Tunus sürpriz zevklerin, saklı harikaların ve tarih katmanlarının şehri. Kuzey Afrika’daki bu küçük başkent sahip olduğu zenginliğini zarafetle gizleyen cazibesiyle de gönüllerde yer ediyor.

Başka nerede dolambaçlı Medina'da (Tarihi Şehir) kaybolup, kadim Kartaca’nın kalıntıları arasında gezinebilir, bir Yunan adasını andıran bembeyaz bir banliyöde çilekli meyve suyunuzu içip harissa adı verilen acı biber salçasıyla çeşnilenmiş yemekler yiyebilirsiniz? Nüfusu bir milyondan biraz daha fazla bu şehirde keşfedilecek birçok davetkâr etkinlik var. 
Tunus’taki ik durağınız Medina olmalı. Birbirine bağlı sokaklar ve kıvrımlı ara sokaklarıyla labirenti andıran bu mahallede dolaşırken kendinizi modern dünyadan tümüyle kopmuş hissetmeniz çok doğal ve keyifli. Parfümlerle dolu küçük şişeler ya da zeytin ağacından kesme tahtalar satan adamların sesleri ve çağırışları dar sokaklarda yankılanırken yerel Tunus Arapçasını Fransızcayla, bazen de İtalyanca, İngilizce ve İspanyolcayla harmanlıyor. Pazarlık burada âdetten; bu sebeple mükemmel hediyeyi bulduğunuzda sıkı bir pazarlıktan kaçınmayın. VIII. yüzyılda inşa edilen Zeytûne Camii, Tunus’un en eski camisi.  Şimdi Medina'nın ortasında yer alan yapının büyük bir avlusu var, yemek öncesi soluklanmak için pek güzel bir yer. 
Tunus yemeklerinde iki özellik kendini gösteriyor: tazelik ve baharat. Bu lezzetleri denemek için en uygun yer, Medina'nın etrafına serpiştirilmiş tarihî konaklar. Dar El Djeld büyük bölümü yerleşime ayrılmış sessiz bir sokaktaki süslemeli ve yumurta sarısı rengi kapının arkasında hizmet veriyor. Gösterişli dekoru XVIII. yüzyılı yansıtıyor. Burada kalamar kuskusu denemenizi tavsiye ederim. Medina'nın ticari faaliyetler bakımından daha yoğun bölgesindeki Fondouk el Attarine’de fıstık ve kremayla servis edilen güllü zriga tatlısıyla tatlı düşkünlüğünüzü yatıştırabilirsiniz.
Şehir merkezinden kısa bir taksi yolculuğu mesafesinde, su kenarında yer alan La Goulette mahallesinde uzun bir akşam planlayın. Kentin tarih boyunca İtalyan ve Yahudi nüfusuna ev sahipliği yapan bu bölgesinde sahile komşu kafelerin soluk cazibesini akşam ışığında izlerken şehri eski zamanlarda ziyaret ettiğinizi düşlemek hiç de zor değil. Mahalledeki sayısız balık lokantasından birine oturup çeşitli Tunus aperitifleriyle servis edilen "günün balığı"nın tadını çıkarın. Tütsülenmiş ve baharatlı harissa, ton balığıyla servis edilen Tunus salatası (salade tunisienne), pomme fritte (patates kızartması) ve çok daha fazlası sizi bekliyor.
Sonrasında suyun etrafında küçük bir gezintiye çıkın. Çay ve kahveleri tanıtan neon ışıklı eski levhaların renkleri kaldırım taşlarına yansıyor. Sandalyelerden birine oturup tatlı naneli çay ve çam fıstığı eşliğinde denizdeki akıntının sessizliğini dinleyin. Daha hareketli bir akşam isterseniz salaş bir lobiden erişilebilecek terastaki Tutu’ya uğrayın. Merak etmeyin; buraya elektro-funk, hip-hop ve kendiliğinden bir havalılık hâli hâkim.
Tunus’un kuzeydoğu mahallelerini keşfetmek için bir-iki gününüzü ayırın. Taksiyle ya da trenle rahatça ulaşabildiğiniz Sidi Bou Said’de bambaşka bir dünyadaymış gibi hissedeceksiniz kendinizi. Turkuaz denizin üzerindeki tepelere kurulu binalar göz alıcı beyazlıkta ve gök mavisi panjurlarla süslü. Arnavut kaldırımlı geniş sokakları ve açık renkli begonvillerin indiği duvarlarıyla Sidi Bou Said şehir içinde bir tatil beldesi gibi. Bölge, 1914 yılında, kıyı köyünün temiz renklerine vurulan ressam Paul Klee’ye ilham kaynağı oldu. Bu ilhamı tam anlamıyla özümsemek için en güzel yer Café Les Delices. Koyu mavi şemsiyelerin gölgesinde oturup taze sıkılmış meyve suyunun ya da bir külâh limonlu dondurmanın tadını çıkarırken palmiyelerin  çizdiği çerçevenin içinde duran etkileyici su manzarasını da izleyebilirsiniz. Gündüz saatlerinin bitiminde buralarda olursanız Sidi Bou Said’in göz alıcı gün batımını da izleyin derim.
Sidi Bou Said’in yakınlarında yer alan Kartaca; Fenike ve Roma kalıntılarına ev sahipliği yapıyor. Bütün bir günü geniş bir alana yayılan kalıntılar arasında bu kadim şehrin büyüklüğünü kavramaya çalışarak geçirebilirsiniz. Kartaca’nın huzurlu sessizliğinde modern Tunus şehri uzaklarda kalan bir hatıraya dönüşüyor. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Kartaca ilk olarak MÖ IX. yüzyılda Fenikeliler tarafından kuruluyor. Bir dizi savaşta yıkılan şehir daha sonra Romalılar tarafından yeniden inşa ediliyor. Bugünkü kalıntılarsa bölgeye hükmeden farklı imparatorlukların geride bıraktığı bir katmanlar kümesinden oluşuyor. Antoninus Pius’un devasa hamamları bugün Afrika’daki en büyük Roma hamamı kalıntısı. XIX. yüzyıldan kalma Katolik Saint Louis Kartaca Katedrali yakınlarında, su kenarında kurulu Punic Quarter’ın kadim kaldırımlarında yürüdüğünüzü hayal edin. Roma Tiyatrosu çok iyi korunmasının yanı sıra Kartaca Caz Festivali ve Kartaca Film Festivali gibi birçok festivale de ev sahipliği yapıyor.
Kartaca Ulusal Müzesi’ne de mutlaka uğrayın. Eski bir manastırda hizmet veren; heykelcikler ve amforalar gibi, bölgedeki kazılarda çıkarılan buluntuların da sergilendiği müzede Fransızca, Arapça ve İngilizce bilgilendirme levhaları yer alıyor. Müzenin, bahçesindeki kalıntılarla birleşince gezinizi çok daha anlaşılır kılacağına eminim.
İster Tunus’un merkezinde, sıra sıra ağaçlarıyla uzun Bourguiba Caddesi’ni geçip şehrin Fransız kolonyal binalarının soluk görkemini ve kafelerini inceleyin ister Medina'nın keşmekeşinde kendinizi kaybedin ister Kartaca’nın tarihine dalın, bu sakin Akdeniz şehrinin canlılığını her an hissedeceksiniz. Bu şehir, tıpkı Tunus halkının gönlünü çelen harissa ezmesi gibi, ziyaretçilerin üzerinde bir tesir bırakıyor.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi