Hindistan’ın en büyük şehri Mumbai alt kıtanın gösterişli eğlence endüstrisi Bollywood’un da evi. Dolayısıyla modern gezginlerin ilgisi şehrin renkli ve geleneksel hayatı kadar sinemanın burada kopardığı fırtınaya da yöneliyor.

Yolcuların bir kısmı trenin durmasını beklemeden perona atladı. Bir insan seli, görünmez bir mıknatısın çekimine kapılmışçasına akıyordu. Takım elbiseli adamlar hızla istasyon çıkışına ilerlerken sari giymiş tombul hanımlar, kadınlar vagonundan birer birer indi. Umman Denizi'nde tutulan taze balıklar, kuyrukları da üstlerini örten havlunun altından taşıvermiş, çocukların başlarındaki metal kovalarda taşınıyordu. Peronun çıkışında bir ayakkabı boyacısı siftah yapmak üzere günün ilk müşterisini bekliyordu.
Her gün yüz binlerce kişi banliyölerden bindiği trenden Hindistan’ın en büyük şehri Mumbai’nin (eski adıyla Bombay) güneyindeki bu istasyonda iniyor. Tüm bu insanlar şehirdeki sayısız iş yerinden birine, Bombay Menkul Kıymetler Borsası’na ya da yakınlardaki Merkez Posta Ofisi’ne gidiyor. Tonozlu kemerleri ve büyük pencereleriyle Victoria Terminus tren istasyonu bir katedral ile sarayın sentezi gibi. Aslen ismini yapıyı inşa ettiren Britanyalılardan alsa da yerli bir savaşçı kraldan sonra istasyona "Chhatrapati Shivaji Terminus" adı verilmiş. 
Terminalin çevresi daima bir keşmekeş içinde. Hemen her yerde görebileceğiniz siyah-sarı taksiler birbirleriyle yarışırcasına etrafta geziniyor. Çıkardıkları metalik gıcırtılara rağmen kendinizi Londra’daymış gibi hissetmenize yol açan çift katlı kırmızı otobüsler yolcu topluyor. Sokakta dizili sayısız büfeyse Hindistan alt kıtasının dört bir yanına has çeşitli atıştırmalıklarıyla hızlıca kahvaltı etmek isteyenlerin hizmetinde. Yeşil sarili yaşlıca bir kadın kaldırımda çömelmiş; etrafındaki koşuşturmaya ilgisiz, elindeki şişeden su dökerek yüzünü özenle yıkıyor, uzun gri saçlarını tarıyor ve dişlerini fırçalıyor.
Asla uyumayan 20 milyonluk nüfusuyla Mumbai “Maksimum Şehir” olarak da biliniyor. On yıllar boyunca ülkenin dört bir yanından sayısız insan bu hareketli girdaba kapıldı. Para, şöhret ve büyük şehir hayaliyle yola çıkan göçmenler Mumbai’yi Hindistan’ın en aranan kenti hâline getirdi. Hindistan ekonomisinin de bel kemiği olan ve bünyesinde Asya’daki en büyük limanlardan birini barındıran Mumbai, dünyada en fazla milyarderin yaşadığı şehirlerden biri.
Bütün bunlar bir yana, Mumbai’nin en çekici yanı Bollywood, yani Hindistan’ın ünlü film endüstrisinin kalbi. Bollywood yılda binden fazla uzun metrajlı film üretiyor, ki bu sayı Hollywood’dakinin neredeyse iki katı. Mumbai’deki sinema atmosferinin çekiciliğini anlamak adına Victoria Terminus’un üç kilometre kuzeyindeki Maratha Mandir adlı klasik sinema salonuna doğru yola çıkıyorum.
Hintçede "mandir" kelimesi “tapınak” anlamına gelse de 50’lerin mimari üslubunu yansıtan bu işlevsel beton yapı süslü Hindu tapınaklarına hiç benzemiyor. Eskimiş pantolonları ve tişörtleriyle bir grup adam salonun önünde duruyor. Göğe bakıyorlar ve kapıların açılmasını bekliyorlar. Bilet gişesindeki tabelada “Matine gösterimi, balkon 25 rupi” yazıyor. Maratha Mandir’in gün ortası gösterimine 0,40 dolara bir bilet almak, gelir seviyesi düşük kesim için bile makul bir aktivite.
İzleyeceğim filmin adı Dilwale Dhulania Le Jayenge (kısaca DDLJ), yani “Cesur Yürek Gelini Alır”. 1995 yapımı bu film, bir klasik olarak 23 yıldır aralıksız her gün gösteriliyor.
Salonun geçmişten kalma gösterişli bir atmosferi var. Pembe tavanda dönen pervaneler hiç dinmeyen bir mırıltıyla dolduruyor salonu. Üzerleri yırtıklarla dolu ve oturduktan sonra da hüzünlü bir şekilde gıcırdayan kahverengi deri koltuklar emekliliklerini talep eder gibi...
Hintli yıldız Shah Rukh Khan’ın rol aldığı DDLJ, Bollywood’un en iyi örneklerinden. 190 dakikalık bu aşk hikâyesi izleyiciyi Londra’dan İsviçre’ye götürerek rengârenk bir Hint düğünüyle son buluyor. Oyuncuların Alp Dağları manzarasında atlayıp zıpladıkları müzikli sahnelerde tüm izleyici alkış tutmaya ve şarkılara büyük bir heyecanla eşlik etmeye başlıyor. Hemen arka sıramda oturan ve filmin gösterime girdiği yıllarda büyük ihtimalle emekleyen bugünün delikanlısı bir grup "haylaz" her repliği ezbere biliyor. İzleyicilerin çoğu DDLJ’yi en az 10 defa izlemiş olsa gerek.
“İnsanlar kendilerini filmin kahramanıyla özdeşleştiriyor.” diyor sinemayı işleten Manoj Pandey. DDLJ’nin aşk hikâyesindeki büyülü kimyanın Bollywood’a has olduğunu söylüyor. “Benim çocuklarım bile, tamamen farklı bir jenerasyondan olmalarına rağmen bu filme bayılıyorlar.”
Bollywood’un sihirli dünyası Hindistan’ın dört bir yanından birçok insanı Mumbai’ye çekti ve çekmeye devam ediyor. Hepsinin hayaliyse bu büyük endüstride yer edinmek. Başta "Kral" lakabıyla tanınan Shah Rukh Khan olmak üzere en sevdikleri film yıldızlarına imreniyorlar. Maalesef birçoğu film stüdyolarının kapısından bile giremiyor.
Bollywood ve onun karakteristik romantizm, dram ve dans ile harmanı, Hindistan’ın uluslararası sahnedeki yüzünü değiştirmek için kültür elçisi rolünü üstleniyor. “Dünyanın dört bir yanından ziyaretçiler eski Bollywood filmlerinin afişlerini almak için bana geliyor.” diyor Shahid Mansoori. Bu yaşlı amca Mumbai’nin 200 yıllık çarşısı Chor Bazaar’daki antika dükkânı Mini Market’in sahibi. “Dördüncü nesilim ben.” diyor gururla. Kendisi ayrıca retro reklam afişleri ve eski Bollywood efsanelerinin siyah-beyaz fotoğraflarını da satıyor.
Chor Bazaar, Hintçede “hırsız pazarı” anlamına geliyor. Mansoori gülümsüyor ve pazara neden bu ismin verildiğini bilmediğini söylüyor. “Burası Mumbai’deki en güvenli yerlerden biri. Sokakta paranızı düşürseniz bile kimse dokunmaz.” Kına renginde uzun sakallı Müslüman satıcılar ise zarif mobilyalar, Babür stili minyatür resimler ile Hindistan’ın tanrı ve tanrıçalarının heykelciklerini satıyor. Dükkânlar arasında besili keçiler çim yerken camiden ezan sesi duyuluyor. Küçücük büfeler yağ dolu büyük wok tavalarda baharatlı sokak lezzetlerini kızartıyor.
Mumbai sokaklarında yürümenin en keyifli yönlerinden biri şehrin etnik gruplarının ve dinî topluluklarının bir potada eriyişinin sırrını keşfetmek. Tüm bu çeşitliliğiyle Mumbai, Hindistan’ın minyatürü gibi. Koleksiyonundan seçtiğim film afişini rulo yaparak paketleyen Mansoori’ye “Khuda Hafız!” (Allah'a emanet!) diyerek dükkândan çıkıyorum.
Ancak Mumbai’ye gelip de deniz kenarında yürümemek olmaz. Bollywood oyuncularının çoğunun yaşadığı hareketli Bandra bölgesinde içlerinden biriyle karşılaşabileceğimi söylemişlerdi. Güneş Bandra’nın ünlü kordonu Bandstand’da batmaya başlarken aileler ve çiftler suya inen kayalıklar üzerinde yerini alıyor. Genç bir baba kızının ayaklarını Umman Denizi’nin hafif dalgalarına daldırıyor. Etrafta ünlü kimse yok gibi ama denizin enginliği şehir merkezinin kalabalığından sonra insanın zihnini dinlendiriyor. Bir yandan kavrulmuş mısır koçanının tadını çıkarırken, bir yandan da batan güneşi izliyorum. 
Dönüş yolunda deniz kıyısının hemen karşısında, büyük metal bir kapının önünde bir insan kalabalığı görüyorum. Havaya bir heyecan hâkim. Sonra öğreniyorum ki mükemmel deniz manzaralı bu kapının ardında Shah Rukh Khan yaşıyormuş. Gençler oyuncunun villası önünde selfie çekiyor. Kapılar kapalı, Shah Rukh’un eviyse karanlık. Hindistan’da rüyaların gerçekleştiği bu şehirde insanlar rol modellerine ancak bu kadar yaklaşabiliyor. 

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi