para ve eşyaların sergilendiği bölümleri dolaştıktan sonra bembeyaz kolonları olan Belediye Binası’nın önünden Primorsky Bulvarı’na varıyorum. Bulvar ağaçların gölgesinde oturup dinlenen, limanı ve denizi seyredenlerle dolu. 
Duncan, Aragon, Çehov, Mayakovski'nin de konakladığı Londonskaya Oteli’nin yakınındaki bir banka oturmadan önce, hediyelik eşya mağazalarının birinden bir Odessa kartpostalı almak geliyor aklıma. Ünlü filmlerin çekildiği mekânlara meraklı bir arkadaşım için kartpostalın arkasına "Potemkin Zırhlısı filminin en etkileyici sahnelerinden birinin çekildiği merdivenlerde olduğuma inanabiliyor musun? Adını, Sergey Eisenstein’ın yönettiği ve dünya sinema tarihinin en iyi filmleri listesinde hep ilk beşe giren bu filmden alan merdivenlerin 192 basamağı ve 10 sahanlığı var. Aşağıdan bakınca yalnızca basamakları, yukarıdan bakınca yalnızca sahanlıkları görünüyor! Haydi, hedefin Odessa olsun.” diye yazdıktan sonra bulduğum ilk posta kutusuna atıyorum. Primorsky Bulvarı’nın altında İstanbul Park beni bekliyor. Yüzyıllarca "Hacıbey" olarak adlandırılan Odessa, 1529-1792 yılları arasında Osmanlı hâkimiyetinde kaldı. Türklerle kurulan bağlar günümüzde de sürüyor. Odessa ve İstanbul’un birbirlerini "kardeş şehir" olarak seçmelerinin yirminci yılı onuruna İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yapıp 2017’de açtığı bir park bu. Üstelik Odessa’ya da yakışıyor. Oyun alanlarını dolduran neşeli çocuklar, spor yapanlar ve çiçeklerle dolu bu park kısa zamanda kentin mutlu yaşam alanlarından biri olmuş.
Potemkin Merdivenlerinden aşağıya inip fünikülerle geri çıktıktan; limanı, gemileri ve deniz fenerini selamladıktan; şehrin kurucusu Çariçe II. Katerina ile Odessa’nın gelişimine büyük katkısı olan Dük Richelieu'nün heykellerinin önünde fotoğraf çektirdikten sonra güzel bir gün geçirmenin mutluluğu içinde otelime dönüyorum. 
İlk gün kendimi ne kadar turist gibi hissettiysem, ertesi gün bir o kadar Odessalıyım artık! Hedefim yaşlı tramvaylardan birine binip hafta sonları kurulan Starokonny Bitpazarı’na gitmek. Akla gelebilecek her türden ikinci el eşyanın satıldığı pazaryerinin bir caddesi de hayvanseverlerin aklını kaçırtacak cinsten! Sahiplerinin gözleri gibi baktığı cins kedi ve köpek yavrularının satıldığı pazar, anne-babalarıyla evcil bir arkadaş edinmeye gelmiş çocuklarla dolu. Defalarca bir kediyi bırakıp diğerini kucağına alan küçük kızın yanından ayrılıp, acaba hangisini seçti diye merak ede ede şehir merkezine geri dönüyorum.
Araç trafiğine kapalı Deribasovskaya Caddesi özgün restoran ve kafeleri, ışıltılı mağazaları ile Odessa’nın kalbinin attığı yer. Bir köşede liseli bir saksafoncu "Careless Whisper"ı çalıyor, diğer köşede bir gitarist Ukrayna şarkıları söylüyor. Şehir Parkı’nda şık kıyafetler içindeki yaşlılar, kameriyede çalan orkestraya danslarıyla eşlik ediyor. Biraz ötede parklarda oturacakları bir bank bulma telaşında olmaları gereken insanlar, garip bir biçimde, bir sandalyeye oturma derdinde! İlf ve Petrov’un On İki Sandalye romanı anısına yapılan Sandalye Heykeli’nin önündeki uzun kuyruğu, sıcak çikolatamı içtiğim Lviv Handmade Chocolate Cafe’den izliyorum. Ukraynalı şarkıcı ve aktör Leonid Utiosov’un heykeli de aynı ilgiyi görüyor. Derken caddeden zürafa gibi boyanmış bir midilli geçiyor! Üzerinde de gezintiye çıkmış bir çocuk... İsteyen bu kiralık atlarla caddede dolaşabiliyor. Pasaj ise etkileyici mimarisi ve Ukrayna el işlerinin satıldığı dükkânlarıyla görülesi bir yer. Pasajın diğer kapısı Spaso-Preobrazhenskiy Katedrali'ne, satranç oynayanların ve ressamların olduğu Sobornaya Meydanı’na çıkıyor. Öğle yemeğinde vareniki denen mantıdan yedikten sonra sıra Ayvazovski, Repin, Makovsky gibi ressamların eserlerini görmek üzere Güzel Sanatlar Müzesi’ne geliyor. 
Akşamüstü rotamda ise Vorontsov Sarayı, Kayınvalide Köprüsü, Şah’ın Sarayı ve Portakal Heykeli var. Bu rotadaki son iki adresim ise Falz-Fein ailesine ait Atlaslı Ev ile bir noktadan bakıldığında tek duvarlıymış gibi görünen One Wall House. Akşam yemeğim deniz ürünleri ağırlıklı. Lezzetli bir kalkan balığının yanında, elma, yumurta, soğan ve ringa balığıyla yapılan meze forshmaktan tattım. Yediğim dereotlu peynirin lezzeti yüzünden ertesi gün kendimi Privoz Market’te buldum! Buradaki kasapların çoğu kadın. Et, deniz ürünleri, meyve, sebze ve yöresel ürünlerin satıldığı bu devasa pazarda, yerel halkın gündelik hayatına beni bu kadar yakınlaştıran peynire müteşekkirim!
Odessa’nın yer altındaki dünyası da herkesin ilgisini çekiyor. "Gizemli labirentler" olarak tanımlayabileceğim “katakomblar” gezenleri merak ve heyecan içinde bırakıyor. Uzunluğunun yaklaşık 2500 km olduğu söylenen bu yer altı tünellerini görmek için Nerubayskoe köyüne gitmeniz gerek. Haklarında çok sayıda hikâye anlatılan katakomblar, suçluların saklandığı yerler de olmuş zaman zaman. II. Dünya Savaşı’nda ise şehri istilacılara karşı savunan Odessalı direnişçiler bu tünelleri barınak olarak kullanmışlar. Buraya en az yarım gününüzü ayırmanızı öneririm.
Seyahatimin geriye kalan günlerini güneş ve denizle taçlandırdım. Yaz aylarında iğne atsan yere düşmez hâle gelen kıyı şeridi yalnız Odessa’nın değil, Ukrayna’nın da en ünlü sayfiyesi. Üstelik çok uygun fiyatlarla konaklama imkânı sunan birçok tesisle dolu. Eğlence yerleri, oyun ve su parklarıyla Arkadia kumsalı, bembeyaz kumları ve sahil kulüpleriyle Langeron ve Otrada plajları sizleri bekliyor. Neden siz de kumdan kalenizi çocuklarınızla bu yaz Karadeniz kıyısındaki bu şahane kentte yapmayasınız?

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi