Gelişen teknoloji hayatımıza birçok yenilik katsa da bazı şeyler hiç değişmiyor, değerlerini asla yitirmiyor. Doğal malzemeler kullanılarak üretilmiş, el emeği göz nuru oyuncaklar da bunlardan biri. İstanbul'da oyuncak tasarımı yapan üç ustayla bu değişmeyen değerleri konuştuk, neşeli çocukların cıvıltısını dinledik.

Yediden yetmişe herkesin aşina olduğu unutulmaz klasiklerden biri olsa gerek, Carlo Collodi'nin kaleminden çıkan Pinokyo. Yaşlı ve yalnız marangoz Gepetto Usta’nın ahşaptan yaptığı kuklalarından Pinokyo’nun hiç beklenmedik bir şekilde ete kemiğe bürünmesiyle başlayan hikâye, şüphesiz ki şimdiye kadar birçok nesli büyüttü. Peki ya gerçek Gepetto Ustalardan haberiniz var mı? “Oyuncağın ustası mı olur?” diye sorgulayabilirsiniz. Fakat cevabı belli; sayıları bir elin parmaklarını geçmese de var. Eskilerin özlemle bahsettikleri topaçlar, bilyeler, misketler, ahşap oyuncaklarla olan anıları, şimdilerin envaiçeşit oyuncaklarının yanında inanması güç hikâyeler olsa da hâlâ bu ustaların kapılarını çalanlar var.
Şimdiki çocuklar “akıllı teknoloji”nin esiri olsalar da oyuncağının kıymetini bilen, dedesinin oyuncağını evinde obje hâline getirmek isteyen, özellikle çocuğunun bebeklik döneminde doğal ahşap oyuncaklarla oynamasına önem veren yetişkinler bugün de mevcut. Zihni geliştiren, eğitici oyuncaklar dışında koleksiyonu yapılabilecek, ilk oyuncak olarak saklanabilecek ahşap arabalar, sallanan atlar, filler ve daha neler neler... Birbirinden farklı usullerle çalışan üç ustayı ziyaretimde göreceklerimin heyecanıyla yola çıkıyorum.
İlk olarak büyük bir oyuncak firmasının Osmanbey’deki şubesinin üst katında, her metrekaresine neredeyse on tane büyük oyuncak paketinin düştüğü odasında Mustafa Nacar’ı ziyaret ediyorum. Bu işe yıllarını vermiş emektar oyuncak ustası güler yüzüyle karşımda. Yapılabilecek en eğlenceli işlerden biriyle meşgul bana göre. 

Mustafa Nacar, Oyuncak Doktoru Gibi
Aslında 50 senedir televizyon tamircisi olan Nacar, emekliliğe ayrıldıktan sonra bir arkadaşının tavsiyesiyle oyuncak işine adım atmış. 10 yıldır bu sektörde sayısız oyuncağa tekrardan hayat veren usta, mağazaya gelip kırılan, pili biten oyuncakların tamiriyle ilgileniyor. “Çorlu’dan da tamire gelen var. İnternetten beni bulup oyuncaklarını getirenler de…”diyor. Tabii eski günlerinden de bahsetmeden edemiyor: “Geçmişte bu kadar çok oyuncak yoktu, şimdi çeşit oldukça fazla. Bizim dükkânda neredeyse 7 bin çeşit oyuncak var. Biz kırsal yerde yetiştik. Topaç çevirirdik, çelik çomak oynardık. Söğüt dallarından at yapıp ona kamçıyla vurarak eğlenirdik.” diyerek duygulanıyor. Şimdiyse çocukluğunda göremediği kadar çok oyuncak arasından her gün yeni birini keşfediyor: “Bazen benim de kafam karışıyor. Çalıştırmak için epey zaman harcıyorum.” diyor. Yanından ayrılıp dükkândan çıktığımda yüzümde garip bir tebessümle tekrar yola koyuluyorum. Bu sefer yolum biraz uzun. Boğaz manzarasını seyrederek Asya Yakası'na geçiyorum. 

Sedat Savaşçı, Ahşap Oyuncak Ustası
12 yaşından beri oymacılıkla uğraşan Sedat Savaşçı, rengârenk ahşap oyuncaklarla dolu Ataşehir’deki atölyesinde beni karşılıyor. O, oyuncak tamirinin yanı sıra ahşap oymadan, istenen ebatlarda üç boyutlu oyuncaklar tasarlıyor. Yeni nesil bilinçli annelerin ahşap oyuncaklara daha çok kıymet verdiğini söylüyor. Binbir çeşit hayvan figürü çalışarak zihni geliştiren tasarımlar ortaya çıkarıyor; bilgi ve birikimini Oyuncakçı Dedenin Atölyesi’ndeki ahşap oyma kurslarıyla yeni nesle aktarıyor. Ancak ahşap oymacılığıyla gençlerin az ilgilenmesine üzülüyor: “Gençler ne yazık ki bu sanata yeterli ilgiyi göstermiyor. Yaşım 60’a geldi. Artık tek hedefim ahşap oymacılığını yeni nesle öğreterek bu sanatı yaşatmak.” diyor. 
Atölyesinde aynı zamanda eski oyuncakların tamirini de yapan Savaşçı, müşterilerinin anneannelerinden, dedelerinden kalan parçaları getirdiklerinden ve onları evlerinde kullanmak üzere dekor objesi yaptırdıklarından bahsediyor.

Doğukan Karapınar, Genç Bir Tasarımcı 
Bir sonraki durağım “İstanbul Wooden Toys” çalışmasıyla dikkat çeken genç kuşak grafik tasarımcılardan Doğukan Karapınar’ın yeri. O, aslında bir ahşap oymacı ve  genç kuşak oyuncak tasarımcısı. Oyuncakları önce dijital ortamda tasarlıyor. “Çalışmalarım yoğun olarak grafik tasarım üzerine, fakat farklı alanlarda da üretim yapıyorum. Bu sayede daha geniş bir bakış açısına ulaşılabileceğine inanıyorum." diyor. Karapınar, "Oyuncaklar benim için hep çok kıymetli objelerdi. Dikkatlice üretilmeleri ve sanatsal nitelikleri beni cezbederdi. Çünkü küçük bir plastik figür seri üretim için tasarlanmış bir heykeldir aynı zamanda. Kendi bakış açımı kattığım oyuncaklar üretmek istiyorum.” diye anlatıyor. Küçüklüğünden beri biriktirdiği ve genişletmeye devam ettiği bir oyuncak koleksiyonuna sahip. Onlar arasından ilgisini çekenleri günlük yaşamdaki öğelerle, yerel oyuncaklarla birleştirerek yeni modeller tasarlıyor. Her ne kadar bilgisayar üzerinde çalışıyor olsa da diğer ustalar gibi o da çocukların daha çok somut oyuncaklarla oynamasından yana. Ancak bir de önerisi var: “Bilgisayar oyunlarını oyuncaklardan çok da ayrı düşünemiyorum. İkisi de eğlence ve öğrenme araçları olarak çocukların hayatında aynı anda yer alabilir. Küçük çocukların gelişimleri adına ekrana bakmak yerine oyuncaklarla oynamaları daha yararlı. Çocukların bilgisayarlarla her geçen gün biraz daha çok vakit geçirmesi kaçınılmaz, bu yüzden hem fiziksel oyuncakları hem de bilgisayar oyunlarını daha iyi hâle getirmeliyiz.” 
Günümüzde müzik ve moda gibi birçok alanda gözlemlenen eskiye dönüş oyuncak sektörünü de etkisi altına almış sayılır. Çocuğunun doğal olanla oynamasına önem veren anneler, koleksiyon yapmak isteyenler ya da alışılmışın dışına çıkarak yeni tasarımlarıyla dikkat çekenler de var. Konuştuğum üç ustanın Gepetto Usta’dan tek bir farkları var: Tasarladıkları ve yaptıkları oyuncakları yalan söylemiyor! Üçü de doğal olana, ahşaba ve eskiye yönlendiriyor.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi