Akıllı otomobiller ufukta göründü. Şimdilik sahip olduğu işlevlerle şoföre yardımcı hüviyetindeki elektronik donanım yakın gelecekte yapay şoföre dönüşüp bizi sürücü koltuğundan indirecek. Bu, bizim kuşağımız için sıkıcı bir durum; gelecek nesil içinse güvenli yolculuklar demek.

Geleceğin otomobilleri bizim kuşağımız için sıkıcı olacak. Çünkü bize ihtiyaçları kalmıyor ve  tüketicilerin kendi otomobillerini kullanmak için direksiyon başına geçmeleri “insan hatasına bağlı kaza riski” nedeniyle tamamen yasaklanacak! Deloitte, önceki yıla ait TMT Öngörüleri Raporu’nda bu senaryonun önümüzdeki kırk yıl içinde gerçekleşeceğini öne sürüyor. Dijital dönüşüm çağında hayat bulan Nesnelerin İnterneti (IoT), büyük veri, akıllı sensörler ve çok yüksek performanslı mikroişlemciler sayesinde ulaşımda insanın “sürücü” olarak yer almayacağı bir gelecek artık hayal değil. 

Tümüyle yapay zekâ kontrolünde araçların yer aldığı bir trafikte günün her saati kusursuz bir akış bekleniyor. Çünkü bu araçlar hem birbirleriyle hem de yoldaki işaretçilerle internet üzerinden, mikro saniyeler mertebesinde haberleşiyor. Her biri önünde, yanında ve arkasında bulunan aracın ne yapacağını mutlak bir doğrulukla biliyor. Bu doğrultuda yine mikro saniye mertebesinde karar alan yapay zekâ her zaman en verimli, en güvenli ve en konforlu seyahati sağlayacak şekilde aracın tüm hareketlerini kontrol edebiliyor. Refleksleri bilgisayar teknolojilerinin çok gerisinde kalan insan sürücülere böyle bir trafikte yer yok.

Sürücüsüz çalışan ve insan müdahalesi olmaksızın seyahat edebilen otomobillerin hayata etkisini yalnızca konfor ve verimlilikle açıklamak mümkün değil. Otomobillerin bir sürücüye ihtiyaç duymaması demek,  “sürüş keyfi” gibi otomotiv dünyasında rekabetin temelini oluşturan unsurlardan birinin de ortadan kalkması demek aynı zamanda. Dahası, tüketicilerin sahip olma algısı da sürücüsüz otomobillerle birlikte erozyona uğrayacak. Ünlü fütürist Thomas Frey, sürücüsüz otomobillerin birden fazla kişiye hizmet edebileceğini; bu şekilde oluşturulacak filoların ise trafikteki aktif araç sayısını 30’da bire kadar düşürebileceğini iddia ediyor. ABD’de şu an 250 milyonun üzerinde aktif araç olduğunu hatırlatan Frey, “ABD’deki şehir içi seyahat ihtiyacının yüzde 50’sini karşılamak için yaklaşık 4 milyon sürücüsüz araç yeterli olacaktır.” diyor.

Daha az araç, daha az trafik ve gürültü anlamına geliyor. Sürücüsüz otomobillerin bir diğer kritik özelliği de petrol bazlı yakıt yerine elektrikli motorları “tercih etmeleri”. Bu sayede hem çevre daha az kirlenecek, hem de trafik gürültüsü bir ölçüde dinecek. Zira Thomas Frey de, şehirlerdeki gürültü seviyesinin elektrikli otomobiller sayesinde bugüne kıyasla yarı yarıya azalacağını öngörüyor. 

Sürücüsüz otomobillerin zayıflatacağı sahiplenme algısının bir diğer sonucu, araç kiralama ve filo şirketlerinin otomotiv sektöründeki gücünün pekişmesi olabilir. Uber ve Lyft gibi bugünün popüler paylaşımlı araç kullanım servisleri, ulaşım dünyasında yaşanan dönüşüme ayak uydurabilmek adına, sürücüsüz araçları filolarına dâhil edebilmek için birbirleriyle adeta yarışıyor. Araç paylaşım uygulaması Lyft için 500 milyon dolar yatırım yapan General Motors’un sürücüsüz araç vizyonu çerçevesinde 1 milyar dolara Cruise Technologies adlı otonom araç girişimini satın alması geçtiğimiz yılın en önemli gelişmeleri arasında yer aldı. Uber ise kendi araç tahsis ağına ekleyeceği sürücüsüz otomobilleri Mercedes-Benz üreticisi Daimler AG’den temin edeceğini duyurdu. Sürücüsüz otomobil çağı başladığında en büyük alıcılar filo sahipleri ve ulaşım servisleri hâline gelirse yeni araçların tasarımında ve özelliklerinde en fazla söz sahibinin de yine aynı şirketler olacağını tahmin etmek zor değil.

Peki, aracın içinde durum nasıl? Otomobillerin trafikte akışı, birbirlerini ve yol işaretlerini algılamaları adına ihtiyaç duydukları teknolojiler doğrultusunda çalışmalar sürerken elbette yolcu güvenliği, araç içi deneyimi odağında adımların da atılması gerekiyor. Günümüzde trafikteki araçların büyük bir kısmının içinde sadece sürücü bulunduğu için sürücüsüz araçların üretiminde öncelik aile arabalarına değil de tek veya çift kişilik taşıtlara verilebilir. Yine de sürücüye ihtiyaç duyulmayan bir seyahat deneyiminin sil baştan tasarlanması şart!

University of Michigan araştırmacıları Michael Sivak ve Brandon Schoettle imzalı bir rapora göre, sürücüsüz bir otomobille seyahat etmek, yolculuk süresince daha faydalı işlere yoğunlaşmak anlamına gelmeyecek. Bu konuda dikkat çeken ilk engel araç tutması. Sürüş dışında yapılacak kitap okuma ya da internette dolaşma gibi aktivitelerin yolcuda bulantıya neden olabileceğini hatırlatan rapor; konfor odaklı bazı fütürist iç mekân tasarımlarının da olası bir kaza durumunda ciddi tehlikelere neden olabileceğinin altını çiziyor. Bunun yanında, araç içindeki bazı eşyalar da bu tasarıma sahip akıllı arabalarda tehlike arz ediyor. Örneğin, normal bir arabada ani fren veya kaza esnasında araç içinde yer değiştirip sağa sola çarpabilecek eşyaların sayısı bir-ikidir. Eğer direksiyonsuz ve yol takibi gerektirmeyen bir yaklaşımla bunların arasına dizüstü bilgisayar, sıcak kahve ya da çeşitli ev eşyaları eklenirse ufak kazalarda ya da ani frenlerde dahi ciddi sağlık problemleri ortaya çıkabilir.

Nihayetinde, akıllı otomobiller XXII. yüzyıla doğru hızla yol almak isteseler de önlerinde henüz yeşil ışığın görünmediği pek çok trafik lambası duruyor.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi