Bükreş bana göre Romanya'nın en güzel şehri. Koca bir düzlüğe yayılan, iki yakasına görkemli binaların dizildiği geniş bulvarları ve Dambotiva Nehri'yle eşsiz rotalar vadediyor. Harika parklar, müzeler ve leziz yemekler de cabası...

Bükreş 1857 yılında, gazlı  sokak aydınlatmasının yapıldığı ilk şehir oldu. Bugünse akıllı şehir olma gayretiyle teknoloji ve moderniteye öncelik veriyor. Giderek daha "akıllı şehir" olurken dinginliği ve keyfi de elden bırakmıyor. Cişmigiu’da yürüyüş yapmak, köprüleri geçmek ve kiralık teknelerle gezintiye çıkmak tüm sıkıntılı ruh hâllerinin  en basit devası. Biraz eski görünmekle birlikte tıpkı Bükreş gibi Tineretului’nin de kendine has bir cazibesi yok değil. Güzel ve sakin bir doğayla çevrili parkı yürüyerek ya da bisikletle keşfetmek mümkün. Herastrau’ysa
ziyaretçileri büyüklüğüyle büyülüyor. Bu parkta gezinmekse yakın çevresindeki bölge nedeniyle oldukça keyifli. Çevredeki konsolosluk binaları ve müzelerle Kiseleff Yolu, Bükreş’in en sakin vahalarından biri. Herastrau Parkı Romanya’daki en ünlü müzelerden birini ziyaret etmek için de doğru adres.
“Seyahat konusunda en çok keyif aldığın şey ne?” diye sorsalar, hiç düşünmeden “Doğa ya da tarih değil, insanlar.” derim. Sadece evlerine bakarak bile bir ulusun kültürüne, değerlerine dair birçok şey öğrenebilirsiniz. Dimitrie Gusti Köy Müzesi bazıları XVII. yüzyıldan kalma farklı yerel mimari tarzlardaki evleri sergiliyor. Bu evleri görebildiğim için kendimi şanslı sayıyorum çünkü keşfetme fırsatı bulamadığım uzak bölgelerle de bu sayede görsel bir bağ kurabildim ve ilk fırsatta oralara da gitmek istedim. Kullanılan ahşap çeşidine, renge ve veranda yapısına göre çeşitlilik gösteren evlerde veya açık havada keyifli saatler geçirebilir,  kelime tekrarlarıyla Rumencenizi geliştirebilir ve çoğu evde bulunan kedilerle oynayabilirsiniz. El yapımı hediyelik eşyalar gezilerin en güzel yadigârları. Gerek müzede gerekse özel dükkânlarda, kitapçılarda ve sık sık düzenlenen fuarlarda birçok hediye alternatifi bulacaksınız. Rengârenk yün çantalar, opinci adı verilen son derece pratik deri ayakkabılar, ie adlı ketenden yapılan ve her bölgenin kendine özgü deseniyle süslenen yerel bluzlar, ekonomik olduğu kadar zarif de görünen kil işleri ve dekoratif ahşap ürünler gibi parçalar Romanya’yı yansıtan tarihî bölgelerin kültürlerine tanıklık ediyor.
Zafer Takı'nın altından yürüyüp Piata Victoriei ve Piata Romana’yı geçerek Piata Unirii’ye uzanan yol boyunca ilerlerken geleneksel kırsal atmosferin yerini geleneksel kent görünümüne bıraktığını göreceksiniz. Tüm  bu büyük meydanlar, önemli buluşma noktaları ve görülecek yapılar Eski Şehir’in zarif ve dar sokaklarında sizi bekliyor. Romanya'nın başkentine mesafeli duranlar bile buranın bambaşka bir güzelliğe sahip olduğunu kabul etmekten kendilerini alamıyorlar.
Sıra geldi leziz yemeklere, sanat eserini andıran dondurmalara ve eğer hava iyiyse davetkâr teraslara… Bunca seçenek arasında seçim yapmaksa bir hayli zor. Geleneksel yöntemlerle hazırlanan Romanya ekmekleri ve peynirlerinin tadı insanın damağında kalıyor. Romanya ekşi kremasıysa bambaşka bir lezzet! Dünyanın belki de en güzel meyve ve sebzelerini tadabileceğiniz Bükreş’te saymakla bitmeyecek kaynakların suyundan da doyasıya içebilirsiniz. Hamur işi ve kek seviyorsanız ülkenin dört bir yanından binbir çeşidi burada deneyebilirsiniz. Benim favorimse ekşi krema ve reçelli bir hamur işi olan papanaşi. Adı bile kulağa harika geliyor, değil mi?
Restoranlar ve bistrolar çeşitli temalarla, parlak renklerle, kabarık yastıklarla ve şaşırtıcı şemsiyelerle dekore edilmiş. Dükkân sahipleri talepkâr ama rahatına da düşkün müşterilerini  memnun etmek için icat yarışına girmiş adeta. Eski Şehir’de geçirdiğim her dakikanın karşılığını aldım ve şunu söyleyebilirim: Romanya usulü bir eğlenceye  katılmamak eşsiz bir deneyimi kaçırmak demek.
Çemberi tamamlamak için güneye yönelin. Bükreş’in doğal güzelliğine bir kez daha tanıklık edeceğiniz Giurgiu  ve Bulgaristan sınırındaki Comana Millî Parkı’nı ziyaret edin. Sadece 50 dakika uzaklıkta sizi bambaşka bir dünyaya götürüyor! Tuna Deltası’nı duyduysanız ama keşfedecek kadar vaktiniz yoksa onun yerine Neajlov Deltası’nı deneyin derim. Burada kayığa binebilir, kuşları izleyebilir ve dinlenerek doğanın tadını çıkarabilirsiniz. Bükreş’te su sporları alanında rehberli tur hizmeti veren birçok şirket var. Sudan hoşlanmıyorsanız benim yaptığım gibi bir arkadaşınızı yanınıza alın, birkaç sandviç ve bir şişe suyla yürüyüş parkurlarından birinde gezinin. Baş döndürücü gölgeliklerde kaybolsak da insanın içini açan bu  yerde güzel bir gün geçirdik. Ünlü ahşap köprüyü ya da sazlıklar arasındaki su manzaralarını keşfe çıkmak da diğer aktiviteler arasında. Unutulmaz bir deneyim olacağından eminim.
Aslında bu son cümleyi Bükreş’teki gezinizin tamamı için kurmak mümkün. Şehir hafızanıza kazınırken orada geçirdiğiniz günlerde hissettikleriniz de içinize işleyecek.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi