Kayseri’ye giderken şehrin leziz yemeklerini, zengin tarihini ve farklı kültürlerin asırlık izlerini keşfedeceğim için heyecanlıydım. Tabii tüm bunları ve çok daha fazlasını buldum. Alışveriş adına sayısız imkânlar sunan ve bunun yanı sıra kış mevsiminde zirve yapan heyecan verici bir spor sahnesine sahip olan, son derece dinamik bir şehir!

Kayseri’ye ayak basar basmaz geçmişe yolculuğa çıkmış gibi hissettim kendimi. Selçuklu döneminin koni çatıları, Kayseri doğumlu Mimar Sinan’ın imzasını taşıyan Kurşunlu Camii ve modern kent dokusu içinde insana göz kırpan Ermeni yapıları şehrin zengin, çok kültürlü ve asırlık tarihinin yalnızca birkaç yansıması.
Şehri keşfetmek hiç de zor değil zira otobüs, tramvay ve bisiklet ayaklarınızın altında. Ben tercihimi bisiklet kiralamaktan yana kullandım. Bisikleti şehirdeki duraklardan birine bırakıp Türkiye’deki en eski liselerden biri olan ve bugün kısmen müze olarak hizmet veren Kayseri Lisesi’ne ve müzik terapisinin ruhsal bozuklukları tedavi etmek için kullanıldığı ilk tıp okullarından Çifte Medrese’ye doğru yürümeye başladım. Cumhuriyet Meydanı’na, şehir merkezine ve çarşıya hâkim kale ve surları şu sıralar yenileniyor ama kısa zamanda sanat sergileri ve konferansları ağırlayacak bir kültür merkezine dönüşecek. Şehrin kalbiyse halı dükkânları ve mobilyacılar, muhabbet eden ve günün hangi saati olursa olsun çay içen insanlarla daima hareketli. Kayseri’nin İpek Yolu üzerinde yer almasının da etkisiyle şehrin endüstri ve ticaret geçmişinin izlerini yerel halkta görmek mümkün. Burada herkes çalışkan, misafirperver, yardımsever ve Kayseri’nin nimetlerini konuklara göstermeye canıgönülden hevesli.
Havalimanından ve şehir merkezinden 20 dakika uzaklıktaki Erciyes Dağı’na giden otoyol boyunca manzara yavaş yavaş, köylülerin gilaburu yetiştirdiği hafif eğimli yamaçlara bırakıyor yerini. Adını yerel bir kırmızı yemiş türünden alan bu bitkinin hafif ekşi suyu sağlığa çok faydalı. Artık sönmüş bir yanardağ olsa da Erciyes, geçmişteki patlamalarıyla Kapadokya’nın dünyaca ünlü peribacalarına hayat vermiş. Bugünse Kayseri’yi bir bekçi gibi izleyen karlı zirveleriyle büyülüyor misafirlerini. Yılın hangi mevsimi olursa olsun spor tutkunlarının heyecan verici bir şey bulmaması imkânsız: sonbahar alacakaranlığında yamaç paraşütü, yazın doğa yürüyüşü ya da bisiklet, ilkbahar güneşinde ATV araçlarıyla maceraya çıkmak ya da kış tatilinde kayağın tadını çıkarmak. Kayseri’de sıkılmak mümkün değil! Aralık ayının ilk günlerinden nisan ortalarına dek, kayak malzemelerinizi alıp Türk Hava Yolları’yla ücretsiz olarak taşıyabilir ve kendinizi Kayseri’nin pistlerine bırakabilirsiniz. Ekipmanları bir kez giydiniz mi hiç çıkarmadan bütün gün kaymak isteyeceksiniz. Pistlere dört erişim noktası, farklı zorluk seviyeleri ve oldukça rekabetçi fiyatlarıyla Erciyes, Türkiye’deki modern kayak tesislerinin en iyi örneklerinden biri. Tüm bölgeye bir ana plan çizmek için belediyeyle iş birliği yapan Avusturyalı profesyonel ekibin uzmanlığı; en az dört ay boyunca pistleri beyaza bürüyen suni kar sistemi, 30’dan fazla pistin dâhil olduğu ve ileri teknoloji telesiyej teleferik ile kablo ağı başta olmak üzere, benim gibi dağ meraklılarının mutlaka dikkatini çekecek detaylarda kendini gösteriyor.
Sınırlarını zorlamak isteyenler dağın rüzgârlı yamaçlarında kar paraşütü yapıyorlar ama geleneksel sucuk ekmeğin sınırı yok, kokusuyla herkesi kendine çekiyor. Pistlerin sonundaki platoda kurulan açık hava büfelerinde aileler bir yandan açlıklarını giderirken diğer yandan bembeyaz dağ manzarasının tadını çıkarıyor ya da çocuklarının pistlerde, oyun alanında ya da onlara özel alanlarda kızak binerken eğlenişini izliyor. Ellerinizin üşüdüğünü ve burnunuzun kıpkırmızı olduğunu fark ettiğinizde "Kayserililerin bir bildiği vardır." deyip komşu bağların hasadından yapılan koyu üzüm pekmezinden için. 
Erciyes’in masalsı kış diyarına kendini tam anlamıyla kaptırmak isteyenler pistlere beş dakikalık yürüyüş mesafesindeki lüks tesislerde veya sevimli butik otellerde konaklamalılar. Yükseklerde kalıp dağın tertemiz havasını solumak isteyenler oldukça merkezî bir konumdaki Hilton’da; şehrin tarihî bölgesine daha yakın olmak isteyenlerse modern Ommer Hotel’de kalmalı. 
Şehir merkezine geri dönelim. Mantının tadına bakmak ve nasıl hazırlandığını izlemek için tavsiyem eski Ermeni bölgesinde yer alan Yaman Dede Konağı. 2006 yılına kadar meskûn olan ve Talas ilçesindeki diğer evlerle birçok mimari özelliği paylaşan konak artık herkesin ziyaretine açık. Ben yakınlardaki Kaşık-la'da pide üzerine baharatlı salça sosu ve kıymayla hazırlanan şebit yağlamasıyla, Antep fıstığı ve tahinle hazırlanan leziz Necmiye Hanım tatlısı gibi yerel lezzetlerden oluşan nefis akşam yemeğinin üstüne yürüyüş yapma ihtiyacı hissettim. Ama bunun güzel bir alternatifi de var; kartpostalı andıran Osmanlı Sokak boyunca fayton turu. Karakteristik taş evleri ve ev sıcaklığındaki Mahalle Mutfak gibi rengârenk kafeleriyle bu sokak serin Kayseri akşamlarının aranan adresi. Buraya gelince canlı müzik eşliğinde sıcak üzüm suyunu yudumlayıp ardından etraftaki zanaatkâr atölyelerini gezmek lazım. El yapımı deri ürünleriyle Mezar benim favorilerimden. 
Kayseri’ye gelenler hediyelik alışverişlerinde sanat eserleri ve geleneksel Anadolu kilimlerinin yanına pastırma ve sucuğu eklemeyi ihmal etmezler. Bunlar havalimanının hemen dışında bulunan şarküteride satılıyor. Dönüşte uğramayı unutmayın.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi