İstanbul’un hemen her yeri erguvanlar ve lalelerle bezenirken önünden geçtiğim çiçekçi tezgâhlarında tasnif edilmiş güller, sümbül ve nergisler canlı renkleriyle alıcı bekliyor. Benim aklımda ise çiçek almaktan ziyade, çiçeğin ve çiçekçilerin İstanbul’daki hikâyelerini dinlemek var. Mezattan, şehrin her köşesindeki çiçekler arasından geçip üç çiçekçi gezeceğim.

Yürüyen banda yerleştirilmiş rengârenk çiçekler, kendilerini satış tribününden izleyen alıcıların dikkatli bakışlarını üzerlerinde hissederek birbiri ardına akıp gidiyor. İzmir’den, Antalya, İstanbul, Yalova’dan toplanan çiçekler numaralandırılmış bant üzerinden geçerken açık arttırmayı yöneten münadi, çiçeklerin her biri hakkında bilgi veriyor. Talipler düğmeye bastıkça banttaki çiçeğin fiyatı yükseliyor.  Kazanan alıcı müzayede bittikten sonra depodan çiçeklerini alıp işine geri dönüyor. Kiminin dükkânı var, kimi de işlek bir cadde üzerinde tezgâhıyla seyyar satıcı.
Ayazağa’da, İstanbul’un en büyük çiçek borsası Flora Kooperatifi’nde haftanın beş günü işte böyle geçiyor. 26 yıldır çiçekçilik yapan Gamze Özer, Gaziosmanpaşa’daki dükkânına gül almak için orada. Diğer çiçeklerle pek ilgilenmiyor. Kendisiyle sohbete koyuluyoruz,  Gamze bana Sevgililer Günü, Anneler Günü, Öğretmenler Günü gibi çiçeğin başrolde olduğu günlerde, açık arttırmalarda gerginlik yaşanabileceğini söylüyor ama bugün olağan bir gün, tribünlerdeki çiçekçilerin birbirleriyle şakalı atışmaları duyuluyor. 
Kooperatifin başkanı Muammer Yazıcı 57 yaşında olsa da kendi deyimiyle "58 yıllık çiçekçi". Çiçeğe dair hikâyesi daha anne karnındayken, seraların bilinmediği, geniş bahçelere karanfil ekilen günlerde "hissederek" başlamış çünkü. Bugün 5 bin 200 üyeli bir kooperatifin başında. 
“İstanbul müşterisi değişik, enteresan şeyleri sever. Yeniliklere açıktır. Ormandaki bir dal olsun, yosun olsun… Su çekiyorsa sorun yok.” diyor gülümseyerek. Yeni trend olarak zamanının dışında yetiştirilen ‘turfanda’ çiçeklerin kendini gösterdiğini söylüyor. Sümbül, frezya, nergis ve papatyaya ilgi artmış. İçinde bulunduğumuz günlerin gözdesi olarak laleyi gösteriyor elbette. 
Sakinleri bilir, İstanbul Büyükşehir Belediyesi 2005’ten beri nisan ayında baharı lalelerle karşılıyor. Bu yıl 13'üncü kez düzenlenen festival başladı. Sultanahmet, Gülhane Parkı, Emirgan Korusu gibi birçok nokta  dikilen milyonlarca lale ile renklenirken nisan ayı boyunca birçok etkinlik düzenlenecek; kaçırmamalısınız.
Mezattan sonra Beşiktaş’ta bir çiçekçiye uğruyorum. Hülya Karaoğlu, 23 yıl önce açtığı dükkânı Sığla’da işinin başında. Aradan geçen çeyrek asra yakın zamanda en  büyük farkın müşterinin bilinçlenmesi olduğunu söylüyor. Her ne kadar hâlâ karanfili gül zannedenler çıksa da özellikle sosyal medyada paylaşılan fotoğraf ve videolarla beraber taleplerin daha spesifik hâle geldiği düşüncesinde. Sadeleşme eğilimi gözlemlediğinden söz ediyor. 
“Son zamanlarda gelinlerde kuru çiçek modası var mesela. Kuru başakları, şoklanmış ve kurutulmuş meyveleri gelin buketlerinde çok istiyorlar. Düğün arabalarında da eski ihtişam yok.”
Ama çiçek müşterisinin temel alışkanlıkları sürüyor. Cumaları evine kır çiçekleri alan kadınlar, her hafta aynı gün aynı saatte aynı adrese orkide yollayan heyecanlı genç erkekler, genel müdürün odasına her pazartesi taze güller koyduran şirketler… Çiçeğin yolculuğundaki bu geleneksel duraklar hâlâ geçerli. Terfiler, doğum günleri çiçekle kutlanıyor, hastaneler odaya çiçek çıkartmama konusunda son derece kararlı olsa da geçmiş olsun temennileri çiçekle iletiliyor, kırılan kalpler için özürler yine çiçekle dileniyor. Ama tabii her zaman işe yarar mı, bu bilinmez. Karaoğlu, yolladıkları bir özür buketinin üzerinde öfkeyle tepinen alıcıyı gülümseyerek anlatıyor. 
Onun dikkat çektiği sadeleşme eğilimini esas fikir olarak önemseyen iki arkadaş, Begüm Güneri ve Lara Çolakoğlu’nun Teşvikiye’deki dükkânı Parla’dayım bu defa. “Tek tip çiçekten yanayız.” diyor Güneri: “Lale istendiğinde lale koyuyoruz. Yanına orkide, birkaç tane gül; sonra süslemek için cipsofilya eklemiyoruz.”
Zaten biri iletişim, diğeri sanat tarihi eğitimi almış bu iki kadın, kendi zevklerine uygun aranjmanlar bulamadıklarını fark edince girmişler bu işe. Gül, lale gibi klasiklerin yanı sıra gala, antoryum, starliçe benzeri tercihlere de yöneltiyorlar müşterilerini. Ev ve ofis için düzenli çiçek isteyen müşterilerinin mekânlarını geziyor, doğru noktaları belirleyip ona göre gönderiyorlar. Mimarla da çalışıyorlar. “Nişantaşı’nın yüksek tavanlı, ahşap parkeli evlerine starliçe ve antoryum çok yakışıyor.” diyor Çolakoğlu. İki yıl önce açtıkları dükkânlarında çiçeğin yolculuğuna yeni bir ruh katmaya çalışıyorlar.
Alışverişini daha geleneksel tarzda sürdürenlerin vazgeçemedikleri duraklar ise rengârenk tezgâhlarıyla sokak satıcıları. Milyonlarca çiçeğin milyonlarca kişiyle buluştuğu Taksim Meydanı’nda Gülzade Yorgun seslenince çağrısına uyup yanına gidiyorum. Aile mesleği olan çiçekçiliği 43 yıldır Beyoğlu’nda sürdürdüğünü söylüyor. “Gelişinden anlarım müşterinin çiçek alıp almayacağını. Erkekler daha iyi müşteri. Hele de yanında eşi, sevgilisi varsa fazla pazarlık etmezler. Kır çiçekleri alırlar, gül alırlar. Cebinde az parası olanlar ‘Beni mahcup etme.’ diyerek elime gizlice tutuşturur; ses etmem.”
En çok lale ve frezya sattıklarını söylüyor Gülzade’nin eşi Ali Yorgun. O da çiçekçi. “Ayın 15’inde buralar hep lale olur.” diye tarif ediyor nisan ayının vazgeçilmez çiçeğini. Gerçekten de bu ay İstanbul’da çiçek yolculuğunun lokomotifi lale olacak. Ve o lale, hangi semtten geçerse geçsin, şehirde yaşayanların bir duygusuna mutlaka hitap edecek. 

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi