Gent en önemli kültür merkezlerinden biri ve kesinlikle Belçika’daki en ilginç şehir. Bir gezginin iki günde edinebileceği tüm deneyimleri, sanatı ve tarihi birkaç kilometrekarelik alanda saklıyor. "Turist" olmanın en özel yanlarını sakince tadacağınız Gent'te uykuya veda edin zira bu şehir geceleri de capcanlı.

Biraz ciddi bir başlangıç yapıp şehrin tarihinden bahsedelim. Turumuza tarihi Roma işgaline dayanan bir Orta Çağ hisarı olan Kontlar Kalesi’nden başlıyoruz. Flandre kontu ahşap yapıları vahşi Viking saldırılarından korumak için, XI. yüzyılda 24 kuleli taş bir hisar inşa ettirdi. XIX. yüzyılda kale bir sanayi kompleksine dönüştürüldü. Terk edilişinin ardından bina yıkımdan hükümet tarafından kurtarıldı ve XII. yüzyıldaki romantik görünümüne kavuşturuldu. Biraz ürkütücü bir romantizm aslında bu. Evlilik teklifi için ünlü bir lokasyon olsa da Museum of Judicial Objects’te kalenin duvarları ardındaki işkencelerde kullanılan zalimane aletlerin bir koleksiyonunun yer alması ironik bir durum.
Parmak eziciler, demir boyunluklar, işkence tekeri ve utanç maskesinden sonra iştahınız hâlâ yerindeyse keyifli(!) turunuza kalenin gölgesindeki eski Patershol mahallesinde devam edin. Orta Çağ’dan kalma dar sokaklarda birçok ilginç restoran var. Patates, sebze, krema ve tavuk veya balıkla yapılan Gentse waterzooi adlı bir çeşit yahni türü şehirde deneyebileceğiniz yerel yemeklerin en ünlüsü. Bir başka yerel lezzet de kuru erikli tavşan.
Tatlıyı erteleyin, zira bir sonraki kültür durağınıza giderken yol üstündeki Great Butcher’s Hall’da birçok yerel şekerleme ve çikolata bulacaksınız. Bu kapalı çarşının tarihi XV. yüzyıla dayanıyor ve bugünlerde yerli ürünlerin tanıtımı için kullanılıyor. Ahşap makaslı çatının altındaki iştah açan kokular sizi tekrar acıktıracak. Ahududu dolgulu, huni şeklindeki cuberdon şekerlemelerinden (halk arasındaki ismiyle neuzekes, yani “küçük burun”) bir kutu alın. Zamanında birisinin Gent insanlarını bu şekerlemelere benzettiğini duymuştum: dışarıdan bakıldığında sert ama içi yumuşacık.

Kuzunun Sessizliği
Sanat ve gizemi bir araya getiren bir geziye hazır mısınız? Cevabınız evetse bir sonraki durağınız Aziz Bavo Katedrali olsun. Burası, dünyanın en ünlü resimlerinden biri olan Ghent Altar Panosu'na ev sahipliği yapıyor. Adoration of the Mystic Lamb adıyla da bilinen bu tablo XV. yüzyılda Huber ve Jan van Eyck kardeşler tarafından yapılmış. Bu eser tarihin en ünlü tablolarından biri olmakla beraber tüm zamanların en sık çalınan tablosu. 1934 yılında katedralden John the Baptist ve The Just Judges adlı iki yan panel çalınmış. Birincisi geri getirilmiş ama ikinci panel asla bulunamamış. Sonraki yıllarda polis ve amatör dedektifler paneli bulmaya çalışsa da bu gizem hiçbir zaman çözülememiş. Her türden komplo teorisi ve Nazi entrikası dolayısıyla bu cüretkâr soygunun tarihi efsanevi boyutlara ulaşmış. Ghent Altar Panosu'nun tek cazibe kaynağı bu gizemli öyküsü değil. Tabloda birçok ilginç mikroskobik detay bulunmasının yanı sıra sayısız matematiksel ve sembolik referans da yer alıyor. Tablonun son restorasyonu sayesinde Adoration of the Mystic Lamb’teki üç ilginç detay daha açıklığa kavuştu. Daha fazla bilgi edinmek için Güzel Sanatlar Müzesi’ni, Caermersklooster’i ve STAM’ı da ziyaret edebilirsiniz.

Sanat Manzaralı Asi
Detaylardan ziyade büyük manzaralara mı ilgi duyuyorsunuz? O hâlde sırada Saint-Michel Köprüsü var. Burada Gent’in üç kulesinin (Aziz Nikolas Kilisesi, Çan Kulesi ve Aziz Bavo Katedrali) sıralandığı kartpostalvari bir manzara ile karşılaşacaksınız. Köprü, tarihî şehir merkezinin kalbinin attığı yerde Graslei ve Korenlei nehirlerini birleştiriyor. Geçmiş zamanlarda tüccarların doldurduğu iskelelerde artık oturup dinlenebileceğiniz teraslar var.
XIV. yüzyıldan XXI. yüzyıla geçmek için buradaki deniz tramvaylarından birine binin. Our Lady of Saint Peter’s Church’te inip geçmişe son defa baktıktan sonra kısa bir yürüyüşle, Belediye Çağdaş Sanat Müzesi’nin (S.M.A.K.) yer aldığı Citadel Parkı’na varın. Modern ve avangart sanatın merkezi bu müzenin kurucusu Jan Hoet tam anlamıyla bir sanat asisiydi. Kentin yerlisi olmadığı için başta şüpheyle karşılanmış ama kendisi de Gent insanları gibi asi bir ruha sahip olduğundan varlığına kısa sürede alışılmış. Yerli ve yabancı sanatçıların işlerine yer veren müze Belçika’daki en büyük çağdaş sanat koleksiyonlarından birine sahip. Minimalist ya da kavramsal sanata, pop-art’a, arte povera’ya ya da CoBrA’ya meraklıysanız bu fırsatı sakın kaçırmayın.
Güzel Sanatlar Müzesi’ni (MSK) ziyaret etmek için tek yapmanız gereken çimlerin diğer kısmına geçmek. Orta Çağ’dan XX. yüzyılın ilk yarısına, Jeroen Bosch ve Rubens’ten Magritte'e geniş yelpazede bir koleksiyona sahip.

Gent’te Geceler
Gent’te kültür, eğlence; eğlence de kültürdür. Geceler burada oldukça ciddiye alınır ve keyfini sürmenin birkaç farklı yolu vardır. Romantik bir akşam yürüyüşü için tarihî merkeze gidin. Gent’in eşsiz ışıklandırma planı eski yapılara büyülü bir hava katıyor; hatta şehir bu ışıltılı planıyla birkaç ödül bile kazanmış. Festival sevenlere Gent’in kültür programına bakmalarını tavsiye ederim. Nisan ayında hip-hop hayranları Vooruit’de düzenlenen Out the Frame festivalinde buluşuyor. Sinema, caz, klasik müzik ya da 10 gün süren sokak tiyatrosu, konser, sirk performansları ve komedi… Gent’te daima bir festival ya da etkinlik var. Ben hepsine gideceğim, belki orada karşılaşırız.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi