1875'te açılmasıyla dünyanın en eski ikinci metrosu unvanını taşıyan tünel, zamanla Beyoğlu’nun bu bölgesine adını vererek bir semt oldu. Bu küçük semt, Tünel, o günden bu yana İstanbul’un sanat, eğlence ve kültür hayatının en dinamik merkezlerinden biri.

İstanbul’un en önemli tarihî anıtlarından biri olan Galata Kulesi’nin altından bir tünel geçer. Bu tünel öylesine bilindik ki İstanbul’un, Galata Kulesi ve Galatasaray arasında bir tepe üzerindeki sokaklardan oluşan semtlerinden birine adını veriyor.
Bu tünelin içinde bir de füniküler hattı yer alıyor. Yer altındaki tünelde her gün 09.00-23.00 saatleri arasında bir aşağı bir yukarı gidip gelen iki vagon birbiriyle yalnızca ortada buluşuyor. Bizans ve Osmanlı tarihinin izlerini her yerde görebileceğiniz şehirde, 1871 yılında yapımına başlanan bu fünikülerin dünyanın ikinci en eski metrosu ve kıta Avrupa’sındaki ilk metro olduğunu duymak şaşırtıcı olabilir.
Haliç’i tepenin zirvesindeki büyük caddeye bağlayan dik ve kalabalık sokakların altından geçen bu metro hattı ilk yıllarında kıyı bölgelerdeki yolcuları yukarıdaki otellere, elçiliklere taşıyordu. Dünya üzerinde yanlış istasyonda inmeyeceğinizden emin olabileceğiniz tek metro bu çünkü zaten sadece iki durak arasında gidip geliyor.
Tünel semti için İstanbul’un minyatürü diyebiliriz. Şehir daimi bir yenilenme süreci içerisinde, sürekli yeni şeyler üretiyor. Füniküler gibi, Tünel’deki bu yenilikler genelde sanat galerileri ve restoranlar, kahveciler ve müzik dükkânları, şık oteller olarak kendini gösteriyor.
Tepedeki durakta, alışverişe çıkanların ve gençlerin kentteki en popüler adresi olan İstiklal Caddesi’nin birkaç adım yakınında iniyorsunuz. Konsolosluk binaları, kiliseler ve İstanbul’un çok kültürlü tarihine tanıklık etmiş apartmanlarla bu cadde (eski adıyla Cadde-i Kebir) Taksim Meydanı’na kadar uzanıyor. Hemen karşıda, taksilerin tünelin ağzında beklediği yerde Kırmızı Kedi adlı, birçok dilde muhteşem kitapların ve dergilerin satıldığı küçük bir kitapçı var. Aradığınızı burada bulamazsanız hemen köşeyi dönünce, eski kitaplar ve haritalar satan Eren Kitabevi’ne de uğrayabilirsiniz.
Kitaplarınızı alıp kendisi küçük ama dünyayı kurtarma isteğiyle amacı büyük Coffee Ya Basta’ya geçin. Hem çevre dostu, organik kahveleri çok lezzetli hem de kitap okuyup kafa dinlemek için harika bir yer. İstasyonun hemen yanındaki Noir Pit ve Drip Coffeeist de kahveciler için çok güzel iki alternatif.
Bu kafeler Haliç’e inen eski Galip Dede Caddesi’nin tepesinde yer alıyor. Batı ve geleneksel Türk müziği enstrümanları satan dükkânlarıyla bir müzik caddesi adeta. Dükkânların arkasında ya da üst kattaki odalarında enstrüman yapımcılarının atölyeleri yer alıyor. Vitrindeki enstrümanlar arasında yok yok: uzun boyunlu bağlamalar, yedi telli utlar, mizmar gibi nefesli çalgılar, darbukalar ve Türkiye’de elle üretilip tüm dünyada ünlenen ziller! Müzik Merkezi özellikle geleneksel enstrümanlar için harika bir dükkân. Lale Plak’sa müzisyenlerin CD’lerini bulmak ve tabii ki caz için uğramanız gereken bir adres.
Caddenin tepesinde saygın Galata Mevlevihanesi yer alıyor. 1491’de inşa edilen bu yapı İstanbul’un ilk mevlevihanesiydi ve zaman içinde birçok kez onarılıp genişletilerek külliye hâlini aldı. Bu tarikat ünlü şair ve sufi Mevlâna'nın (veya Rumi) oğlu tarafından (1207-1273) çok daha erken bir tarihte kurulmuştu. Külliye'de Transilvanya, Macaristan’dan gelen ve daha sonra İslamiyete geçerek 1720’li yıllarda Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk matbaayı kuranlardan biri olan İbrahim Müteferrika’nın (1674-1745) mezarını ziyaret edebilirsiniz.
Tünel’in bir diğer ilki de yakın zamanda geçirdiği restorasyonla daha da göz alıcı hâle gelen ünlü Pera Palace Hotel’di. 1895 yılında açıldığında İstanbul’un en büyük oteli ve bugün itibarıyla Avrupa’nın en eski otellerinden biri olan Pera Palace, kent ile diğer büyük başkentler arasında bağ kuran bir tarza sahipti. Venedik ile İstanbul arasında seyahat eden gezginleri taşımak üzere otelden kısa bir süre önce açılan, dünyanın en ünlü demiryolu hattı Doğu Ekspresi varlıklı seyyahların ve diplomatların altın varaklı konforla Avrupa’yı gezmelerini sağladı. Atatürk’ün kaldığı 101 numaralı odaysa insanın içini ısıtacak bir atmosferle korunmuş. Agatha Christie’nin kaldığı odanın efsanelerinden biri de ünlü yazarın Doğu Ekspresi’nde Cinayet kitabını burada yazmış olması.
Yakınlardaki Soho House, XXI. yüzyılın en büyük polisiye romanlarından birine ev sahipliği yapar mı bilemem ama yalıdan devşirme bu yapı şimdi sanat camiasının mesken tuttuğu bir kulüp ve otel olarak hizmet veriyor. Yani dilerseniz burada konaklayabiliyorsunuz. Birkaç adım ötede ise nispeten solgun ama hâlâ ihtişamlı bir başka yapı var. Büyük Londra Oteli- ya da bazılarının bildiği adıyla Le Grand Hotel de Londres - İstanbul’un daha tenha ve dingin zamanlarını hatırlatıyor insana. Büyük otellerin arasında gizlenen Pera Müzesi’nin ilk dört katı bölgenin hikâyesini anlatan galerilere adanırken en üst kat geçici sergileri ağırlıyor. Ben Goya’nın çizimlerini ve XIX. yüzyıl dönemi İtalyan ressamı Federico Zorba’nın eserlerini görmek için ziyaret etmiştim burayı. Birkaç metre ötedeki İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’ndeki sergilere göz atmanızı da tavsiye ederim.
Ama Tünel’in tüm hazineleri en üst segmentte yer alacak diye bir kaide yok. Canım Ciğerim’de mola vermek için şık giyinmeniz gerekmiyor. Tek yapmanız gereken açık iştahınız ve birkaç arkadaşınızla gelip masalar arasında hızla uçuşan kebaplar ve taze otların tadını çıkarmak. Terazinin diğer kefesindeyse ünlü televizyon şefi ve yazar Sahrap Soysal’ın bizzat işlettiği Sahrap Restaurant yer alıyor. Yöresel ev yemeklerine odaklanan Soysal sayısız meze çeşidini düzenli olarak güncellenen, kısa ama bir o kadar da enfes menüsüyle bir araya getiriyor. Ahtapot salatasını mutlaka deneyin!
Yemekten sonra tarihî binalar ve yeni fikirlerle dolu bu semtte art arda filizlenen galerileri keşfe çıkabilirsiniz. Galerist ve Alan Istanbul sürekli değişen sergilerini bembeyaz alanlarında ağırlarken Sanatorium ve Öktem Aykut da özel bir ziyareti hak ediyor. Bu huzurlu ve insanı dinlendiren galerilerde kalabalıktan biraz olsun uzaklaşıp sanatı ve İstanbul’un kendini yenileme performansını takdir edebiliyorsunuz.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi