Doğanın bahşettiği tropik yağmur ormanlarının, deniz kıyılarının, çay bahçelerinin ve Bengal kaplanlarının arasından gülümseyerek bakan Bangladeş sizi bekliyor.

S izinle karşılaştıklarında önce durup meraklı gözlerle bakıyorlar. Bir çıt sesi bekler gibi sizden... En büyük şairleri Rabindranath Tagore’un dizesi gibi, “sessizlikle yıkıyorlar içinizi”, sabırla... Bekliyorlar öylece, siz merhaba diyene kadar. Duydular mı merhabanızı, büyük bir mutlulukla gülümsüyorlar. İşte o zaman Sylhet’in göllerindeki nilüferlere konuyor arılar. Tanguar Haor Nehri’nden yaban ördeği sürüleri havalanıyor. Eski zamanlarda bir ejderhanın dünyayı gazabıyla sarsmasıyla yer altından doğduğuna inanılan Boga Gölü’nün üzerindeki sis kalkmaya başlıyor. Chittagong vadilerinde lezzetli ananasları soyuyor genç kızlar. Kuakata Adası’ndaki
kumsallara ışıldayan dalgalar varıyor. Bagerhat’taki eski camilerin çevresinde saygıyla dolaşanlar dualar mırıldanıyorlar. Bangladeş, halkıyla gülümsüyor. Dakka’da fırından yeni çıkmış bakarkhani ekmekleri mis gibi kokmaya başlıyor. İçtenlikle gülümseyen insanların 3000 yıl önce kurdukları, çok renkli bir kültür ve tarih birikimi olan bir uygarlığın bugünkü başkenti Dakka. 18 milyona yaklaşan nüfusu, karınca yuvasını andıran trafiği, hiç bitmeyecekmiş gibi görünen hareketliliğiyle Güney Asya’nın gerçeklerinden biri olarak konuklarını karşılıyor. İlk şaşkınlığınız, Bangladeşlilerin gülümsemeleriyle kısa sürede çözülüyor. 
Gülümsemelerine olduğu kadar dillerine de tutkuyla bağlı Bangladeş halkı, Uluslararası Dil Bayramı’nı her yıl 21 Şubat'ta kutluyor. Kutlamanın merkezi Central Shaheed Minar Anıtı. Bangladeşliler çevresi çiçeklerle kaplanan anıtın önünde toplanıyor. Kentteki diğer önemli yapılar arasında mimar Louis Isadore Kahn’ın yapıtı olan Parlamento Binası; Ulusal Şehitler Anıtı, Lalbagh Kalesi, bugün Dakka Üniversitesi’nin bir parçası olan Curzon Hall; Yıldız Camii ve Pembe Saray olarak da anılan Ahsan Manzil var. Pembe Saray’ın merdivenlerini tırmandığınızda gördüğünüz Buriganga Nehri’nin çağrısına uyarsanız kendinizi Sadarghat ve Badamtoli limanlarında, gemilerin, kayıkların, muz, guava, papaya, ananas, Hindistan cevizi yüklü kamyonların arasında bulursunuz. Nehirde bir kıyıdan diğerine geçmek için ahşap kayıkları dolduran insanları izlerken Bangladeş’te nehirlerin anlamını daha iyi anlıyorsunuz. “Bu ülkeye boşuna ‘Nehirlerin analık ettiği ülke' demiyorlar!” diye düşünüyorsunuz. Gerçekten de Padma, Meghna, Jamuna, Brahmaputra ve Karnaphuli gibi güçlü nehirler, içlerinde efsaneleri ve balıkları saklarken, bir yandan da büyük bir deltanın damarlarını oluşturuyorlar.
Madem Buriganga’nın kıyısındayız, arkamızdan başlayan çarşılardaki enerjiye ayak uydurmaya çalışalım. Sokaklarda şeker kamışlarının suyunu sıkıp satanlardan biriyani kebabı pişirenlere, duvar kıyılarında kurdukları dikiş makineleriyle dikiş dikenlerden müşterilerini açık havada tıraş eden berberlere kadar o güne dek belki de benzerini görmediğiniz insanların oluşturduğu bir kalabalığın içinde kalıyorsunuz. Ama nereye giderseniz gidin, kendinizi güvende hissedeceğiniz bir ülke Bangladeş. Dakka da öyle. Her zaman tıklım tıklım olan Hindu çarşısı Shankhari Bazaar, adını kadınların ancak evlendikten sonra taktıkları deniz kabuğundan yapılan beyaz bilezik shaka’dan alıyor. Tütsülerden çiçeklere kadar her şey satılıyor burada, yine de boynunuza şahane bir çiçek halkası takmak isterseniz Shahbagh'taki çiçekçilere gitmelisiniz. Burası gelinlerle damatların en çok ziyaret ettikleri yerlerden; çünkü düğün süslemeleri de yapılıyor, binbir çeşit çiçek de satılıyor. Hatta tavuskuşu tüyü bile… Bu nokta şehirde ulaşımın neredeyse temel taşı hâline gelen “rickshaw”ların duraklarından da biri. Rickshaw’lar iki kişinin yolcu olarak bindiği, sürücünün pedal çevirerek yol aldığı üç tekerlekli bisikletler. İnsan gücüyle giden küçük birer faytonu andırıyorlar. Rengârenk süslemeleriyle adeta sanat eserine dönüşmüş olanlarını görmeniz mümkün. Rickshaw’lar yalnızca yolcu taşımıyorlar. Yolcular kucaklarında vantilatörler, televizyonlar, halılar, büyük kuş kafesleri ya da bavullarıyla da biniyorlar bunlara. Okula da onlarla gidilebiliyor, misafirliğe de... Dakka’da sayıları yüz binin üzerinde olduğu söylenen rickshaw’lar dışında, “tuk tuk” denen ve sıvılaştırılmış doğal gazla çalışıp 6-8 kişilik bir kafesi andıran araçlar, midibüsler ve otobüsler de var ki, hepsi aynı anda bir kavşağa vardığında, klaksonları çalınmaya başlıyor. İşte bu anda sakin bir yer ararsanız, Dakka Üniversitesi’nin Güzel Sanatlar Fakültesi’ni ziyaret edebilir ya da Ramna Park’a gidebilirsiniz. Üzerinde güneşin ışık oyunlarıyla küçük göletleri ve gençlerin de rağbet ettiği kıyı banklarıyla bu park her yıl 14 Nisan’da büyük bir kalabalığı ağırlıyor. On binlerce Bangladeşli kendi takvimlerine göre yeni yılı burada karşılıyor.
Kentin en şık iki caddesinden biri Gulshan. Dünya mutfağından lezzetler sunan restoranlar ve kafeler bu caddede. Diğeri ise Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün adını taşıyor. Bangladeşli kadınların giydiği sarelerin kumaşlarını Baily Caddesi’ndeki mağazalardan alabilirsiniz. Tangail Sarre Kutir iyi bir seçenek. Geleneksel elbiseler ya da el yapımı hediyelik eşyalar satın almak istiyorsanız Aarong’a uğrayabilirsiniz.
Bangladeş’in doğal güzelliklerini görmek için Dakka’dan ayrılmanız gerek; çünkü dağları, yağmur ormanları, yemyeşil vadileriyle bu ülke, içinde yol aldıkça kendisini size daha çok sevdirecek. Sylhet bölgesi, çay tarlalarıyla ünlü. Dakka’dan Sylhet’e uzanan 236 km’lik yolda, boyanmış ve kurutulmak üzere çitlere asılmış rengârenk dokuma ipliklerini; pirinç tarlalarında çalışanları, polo denen ağlarla balık tutanları göreceksiniz. Ova köylerinin güzelliğini seyrederek varacağınız Srimongol çay, ananas, muz, lime ve biber bahçeleriyle dolu. Kat ettikçe Hindistan sınırına yaklaştığınız bu yol sizi Madhabkunda Çağlayanı’na, Madhobpur Gölü’ne ve Lawachara Yağmur Ormanları’na da götürecek.
Bengal kaplanlarının yaşam alanı ise, güneydeki Sundarbans Ulusal Parkı. 2004’te bölgede 440 olan kaplan popülasyonu 2015’te tüm koruma çabalarına rağmen 106’ya kadar düşmüş. Mangrov ormanları arasında dolaşan bir Bengal kaplanı görmek isteyenler bunu başarıp dönmüşlerse, dünyanın en şanslı insanları arasında sayılabilirler! Rehberimiz Syed Mahbubul İ. Bulu, böyle bir gezide kaplanların peşinde olan bir İngiliz fotoğrafçı ile tam 13 gece bir kulede beklediklerini, kaplanı gördüklerinde fotoğrafçının heyecandan işini yapmayı unuttuğunu söyleyip gülüyor. 
Ülkenin Bengal Körfezi’ne bakan güneydoğu ucundaki Cox’s Bazar kumsalı ise deniz tatili planlayanlar için. Myanmar sınırı yakınındaki Chittagong bölgesinin bir parçası olan Cox’s Bazar, dünyanın en uzun kumsalı olarak biliniyor. Bitmemesini dileyeceğiniz güzellikteki gün batımlarıyla Inani Plajı, tuz üretimi ve Hinduların hac yerlerinden biri olan Moheshkhali Adası, kuş gözlemcilerinin favorisi Sonadia Adası ve tropikal ormanlardan oluşan Himchari Ulusal Parkı da Cox’s Bazar’ın yakınlarında. Dalış meraklılarıyla dopdolu, “Denizin İncisi” diye adlandırılan Saint Martin Adası’nı da unutmamalı. 
Yazıma Tagore’un dizesiyle başlamıştım, onun başka bir dizesini de anayım: “Küçük çiçek tomurcuklanınca bağırır: ‘Sevgili Dünya, solma, n’olursun.”  Öyleyse ben de Tagore’dan esinlenerek yazımı şu cümleyle neden bitirmeyeyim?: “Sevgili Bangladeş, hep böyle gülümse, n’olursun.”

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler

Skylife Arşivi